Ana Sayfa arrow Dini Bilgiler (Fıkıh) arrow B arrow Batıl İnançlar Ölünün Yedisi, Kırkı, Elli İkinci Gecesi
Batıl İnançlar Ölünün Yedisi, Kırkı, Elli İkinci Gecesi

Bu tür şeyler İslâm’da bulunmayan ve İslâm’ın yaşandığı dönemlerde uygulanmayan bid’at davranışlardır. Buna benzer bid’atlar hep dinî hayatın ve inançların zayıflamasıyla ortaya çıkar ve iki şeyi ispata yarar:

1. Demek ki insanlar, inançsız yaşayamazlar. Eğer Allah’ın gönderdiği gerçek dini öğrenip ona uymazlarsa kendileri icat ettikleri saçma, bâtıl dinleri uygularlar.

2. İslâm dinini bilinçle yaşayan insanlar, bu tür bid’atlara ihtiyaç duymazlar.

 Ancak, bazı işlerin ölüye yarar sağlayacağı ve bazı davranışların sevabının onlara ulaşacağı da bir gerçektir. Âlimlerin çoğu, meselâ, ölen birisi için verilen sadakanın, yapılan hayırların, şartlarına uygun olarak okunan Kur’ân-ı Kerim’in,  yapılan duaların ona ulaşacağını söylemişlerdir.[54]

 Dirilerin ölülere duası, onlar adına sadaka vermek kendilerine büyük ölçüde fayda verir.[55]

Tabiî ki ölen kişinin mü’min olarak ölmüş olması gerekir. Mü’min olarak ölmeyenler için yapılan hayırların, duaların asla kabul olmayacağını, ona fayda sağlamayacağını Kur’ân-ı Kerim bildirmektedir. [56]

Çeşitli Hurâfeler, Cahilî Âdet ve Düşünceler

Dinimizle hiçbir ilgisi bulunmayan, ancak halk arasında mutlaka uyulması gerektiği zannedilen câhilî âdet ve düşüncelerden bazıları şunlardır:

Akşamleyin tırnak kesilmez.

Akşam sakız çiğneyen, ölü eti çiğnemiş olur.

Ayak kaşınınca yolculuk var demektir.

Bir kimsenin sağ avucu kaşınınca ona para gelir, sol avucu kaşınırsa ondan (elinden) para çıkar.

Bir kimsenin üstünde dikiş dikilirse kısmeti bağlanır.

Bir kimse evinden çıkıp gurbete giderse o gün ev süpürülmez.

Bir kimsenin burnu kaşınırsa hakkında dedikodu yapılıyor demektir.

Bir kimse diğerine makas ya da bıçak verirken, eline vermemeli, bir yere koymalıdır. Eğer eline verirse  tükürmesi gerekir, değilse kavga ederler.  

Dişi çıkınca onu hiç kimsenin görmeyeceği bir yere gömmeli, yoksa o kimse için iyi olmaz, başına kötü şeyler gelir.

Doğuma giderken kadının beyinin ayakkabısı su içine konup, kadın bunun suyunu içerse doğum kolay olur.

Ellerini bağlayanın rızkı (veya kısmeti) bağlanır.

Göz dalması misafir geleceğine işarettir.

Genç kızların adı, gelinin ayakkabısı altına yazılırsa o kızlar çabuk evlenir.

Göz seğirmesi ve kulak çınlaması, o kişinin kötü haber alacağına işarettir.

Hamile bir kadın odadan dışarıya çıkarılır. Bir sandalyenin altına bıçak, diğerinin altına makas konur. Kadın içeriye girince bıçağa oturursa oğlu, makasa oturursa kızı olacağı anlaşılır.

Güneş batarken iş yapılmaz, çorap örülmez, dikiş dikilmez.

İki bayram arası nikâh olmaz.

Nikâhta kim kimin ayağına basarsa evlilikte onun sözü geçer.

Yolcunun arkasından su dökülürse, su gibi akar gider (yolculuğu kazasız geçer).

Yeni gelinin kucağına erkek çocuk verilirse, ilk çocuğu erkek olurmuş.

Bir kimse birisinin başına gelen felâketten veya bir kötülükten söz ederken, eliyle kulağını çekip, tahtaya, duvara veya herhangi bir şeye vurursa o fenalığın, üzücü olayın kendi başına da gelmesinden korunmuş olurmuş.[57]

Tabiî ki, bunlar da yukarıda sayılan bâtıl inançlardandır. Bunların doğruluğuna dair hiçbir dinî veya ilmî açıklama söz konusu değildir. İnsanlar tarafından uydurulmuş, aslı esası olmayan, fakat uygulanan bâtıl inançlardır. Bunların hiçbir faydası yoktur, ancak bâtıl olduğundan müslüman kişi bunlara inandığında ona zararı vardır. Dolayısıyla mü’min kişi bu tür hurâfelere inanmamalıdır.

Bu tür bâtıl inancı olan kişilere, bunların yanlışlıklarını, dinimize aykırı olduğunu çok iyi bir şekilde anlatmalıyız.

Mü’minler olarak, İslâm’a aykırı uygulamalardan ve  cahillerden kaynaklanan her türlü bid’at, hurâfeler ve bâtıl inanışlardan müslümanları sakındırmaya çalışmalıyız. Bunun için çok gayret göstermeliyiz. Çünkü mü’minler, insanların İslâm’a aykırı bâtıl yaşam içerisinde olmalarına üzülmelidir, onların hakka uygun yaşamalarını istemeli, bunun için çok çaba sarf etmelidir.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. (Birbirlerine) iyiliği emreder (hakka çağırır), kötülükten (bâtıldan) sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir.” [58]

 

HAKKA ÇAĞIRMAK VE BÂTILDAN SAKINDIRMAK

 

Hak; doğru ve gerçek olan şey, yani Allah Teâlâ’nın ölçü ve rızasına uygun olan demektir.  Hakk’ın zıddı bâtıldır. İslâm dini hak dindir.  “İşte en doğru (hak) din budur (İslâm’dır)”[59] Hak dini İslâm’ı Allah ve Rasûlü’nün beyan ettiği gibi kabul etmek, inanmak ve uygulamak gerekmektedir. Çünkü hak din budur. İslâm’ın dışındaki dinler (yaşam biçimleri) bâtıldır. İlk peygamber Hz. Adem (a.s)’dan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar gelen bütün peygamberler insanları hak din’e çağırmışlardır. “Andolsun ki, Biz her kavme, Allah’a ibâdet edin, tâğuta kulluktan kaçının diye (tebliğ) yapması için bir peygamber gönderdik.” [60]

“(Rasûlüm) Biz seni bütün insanlara ancak (rahmetimizin)  müjdeleyicisi,(azabımızın) habercisi olarak gönderdik’’[61] “Eğer (benim öğütlerimden)  yüz çeviriyorsanız (zaten)  ben sizden bir ücret istemedim. Benim mükâfatım Allah’tan başkasına ait değildir ve ben müslümanlardan olmakla emrolundum” [62] buyrulmaktadır. Bütün peygamberler, Allah’ın emri olduğu için insanları hakka çağırmışlar ve bâtıldan sakındırmaya çalışmışlardır.

Allah ve Rasûlü’nün gösterdiği hak yolu kabul eden mü’minler de insanları hakka çağırmalı, bâtıldan sakındırmaya çalışmalıdır. Çünkü bu, Allah ve Rasûlü’nün emridir. Mü’min kişiler Allah ve Rasûlü’nün emirlerine itaat etmelidir.

“Ey iman edenler Allah’a itaat edin, Rasûl’e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın” [63] Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederek gösterdiği hak yoldan giderek ve yasak ettiklerinden kaçınarak kendimizi ve yakınlarımızı cehennem ateşinden korumaya çalışmalıyız. Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Kendinizi ve ailenizi (yakınlarınızı) yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten (cehennemden) koruyun” [64] Allah’ın emrettiklerini yaparak ve yasak ettiği günahlardan sakınarak kendimizi ve yakınlarımızı cehennem ateşinden korumaya gayret etmemiz gerektiği gibi, aynı şekilde diğer insanların da cehennem ateşinden korunmaları için gücümüz yettiği ölçüde onları da hakka çağırıp bâtıldan sakındırmaya gayret göstermeliyiz. Çünkü Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Mü’min erkekler, mü’min kadınlar birbirinin velileridir (dostları ve yardımcılarıdır), iyiliği emrederler (hakka çağırırlar), kötülükten alıkorlar (bâtıldan sakındırırlar). Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir.”  [65]

Durra bint Ebu Leheb’den rivâyet edildiğine göre; o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.s.): Minberde iken birisi kalktı ve ‘Ey Allah’ın elçisi, insanların hangisi en hayırlıdır?’ diye sordu. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “İnsanların en hayırlısı (Kur’ân’ı) en çok okuyan, (İlâhî emir ve yasaklara uyarak)  Allah’a en çok itaat eden, hakka en çok çağıran, bâtıldan en çok sakındıran ve en çok sıla-i rahimde bulunandır.” [66]

“(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” [67] Allah’a dâvet; hakka, doğruya, iyi, faydalı, İslâmî olan işlere dâvet... Âyet ve hadis’te görüldüğü gibi, hakka çağırmanın ve bâtıldan sakındırmanın önemi anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla mü’minler olarak Arapça terimiyle “emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker" yapmalıyız. Yani iyilikleri emretmek (hakka çağırmak) kötülüklerden men etmek (bâtıldan sakındırmak) için çaba göstermeliyiz.

“Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” [68]

“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder ve kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” [69]

Hakka çağırmak ve bâtıldan sakındırmak görevinin muhâtabı, İslâm’a inanan ve inanmayan bütün insanları kapsamaktadır. Yani müslüman, emr-i bi’l-ma’ruf görevini mü’min ve kâfir tüm insanlara karşı yerine getirip herkesi hakka davet etmeye çalışmalıdır.

Tabiî ki, İslâm dâvetçisi önce İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmesi gerekir, dâvet ettiği İslâm’ı iyi bilmesi lâzımdır.

“De ki: (Rasûlüm) işte bu benim (doğru) yolumdur. Ben (insanları) Allah’a (körü körüne değil) bir basiret üzere (bilerek) dâvet ediyorum.” [70]

Körü körüne değil, İslâm’ı bilerek dâvet etmek lâzımdır. Bunun için kendisini geliştirmesi gerekir. Gerek hocalardan, itikat, ibâdet, ahlâk, siyer, tefsir, hadis, fıkıh dersleri alarak, gerekse bu tür kitapları okuyarak da öğrenebilir. Zaten dâvetçinin, önce İslâm’ı öğrenmesi ve öğrendiğini uygulaması, sonra da tebliğ etmesi gerekir. Ayrıca dâvet ettiği İslâm’ın topluma da hâkim olması, yaygınlaşması için, bu yolda gereken gayreti de göstermesi de lâzımdır. Bu şekilde Allah Teâlâ’ya iyi bir kulluk yapmaya çalışmış olur. İslâm dâvetçisinin ahlâk ve kültürü nasıl olmalı ve İslâmî tebliğ nasıl yapılır ve nelere dikkat etmek lâzımdır? Bunların iyi bilinmesi lâzımdır. [71]

Efendimiz (s.a.s.) “Din nasihattir’’ [72] buyurmuştur. Nasihat ederek Allah’ın emirlerine uyulması ve yasak ettiklerinden sakınılmasına çalışmalıyız.

Rabbimiz Allah, kendisine iyi kulluk yapılması için de insanlara nasihat edilmesini, öğüt verilmesini emrediyor.

“Sen, öğüt verip hatırlat, çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, mü’minlere fayda verir.” [73]

İnsanlara fayda verecek hatırlatmalarda bulunarak iyi işlerde insanlar birbirlerine yardımcı olmalı, insanlara dünya ve âhirette zararı olacak işlerde ise yardımcı olmamalı, hatta mâni olmaya çalışmalı. Çünkü Rabbimiz Allah öyle buyuruyor:

İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.” [74]

Asr Sûresinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Asr’a yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan, ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.” [75] Demek ki, diğerleri zarardadır, ziyandadır, sonları perişanlıktır.

Zararda, ziyanda olmak istemeyenler şunları yapmalı:                                                                

1. İman etmek,                                                    

2. Sâlih ameller işlemek,           

3. Hakkı ve sabrı tavsiyede bulunmak.

İnsanları hakka çağırarak hidâyetine vesile olmanın mükâfatı şöyle belirtilmektedir: İbn Ebu Cafer (r.a)’den, Rasûlullah (s.a.s.) Muâz (r.a.)’a “dini öğretsin diye” gönderdiği zaman ona şöyle buyurdu: 

“Allah Teâlâ’nın, senin sebebinle bir tek adama hidâyet etmesi, senin için dünyadan da, dünyanın içindeki şeylerden de daha hayırlıdır.”  [76] İşte köşeyi dönmek böyle olur.

Rasûlullah  (s.a.s.): “Ya Ali, Allah’ın senin irşadınla bir tek kişiyi hidâyete erdirmesi, senin için kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır” [77] buyurdu.

Ebu Hureyre (r.a)’dan Rasûlullah şöyle buyuruyor:

“Bir kimse, doğru bir yola (hakka) dâvet ederse, ona tâabi olanların ecirleri kadar kendisi için ecir (sevap) olur. Bu, tâbi olanların ecrinden bir şey eksiltmez.” [78]

Ne mutlu insanların bâtıldan, hakka gelmesine vesile olanlara! Âyet ve hadislerden görüldüğü gibi, İslâm’ı tebliğ etmenin ve yaşanmasına vesile olmanın mükâfatı çok büyüktür.

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Email (Üyeler adresinizi göremez)
İsim
Başlık
Yorum
 
< Önceki   Sonraki >

Site içi Arama


Rastgele Videolar

Rastge Dini Resimler


Üstad Said Nursi Resimleri 19


Üstad Said Nursi Resimleri 14


Dini Resimler 11


İlginç & Komik resimler 5


Dini Resimler 18


Üstad Said Nursi Resimleri 11

YASAL UYARI: Sitemizde bulunan tüm Multimedyaların yasal sorunlulukları multimedyalara link verilen sitelerin kendilerine aittir. yasal sorumlulukları hiçbir şekilde kabul edilemez. www.islami-video.com bünyesinde herhangi bir telif haklarına aykırı dosya bulundurmamaktadı. Ayrıca Sitemizde yer alan reklam içeriklerinin www.islami-video.com ile bir bağlantısı yoktur;
|Kullanım Şartları| ördek avı ilahiler ilahi indir | av| MaviTmhunting yozgat av videoları islami sohbet islami radyo fishingav maç özeti