Ana Sayfa,
Cömertlik

Cömert, sözlükte, eli açık olmak demektir. Cömertlik; insanın sahip olduğu imkânlardan, ihtiyaç sahiplerine meşrû ölçüler dâhilinde ve Allah rızâsından başka hiçbir amaç gütmeden, ihsân ve yardımda bulunmasını sağlayan üstün bir ahlâk kuralıdır. Mü’min kişiler  bu üstün ahlâka, cömertliğe sahip olmalı, infakta, ihsânda bulunmalıdır. Çünkü, Kur’ân ve sünnet bunu emretmektedir:

“Allah yolunda harcamada (infakta) bulunun, kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyi davranın; Allah iyi davrananları sever.” [165] 

“(Ey Muhammed!) ne vereceklerini  sana sorarlar. De ki; ‘Maldan yapacağınız harcamalar ana-babaya, en yakınlara, öksüzlere, yoksullara ve yolda kalmışlara (yardıma muhtaç olanlara) olur. Allah yaptığınız her şeyi iyi bilir.” [166]

“Hayırda ne infak ederseniz (sevabı) kendinize aittir. İnfakınız yalnız Allah rızâsı için olsun. Hayırdan ne infak ederseniz, mükâfatı tümüyle verilir, haksızlığa uğramazsınız.” [167] “Sizden birine ölüm gelip ‘ya Rabbi keşke yakın bir zamana kadar ecelimi geciktirsen de sadaka versem’ demeden önce size verdiğim rızıktan veriniz.” [168]

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

“Cömert kişi Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzaktır, insanlardan uzaktır. Cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil cömert kişiyi Allah cimri ibâdet düşkününden daha çok sever.” [169]

 Mü’min cömert olmalı, infakta bulunmalıdır.

İnfak; malı veya benzeri ihtiyaç maddelerini hayır yolunda harcamak mânâsındadır. Allah yolunda harcama yapmaya infak denir. Terim olarak infak; Gerek akrabalardan ve gerekse diğer insanlardan yoksul ve ihtiyaç sahiplerine para veya maişet yardımında bulunmak, onların geçimini sağlamak demektir.

“Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin iyi (helâl ve temiz)lerinden, Allah için sarfedn  (zekât ve sadaka verin).” [170]

“Allah’ın sana verdiğinden (nimetlerden O’nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân et (iyilik et).” [171] 

Allah’ın verdiği nimetleri, imkânları insanın sadece kendine ayırmayıp, ihtiyaç sahiplerinin de yararlanması emredilmektedir. İnfakın en iyisi kişinin çok sevdiği paradan, maldan yaptığı harcamadır. Kişinin paraya, mala ve dünyalığa arzusu,  meyli fazladır. Onları çok sever, daha çok olmasını ister. Fakat mü’min kişi, Allah’ın emri olduğundan dolayı malından, imkânlarından ihtiyaç sahiplerini de yararlandırır. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar cennete ve iyiliğin en güzeline (birr’e) ulaşamazsınız.” [172]

Mü’min bu emri dikkate alarak gerektiği zaman zekât ve sadaka vermekten kaçınmaz. Zaten kaçınmaması gerekir. Çünkü bunun önemini ve faziletini Kur’an ve sünnet ortaya koymuştur. Bundan dolayıdır ki; mü’min infak ve ihsân eder.

İhsân  kelimesi “hasene” kelimesinden türemiştir. Bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder. İhsân; güzellik, uygunluk, güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak demektir.

İhsânın iki yönü vardır:

1- Başkalarına iyilik etmek, yardımda bulunmak ve bütün bunları iyi ve güzel bir şekilde yapmak,

2- Amelde ihsân, yani bir şeyi güzel bir bilgi ile bilmek (meselâ Allah’ı) veya bir şeyi güzel bir amelle yapmak. Allah Teâlâ, ihsân sahibi olan muhsinlerle beraberdir, onları sever, onları korur, onlara dünya ve âhirette iyilikler verir. [173]

İhsan, aynı zamanda Allah’ı görüyor gibi ibâdet etmektir. Cibril Hadisinde Rasûlullah (s.a.s.) bunu belirtmektedir. İhsân “Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibâdet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan bile O seni görüyor.” [174]

Allah Teâlâ mü’minlere, adâletle birlikte ihsânı da emretmektedir. [175] Mü’min kişi kendisi için imkânların olmasını istediği gibi, diğer müminlerin de imkânlarının olmasını istemelidir. Çünkü “Müslümanlar bir tek kişi gibidir. Bir yeri ağrısa bütün vücudu ağrır (rahatsız olur).” [176]

Demek ki; bir müslümanın ihtiyacından dolayı rahatsız olması, diğer mü’minlerin de rahatsız olmasını gerektiriyor. Bir mü’min, imkânsızlıktan dolayı bir sıkıntı içerisinde ise, bütün mü’minler bu rahatsızlığı bir an önce gidermenin gayreti içerisinde olmalıdır. “Bana ne? Ne hali varsa görsün!”  demek, mü’min kişinin davranış biçimi değildir

“Kim ki; sabahleyin kalktığında, düşüncesi Allah’tan başka bir şey olursa; onun, Allah’ın hoşnutluk ve yakınlığından nasibi yoktur. Kim ki; sabahleyin kalktığında müslümanların sıkıntılarını kalbinde hissetmezse, (onların derdiyle dertlenmezse) onlardan değildir.” [177]

Müslüman müslümanın derdiyle dertlenmeli, onlara gerektiği zaman, gereken yardımı yapmalıdır. Çünkü, Rabbimiz müminleri kardeş yapmıştır. [178] Kardeşliğin gereği ne ise onu hemen yapmalıdır:

“Sizden her kim din kardeşine bir fayda verebilirse, bunu hemen yapsın, (ihtiyacını gidersin)” [179] buyrulmaktadır.

Enes b.Malik (r.a.)’dan; Rasûlullah  (s.a.s.):

“(Ey mü’min, sen mü’min) kardeşine, zâlim iken de, mazlum iken de yardım et ” buyurdu.

Sahabeler:

‘Ya Rasûlallah, şu mazlum kişiye yardım edebiliriz. Fakat o zâlime nasıl yardım ederiz?’ diye sordular.  

 “Zâlimin iki elinin üstünü tutarsın (yani onu zulümden men edersin)” buyurdu. [180]

Müslüman, müslüman kardeşine yapması gereken yardımı yapmalı, ona karşı kardeşlik görevini yerine getirmelidir.

“İyilik ve Allah’ın (yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık (kötülük) üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın azâbı şiddetlidir.” [181] Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmakadır:

“Hiç biriniz kendiniz için arzu ettiğinizi, kardeşiniz için arzzu etmedikçe (kemâliyle) iman etmiş olmazsınız.” [182]

Bir mü’min kendisini düşündüğü gibi, din kardeşini de düşünmelidir.

Hz. Peygamber döneminde kurulan İslâm kardeşliği öyle bir noktaya gelmiştir ki, kendisi ihtiyaç içersinde olan bir müslümanın, diğer müslüman kardeşini kendine tercih etmesini sağlamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler (ensâr), kendisine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içersinde bulunsalar bile onları (misafir ve muhâcirleri) kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” [183]

“O kimseler ki, iman edip hicret  ettiler ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda mücadele ettiler. O ensâr ki muhâcirleri barındırdılar ve onlara (her konuda) yardım ettiler. Onlar birbirinin dostlarıdırlar.” [184]

Âyet-i kerime, ensârın muhâcirlere karşı yaptığı fedakârlığı övmektedir. Medineli ensâr, Mekkeli muhâcir kardeşlerini, hiçbir konuda yalnız ve yardımsız bırakmamışlardır. O kardeşleri için ne yapmak gerekiyorsa onu hemen/gecikmeden yapmışlardır. Bu da kardeşliğin nasıl olması gerektiğini bizlere gösteren mükemmel bir örnektir. 

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin  eder. Allah ise, size günahtan bağışlama ve bolluk vaad eder. Allah ihsânı geniş olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.” [185]  

Cimri kişiler hem Allah  katında ve hem de insanlar arasında sevimsiz ve kötü kişiler olarak görülür

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“(İşte) onlar, hem cimrilik ederler, hem de cimriliği emir (ve tavsiye) ederler ve Allah’ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Biz de bu nankörlere, rezil edici ve alçaltıcı bir azap hazırladık.” [186]  

Mü’min, imtihan gereği birtakım imkânlara sahip olabilir, bu imkânlardan dolayı asla şımarmamalıdır. “Zenginim, imkânlarım çok” diye gururlanıp kendi kadar zengin olmayanları küçük görmemeli, onlara hava atmamalıdır. Çünkü bu imkânlar da bir imtihan gereğidir.

Mal ve servet  insanlar için bir imtihandır. [187] Bu imtihandan başarılı çıkmanın yolu da cömertlik ve infaktır.[188]

“(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz (Allah’ın takdiri, imtihan gereği diye boyun eğmeniz)  ve  Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah  kendini beğenip övünen kimseleri sevmez.” [189]

“Allah dilediği kimseye rızkı geniş verir ve (dilediğine) daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevinip yetinirler. Halbuki dünya hayatı, âhiret hayatının (sınırsız mutluluğu) yanında basit, geçici bir faydalanmadan başka bir şey değildir.” [190] 

Zenginlik de fakirlik de imtihan gereğidir. Zenginlikle şımarmamalı, fakirlikle de üzülmemeli, sabretmelidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” [191]

Dünya hayatı imtihandan ibarettir; bunu iyi anlamak gerekir ki, ne yapmamız lâzımsa onu yapmak mümkün olsun.

“Mallarınızda muhtaç ve yoksulların hakkı vardır.” [192]

“Parayı, malı ben kazandım; niye başkasına vereyim, ben aptal mıyım?” diyerek, şeytanî bir mantık ileri sürerek cimrilik yapanlar, Allah’ın ihsân ettiği imkânlardan ihtiyaç içersinde olanları yararlandırmayan cimrilerin vay haline! Asıl cimrilikleri sebebiyle aptallık yaparak kendilerine zarar vermiş oluyorlar.

“Allah yolunda harcamada (infakta) bulunun (cimrilik yaparak) kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” [193]

Cimrilik tehlikeli ve kötü bir iştir. Kişiye fayda değil, zarar getirir. Akıllı insan cimrilik yapan değil, infak edendir.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Cimri kişi Allah’a uzak, cennete uzak, insanlara uzak ve cehennem ateşine yakındır.” [194]

Yine bir hadis-i  şerif:

“Kulların sabaha erdiği her günde iki melek semâdan iner ve bunlardan biri şöyle duâ eder: ‘Ey Rabbimiz, infak edene karşılığını (sevap) ver.’ Diğeri de şöyle duâ eder: ‘Ey Rabbimiz, cimriye de telef ver (malını yok et).” [195]

Cimri kişi sıkıntı içersindedir. Parasının gideceğinden, azalacağından çok korkar. Kendisine ve çocuklarına para  harcamamak için elinden geleni yapar. Bu tip kişiler misafirliğe bile gitmek istemezler, çünkü onların da kendisine geleceğini  düşünür. Onlara içireceği çayın dahi  hesabını yapacak kadar alçalabiliyorlar. Dolayısıyla cimrilik çok kötü bir hastalıktır. Böylelerini  Allah sevmez, kullar da sevmez.

Tabiî ki, İslâmî yönü olmayan maddeci kişiler, cömert olmaya veya cimrilikten korunmaya önem vermezler, onlar maddeye önem verirler, sevabı günahı düşünmezler.

Fakat bazen İslâmî yönü olan,  İslâm’ı yaşamaya çalıştığını söyleyen, hatta İslâm’ı tebliğ eden kişilerde dahi cimrilik hastalığı görülmektedir. Tabiî ki, cimrilikten hemen kurtulmak gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Elini boynuna bağlama (cimrilik yapma), onu büsbütün de açma (israfçı olma); sonra kınanmış, pişman olmuş  bir halde oturup kalırsın.” [196] Ne cimri ne de israfçı olmamak gerekir. “Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” [197]         

“O kimseler (mü’minler) ki, harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, (harcamaları) bu (ikis)inin arasında dengeli olur.” [198]

Mü’minler her hususta dengeli olmalıdır, aşırıya gitmemelidir, ifrat ve tefritten sakınmalıdır.

İsraf ederek hayır yaptığını, hayır yapacağı zaman da israf ediyormuş gibi, sanmak ve hayır yapmayı terk etmek çok yanlıştır. İmam-ı Azam (rh. a.)’in belirttiği gibi:

“İsraf etmede hayır, hayırda israf olmaz.”[199] 

Onun için, gerektiği zaman infak etmeli, sadaka vermeli.

Sadaka: Allah Teâlâ tarafından, karşılığında sevap verilen bağıştır.[200]

“Onlar ki, mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır.” [201]

“Müslüman kişi ailesinin ihtiyacı için harcama yapar ve bundan sevap umarsa bu ona sadaka olur (sevap kazanır).” [202]

“Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun.” [203]

Sadaka vermek için zengin olmak gerekmez, yapılan yardım az da olsa hayırdır, sevabı vardır. Herkes gücü nisbetinde ihtiyaç sahiplerine katkıda bulunmalıdır.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Veren el, alan elden hayırlıdır.” [204]

Tabiî ki, malından fedakârlık yaparak veren, cimrilik etmeyen, hayırlı kişidir.

“İnsanların  (veya müslümanların) en  hayırlıları; dostlarına ve komşularına hayrı dokunandır.” [205]

“İnsanların en hayırlısı iyiliği beklenen, kötülük etmesinden korkulmayan kimsedir.” [206]

Hadislerden de görüldüğü gibi, insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.

“Altın ve gümüşü (parayı, malı) biriktirip, onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları da acıklı bir azapla müjdele! O gün (bu paraları) cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak: ‘İşte bu nefisleriniz için biriktirip yığdıklarınız. Haydi biriktirip istifçilik ettiğiniz şeylerin acısını tadın’ (denilecektir).”  [207]

Parasını, malını biriktirip ihtiyaç sahiplerine vermeyerek cimrilik yapanların âkıbetinin çok kötü olacağını, âyet-i kerimelerden öğrenmiş oluyoruz.

“Rasûlullah (s.a.s.) bir keresinde, “Hanginiz vârisin malını kendi malından daha çok sever?” diye sordu. Cemaat:

‘Ey Allah’ın Rasûlü içimizde herkes kendi malını vârisin malından çok sever’ dediler. Bunun üzerine “Öyleyse şunu bilin, kişinin gerçek malı hayatında (infak ettiği) gönderdiğidir. Geriye bıraktığı da vârislerin malıdır.” [208] buyurdu. Tabiî ki,  insanın gerçek malı Allah rızâsı için insanlara verdiği malıdır. Bunun mükâfatını âhirette kat kat görecektir.

“Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırlar, ancak Allah’ın rızâsını kazanmak için olsun. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.”  [209]

İnsanlara yapılan iyilikler, zekât, sadaka ve yardımlar sadece Allah rızâsı için olmalıdır. İnsanlar arasında iyi kişi olarak bilinsin ve övülsün, “ne iyi insan, bravo!” densin diye veya herhangi bir çıkar için yapılan yardımların hayrı yoktur.

İnfak parayla, malla olduğu gibi çeşitli şekilde de olmaktadır. İnsanlara güler yüzle davranmak, dertli olanların derdini paylaşmak, insanlarla iyi geçinmek, güzel sözle yapılan tebliğ ve her türlü iyilik infaktır, sadakadır ve sevabı vardır. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“İki kimse arasında adâletle muâmele etmek sadakadır. Hayvanına (arabasına) bindirmek yahut eşyasını yüklemek (eve taşınırken, eşyasını taşımak için yardımcı olmak) pek âlâ bir sadakadır. Güzel söz (güler yüz) de bir sadakadır. Namaza gitmek için kişinin attığı her adım da bir sadakadır. Yolda gelip geçene ezâ veren şeyleri gidermek de bir sadakadır.” [210]

Peygamberimiz (s.a.s.):

“Her iyilik sadakadır” buyurdu. [211] İyi şeyler yapıldığında sevap olduğu gibi, günahlardan kaçınmakta da sevap vardır, bu da sadakadır.

Peygamberimiz (s.a.s.):

“Her müslüman sadaka vermesi lâzımdır” buyurdu. Oradakiler tarafından:

‘Ya Rasulallah sadaka verecek bir şey bulunmazsa ne yapar?’ dendi. Rasulallah (s.a.s.):

“Çalışın! Elinizin emeği ile kazandığını hem kendisi harcar, hem de sadaka verir” buyurdu. ‘Çalışmaya gücü yetmezse ne yapar, dersiniz?’ denildi. “Yardıma  muhtaç olan mazlûma yardım eder” buyurdu. ‘Böyle bir yardım etmeye gücü yetmezse ne dersiniz?’ denildi. “Hakka çağırır, bâtıldan sakındırır” buyurdu. ‘Bunu yapmaya gücü yoksa ne dersiniz?’ dediler. “Kötülükten, (günahlardan) kendini korur, bu da onun için bir sadakadır ” [212] buyurdu.

 Demek ki, günahlardan sakınmak da sadakadır. Sevap vardır. “Şüphesiz ki sadaka ömrü uzatır, kötü ölümü defeder. Allah sadaka sebebiyle kibir ve övünme hastalığını giderir.” [213]

“Sadaka vermeye koşunuz. Çünkü belâ sadakayı  geçmez (sadaka, sahibini belâ  ve  musibetten, tehlikelerden  korur).” [214]

“Her kim haram mal toplar da bundan sadaka verirse bunda onun için hiçbir sevap yoktur. Günahı ise kendisine kalır.” [215]

“Allah, helâl maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez.” [216] Sadakanın kabul olması için, sadaka helâl kazançtan olmalı ve Allah rızâsı için verilmelidir.

“Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka günahları yok eder.” [217]

Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vâcip veya nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttır. Zekât, Allah tarafından farz kılınmıştır. [218] Rasûlullah (s.a.s.) çeşitli hadislerinde farz olan zekâtı belirtmiştir. İslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir. [219]

Fitr sadakası vâcip hükmünde bir sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yakın, yoksullara verilmesi gereken bir sadakadır. Buna kısaca “fitre” denir. Sadaka, geniş anlamıyla nâfile olarak yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara yapılan iyilik, lütuf ve ihsânları, hatta insanların gönlünü hoş eden davranışları kapsamına alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer hayır ve hasenât bu niteliktedir. Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle belirtilir:

“İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnâdır. Sadaka-i câriye, kendisinden yararlanılan ilim (yazmış olduğu faydalı kitaplar, yaptığı emr-i bi’l-ma’ruflar) veya kendisine hayır duâ eden sâlih çocuk.” [220] Sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescit (câmi), yoksullar için aş evi, hastane ve İslâmî ilimler okutulan okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır. İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece, bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler. [221] Müslüman kişi farz olan zekâtını vermeli, ayrıca gerektiği zaman fakirlere yardımda bulunmalı, kesinlikle cimri olmamalıdır.

“Dini (o, hesap gününü) yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip kakan, yoksulun yiyeceği ile ilgilenmeyip yardımı teşvik  etmeyen de odur. Vay haline o namaz kılanların ki, onlar namazlarından (onun öneminden gayesinden ve geçtiğinden) gâfildirler. Hem de onlar, gösterişçilerdir. (Onlar, zekât veya yardım ve) yardımlaşma için en basit şeyleri dahi esirgerler.” [222] Müslüman cömert olmalı, asla cimri olmamalıdır. Tabiî  ki, dünya bir imtihandır. Sınav gereği insanlar zengin veya fakir olabilir. Mü’min zenginse sadakasını vermeli; lüksten, israftan, cimrilikten kaçınarak çocuklarına, kendisine gerektiğinde harcama yapmalıdır.

Fakir kişi de helâl yönden imkânlarını artırmaya ve kimseye muhtaç olmamaya çalışmalıdır. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

“Sizden birinin sırtında odun taşıyıp onu satarak geçinmesi, halktan sadaka istemesinden daha hayırlıdır.” [223]

Mü’min, insanlara yük olmaya değil, yükünü taşımaya çalışmalıdır. Buna rağmen fakir olduğunda, ihtiyaç gerektiğinde verilen yardımı kabul etmelidir. Gururlanarak ‘O da kimmiş, bana yardım yapıyor?’ diyerek verilen yardımı geri çevirmemelidir. Hem ihtiyaç giderilecek, hem de yardım yapana sevap  kazandırmış olunacaktır.

Hikmetli bir  söz: 

“Fakirlikle küçük düşme korkusu, zenginlikle şöhret hırsı, insanı kör (duyarsız) ederek, hakikati görmesine engel olur.” Dolayısıyla “verilen yardımdan dolayı küçük düşerim” endişesiyle borç para veya herhangi bir yardım istememek  ve bundan dolayı mağdur olmak yanlıştır.

Tabiî ki müslüman, aç gözlü değil tok gözlü olmalı, elindekiyle yetinmeye çalışmalı, fakat zor durumda kaldığında ise, müslüman kardeşlerine durumunu arz etmeli, onlar da bu sorunu çözmeye çalışmalıdır. Çünkü bu, müslümanların kardeşlik görevidir.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Kimin güvenliği (oturacak evi) sağlanmış, sağlığı yerinde ve  yiyecek şeylere de sahipse sanki bütün dünya ona verilmiş (gibi zengin) sayılır.” [224]

Yani, temel ihtiyaçlarını gideren kişilerin de zengin sayılacağı belirtilmekte ve onların şikâyetle değil, şükürle meşgul olmaları istenmektedir.

Her Müslüman, gücü nisbetinde sadaka vermelidir. İnsanları hakka çağırmanın ve bâtıldan sakındırmanın (Tirmizi, Birr 26), “Allah’a şükretmenin ve O’nu tesbih (zikir ) etmenin bir sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Müsafirîn 84). Bir kimseye yol veya adres tarif etmek, güzel söz söylemek, yapılan tüm iyi şeyler sadakadır (Buhârî, Cihad 72; Müslim, Zekât 50-52).

Bunları bilen kişi, bu hayırlardan, sevaplardan yararlanmalıdır. Mü’min, kapitalist, maddeci kişiler gibi paraya, mala çok önem veren, bunu biriktiren ve hayır yapmayan ve parayı kazanırken helâla-harama dikkat etmeyen “param çoğalsın da  nasıl çoğalırsa çoğalsın fark etmez” diyen kişiler gibi değildir. Mü’min, İslâm’a uygun olmayan şeyleri uygun görmez ve onu yapmamaya çalışır.

Mü’min yeri geldiğinde Allah yolunda malını ve canını verebilmeli ki, korktuğu cehennemden korunsun ve umduğu cennete kavuşsun.

“Ey İman edenler! Sizi acı bir azaptan  (cehennemden) kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi? Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır. O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte büyük mutluluk ve kurtuluş budur.” [225] Âyet-i kerimede hayatın iman ve cihaddan ibâret olduğu ve iman ve cihadın “büyük mutluluk ve kurtuluş” sebebi olacağı bildirilmektedir. Dolayısıyla lafla cennete girilmez, iman ve sâlih amelle girilir; işte bu, böyledir

» 2 Yorumlar
2"gercektn=)" tarafından serap de Tuesday, 17 February 2009 18:05
bencede çok uzun.bence bunun kısaltılmışı olsaydı daha iyi olurdu ama benim ödevim falan değil ben19 yaşındayım.üniversiteye gidiyorum.beyza sana katılıyorum ama ben hepsini okumadım.benim canım sıkılınca böyle yani sitelerde dolaşırım.msn versne küçük kız küçük seni küçük.bu arada ben tıp bölümünü okuyorum.az önce çalıştım derslerime.çok yorumdum.bi 10 dakika dinlendim.sonra bilgisayarın başına geçtim.neyse sen bana msn ni ver olur mu?
1"süperr!..(cokk uzun yhaa)" tarafından beyza de Tuesday, 17 February 2009 17:57
süperr!:.. ama cok uzun yhqaa okumakta canım cıktı ama yinede okumam gerekti.cünkü komposizyon yazzmanm gerekiyodu öğretmen ödev vaerdii.ben daha 12 yasındayım.kücüğüm ama siz kaç yaslarındasınız ben burayaa sadece ödevim,i yapmakiçin geldim baska bi anlamı yokk!..=)
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

Rastgele Videolar

Rastge Dini Resimler


Kutsal Emanetler 4


Üstad Said Nursi Resimleri 15


Mekke Resimleri 14


Dini Resimler 6


Üstad Said Nursi Resimleri 21


İbretlik Resimler 11

YASAL UYARI: Sitemizde bulunan tüm Multimedyaların yasal sorunlulukları multimedyalara link verilen sitelerin kendilerine aittir. yasal sorumlulukları hiçbir şekilde kabul edilemez. www.islami-video.com bünyesinde herhangi bir telif haklarına aykırı dosya bulundurmamaktadı. Ayrıca Sitemizde yer alan reklam içeriklerinin www.islami-video.com ile bir bağlantısı yoktur;
|av oyunları dövüş videoları MaviTm sazan avı videoları sazan avı videoları islami videolar maç özeti ilahi dini radyo av islami videolar maç özetleri domuz avı av asker videoları dövüş videoları av videoları av videoları balık avı videoları domuz avı Eğitici Öğretici Av videoları İlginç av videoları asker sitesi islami sohbet domuz avı asker videoları sağlık sorunları ilahiler ilahiler av oyunları av videoları balık avı dövüş videoları sazan avı