Ana Sayfa arrow Dini Bilgiler (Fıkıh) arrow İ arrow İman Amel ve Ibâdetin, Iman ile Alâkasi Nedir?
İman Amel ve Ibâdetin, Iman ile Alâkasi Nedir?
Amel, insanin inandigi seyleri yasamasi, dînin emrettiklerini yerine getirmesi, yasakladigi seylerden de kaçinmasi demektir. Amelin îman ile yakindan alâkasi vardir. Insan önce bir sey'i benimser, dogruluguna inanir, sonra da o inandigi sey'i yaparak yasar. Bununla beraber amel, îmanin bir parçasi degildir. Yani, insan dînin emirlerini yerine getirmese ve ibâdetini yapmasa dahi, îmandan çikmis olmaz, inancini inkâr etmis sayilmaz. Sadece günahkâr olmus olur.
Ne var ki, amel ve ibâdet, kalbdeki îmani kuvvetlendirir, te'sirini artirir, insani kemâle ve olgunluga ulastirir. Insanin inancinin geregini yapmamasi ise, imanin insan davranislari üzerindeki müsbet te'sirinin zamanla kaybolup zayiflamasina yol açar. Insan davranislari üzerinde îmanin te'sirleri zayifladikça menfî duygular, kötü huylar, zararli arzûlar, günahlar, insanin his dünyasini kaplar. Bâzan bu hâl, onu küfre, yani, îmanini kaybetmeye bile götürür.
Çünkü islenen herbir kötülük ve günah, dînin emirlerine zid her bir amel ve hareket, kalbe isleyip îman *ûrunu lekeler ve siyahlandirir.
Peygamber Efendimiz bu duruma, su ifadeleriyle isaret buyurmuslardir:
"Bir günah isliyen kimsenin kalbinde, siyah bir leke hâsil olur."
Günahlar tekrarlandikça kalbdeki siyahlik artar, îmanin *ûru gitgide zayiflamaya yüz tutar. Bu hâl, kalbin bütünüyle kararip katilasmasina, îman *ûrunun tamamen sönüp kaybolmasina kadar devam eder.
Bunun içindir ki, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var" denilmistir.
İmân Ağacı ve Meyveleri

 

Yüce Allah harika bir teşbihle imanın insan gönlündeki yerini ve davranışlarındaki tezahürünü şöyle ifade etmiştir: “Görmezmisin ki Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir kelime, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O  ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. İşte Allah öğüt alsınlar diye insanlara böyle misaller getirir. (İbrahim, 24 - 25)

 

Müfessirlerin cumhuruna göre söz konusu güzel kelimeden maksat kelime-i şehadettir. Müminin kalbinde kök salan bu kelime bütün iyilik ve güzelliklerin kökü mesabesindedir, amelleri değerli ve geçerli kılan odur. İmana ve ihlasa dayanmayan söz ve davranışlar ise köksüz ağaç gibidir. Ayette geçen güzel ağaçdan maksat ise mü’mindir. Duygu ve düşünceleri iman ve ihlasla sulanan mümin her an güzel yemişler sunan verimli bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökü derinlerdedir. Şüphe ve inkar rüzgârları, ilhad selleri bu köklü ağacı sökemez. Mümin güçlü iman sayesinde dimdik ayaktadır. Bu ağacın görüntüsü de güzel, meyveleri de güzeldir. Mevsimlik değildir, her an meyve sunar.

 

Bu teşbih imanın fert hayatındaki tezahürünü gözler önüne serdiği gibi genelde İslam medeniyet ve toplumların yapısını ve görüntüsünü de ortaya koymaktadır. İslam medeniyeti asıl itibariyle vahye dayanır. Yanıp sönen duygulara, geçici heveslere, fertlere, zaman ve zemine göre değişen düşüncelere dayanmaz. Bütün eşya ve olaylar yaratıcının varlığı ve birliği esasına göre değerlendirilir. Tevhid temel ölçüdür. Fert ve toplum hayatı tevhid zeminine oturtulduğu zaman sağlamdır. İman zemininde yükselen İslam medeniyeti dalları semayı kaplayan muhteşem bir ağaç gibi asırlarca insanlığa güzel meyveler sunmuş, inançsızlık çölünde bunalanları gölgesinde serinletmiştir.

 

Her ağacın bakıma ihtiyacı olduğu gibi iman ağacının da bakıma ihtiyacı vardır. Mümin onu her an faydalı ilim, salih amel, tefekkür ve tezekkürle sulamalıdır. Aksi halde o da diğer ağaçlar gibi kurumaya yüz tutar. Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumu şöyle ifade etmişlerdir:

 

“Elbisenin eskidiği gibi iman da kalp de eskir. İmanınızı yenileyiniz” (A. İbni Hanbel Müsned 2/359) İman, öğretimin yanında bilhassa eğitim işidir. Davranışlara yansımayan iman yapraksız, meyvesiz ağaç gibidir. İslamiyet hayattan dışlandıkça verim azalmakta, kullanılmayan ilaç gibi etkisiz kalmaktadır. Kelam konusu olan imanla dinimizin kaynağı iman elbette bir değildir. Nitekim teşrih masasında incelenen kadavra ile diri insan da aynı değildir.

 

İslâm’a değer verildikçe İslam toplumu değerli oldu. İslam ağacı ilimle, tefekkürle amel-i salih ile sulanıp korundukça dallanıp budaklandı. Bir dönem yeryüzünün üçte birine fiilen hakim oldu. İlim, sanat ve hukuk alanında ölümsüz eserler verdi, pek çok buluşlara öncülük etti. Güçlü İslam sayesinde müslümanlar örnek ve önder toplum haline geldiler. Taklid eden değil, taklid edilen oldular. Ayette belirtildiği gibi kökü sabit, dalları semayı tutmuş bir ağaç gibi başları dik ve onurlu yaşadılar. Zira İslam’ın çarkı hızlı dönüyordu, özellikle orta çağ müslümanların çağıydı. Zaman geçti çark yavaşladı hatta tersine dönmeye başladı, değirmenden un çıkmaz, ağaç meyve vermez oldu. Zira bu ağaç bakımsız kaldı. Etrafında zararlı bitkiler türedi. Zaman zaman İslam ağacının zayıflayıp kuruması için bu zararlı bitkiler beslenip büyütüldü. Hz. Peygamber bu durumu önceden haber vererek şöyle buyurdu: “Halatın tel tel kopup zayıfladığı gibi İslam prensipleri de teker teker çözülecek” (A. İbni Hanbel Müsned Hadis no: 147) Bu çözülme, prensiplerin bizzat zayıflaması anlamında değil, uygulanmaması anlamındadır. Çünkü islam “Hiç kopmayan sağlam bir kulp” tur. (Bakara: 256) 

 

Muhteşem iman ağacının gölgesinden ve meyvelerinden hem müslümanlar, hem de gayr-i müslimler istifade etti. Eskisi kadar olmasa da bu istifade yine sürmektedir. Bu ağaç sulanıp korundukça istifade daha da artacaktır. Bu sulama ve koruma işi de öncelikle müslümanların görevidir. Ağacın her zaman ve zeminde meyve verme kabiliyeti vardır. Mühim olan bu kabiliyeti yaşatmaktır. Bu da ictihadla, tecdidle, köke bağlı kalmak şartıyla yeni açılımlarla olur. Köke bağlı kalmak şarttır. Zira ayette de belirtildiği gibi bu ağacın kökü sabittir. Zaten köksüz hiç bir şey yaşamaz. Yanıp sönen ideolojiler köksüzlüğün örnekleridir. Köke zarar vermeden dallarda bazı budamalar yapılır ki yeni filizler çıksın, böylece ağaç güçlensin.

 

İslam’ın güçlenip genişlemesine yol açacak bütün açılımlar iman ağacının sulanması mesabesindedir. Bu işi yapacak olanlar da uzmanlardır. Ziraatte uzman olmayanlar yanlışlık yaparak ağaçları kurutabilirler.

 

Din alanındaki yenilenme daha ziyade tefekkür, sanat ve hukuk alanında olacaktır. Düşünceler de nesiller gibi üremekle hayatiyetlerini devam ettirirler. Gelişen dünyaya ayak uydurmak, daha da öte İnsanlık kervanının kılavuzu olabilmek için her bakımdan örnek ve önder olmak müslümanın en önemli görevidir. Yerinde saymakla yol katedilmez. Geriye ise örnek almak için bakılır, tarihte yaşanmaz tarihten ibret ve örnek alınır. Bütün mesele kökü mazide olan âti olmaktır. “Kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç” benzetmesi tam da bunu belirtmektedir. Mâzi kavramı hem geçmiş zaman hem de derinliği ifade eder. İman ağacının kökleri hem Hz. Adem’e kadar uzanan maziye, hem de mümin kalbinin derinliklerine iner. Âti (gelecek) kavramı ise hem kıyamete kadar ki istikbâli hem de genişliği kapsar. Bu da İslam’ın bütün zaman ve  mekanları kuşatması demektir.

 

Kökü kâim, meyvesi daim olan bereketli İslâm ağacı yanında bir de köksüz ve meyvesiz inkâr ağacı vardır ki yüce Mevlâ bunu da şöyle tanımlamaktadır:

 

“Kötü bir kelime de, yerin üstünden koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaç gibidir. (İbrahim: 26) Buradaki kötü kelimeden maksat inkar, kötü ağaçtan murad ise kâfirdir. İnkar ağacının ne kökü, ne dalı ne de faydalı meyvesi vardır. İnkara dayalı söz ve davranışların ne Allah katında ne de insanlar yanında değeri vardır. Bu ağaç insanlığa hep zehirli meyveler sunmuş, hali hazırda da sunmaktadır. Bu ağacın hayatı tabiî değildir. Şeytan ve onun askerleriyle ayakta tutulmaktadır. Yalan ve nefret suyuyla sulanmakta, sahte meyveler vermektedir. Bu ağaç Firavun ve Nemrutları ve onların yandaşlarını gölgelendirmektedir. Fakat hep altındakilerin tepesine yıkılmıştır. Zira köksüzdür.

 

Netice şudur ki; güzellikler güzellikleri, kötülükler ise kötülükleri doğurmaktadır. Hurma ağacından Ebû cehil karpuzu devşirilmediği gibi zakkum ağacından da hurma devşirilmemektedir. Bütün mesele iman ağacının ihlasla, ilimle, amel-i salihle yeşertmek, hayat veren meyvelerini her an devşirebilmektir.

 Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed

  

Rasûllullah (s.a.v.)' e duyulan muhabbetin derecesi imanın ölçüsüdür. Kim imanını  sınamak isterse, Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e olan sevgisini kontrol etsin. O'nu gerçekten seviyor mu? Sevgisinde samimi mi? O'nu kendi malından daha çok seviyor mu? O'nu kendi evlâdından daha çok seviyor mu? O'nu kendi canından daha çok seviyor mu? İşte o zaman huzur bulur mü'min insan; işte o zaman emin olur imanından...İşte o zaman kendisini İslâm nimetiyle şereflendiren kerem sahibi Allah'ına hamd etmiş olur.  İslâm'ın Şartları İslâmın beş şartı var;
Bilmek bile saadet,
Bunlara kim uyarsa
Ona açılır cennet...
Şartlardan birincisi:
Kelime-i Şehadet;
Tek ve Büyük Allah'tan
Başka tanrı yok elbet.
Onun son peygamberi
Şanı Yüce Muhammed
İkinci şart namazdır.
O ne güzel ibadet.
Günde yarım saate,
Sığar beş vakit nöbet...
Üçüncü şart Ramazan
Orucunadır niyet.
Gündüz yiyip içmeden
Sevinçle geçer müddet...
Dördüncü şart zekâttır,
Allah vermişse servet:
Bedelini kırka böl,
Birini hediye et...
Bir defa hac'ca gitmek,
Olabilirse kısmet.
Beşinci şart islâmın
Kâbesini ziyaret...
AnlayanaGösterdim ! Gördü anlamına gelmez... Söyledim ! Duydu anlamına gelmez... Duydu ! Doğru anladı anlamına gelmez... Anladı ! Hak verdi anlamına gelmez... Hak verdi ! İnandı anlamına gelmez... İnandı ! Uyguladı anlamına g... İMAN VE AMEL"İman yetmiş küsür şubedir. Haya imandan bir şubedir." (Müslim rivayet etti) Buhari’nin lafzı ise şöyledir: "…altmış küsür." *Buhari K.İman 8Ebu Saîd’den: Rasulullah (sav)’ı şöyle söylerken işittim:"Sizden kim bir münkeri görürse onu eliyle değiştirsin. Bunu yapamazsa diliyle değiştirsin. Bunu da yapamazsa kalbiyle (buğzetsin). Bu ise imanın en zayıfıdır." *Müslim K.İman 80    Ebu Davut Tirmizi Nesei,İbni Mace ve Ahmet rivayet etmiştir.İbni Abbas’tan: -Abdülkays heyetinin Medine’ye Rasulullah’ı ziyerete gelmesi ile ilgili uzun bir hadisin bir bölümde- Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:"Tek olan Allah’a iman etmenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Dediler ki: Allah ve Rasülü daha iyi bilir. Dedi ki: Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun Rasülü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini vermektir…" * Buhari rivayet etti K.İman : 51Ebu Ümame’den: Rasulullah (sav) şöyle dedi:"Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir ve Allah için men ederse imanı kemale erdirmiş olur." *Ebu Davut ,4061 ; ve Tirmizi sahih bir senetle rivayet etti.Ebu Malik el-Eşarî’den: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:"Temizlik (abdest) imanın yarısıdır…" *Müslim K.Taharet , 328, Tirmizi, Nesei,İbni Mace ,Darimi ve Ahmed rivayet etti."Rabbine and olsun ki aralarında çıkan ihtilafta senin hakem tayin etmedikçe, sonra da senin verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe, iman etmiş sayılmazlar." *Nisa 55"Bir kul, şaka ile olsa bile yalanı ve doğru sözlü olsa bile gösterişli olmayı tamamen terk etmedikçe iman etmiş sayılmaz." *Ahmed b Hanbel Müsned ,8411<<<<<<<<<<<<<<<< "Zani bir kimse zina yaptığı sırada mümin olarak zina yapmaz. Hırsız, çaldığı sırada mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçki içen kimse, içki içtiği sırada mümin olarak içmez." *Müslim, Darime el-Eşribe 2014"….Yağmacı bir kimse, yağmaladığı zaman mümin olarak yağmalamaz." * Ahmed b Hanbel Müsned ,8646"Allah’a yemin olsun ki iman etmemiştir. Allah’a yemin olsun ki iman etmemiştir. Allah’a yemin olsun ki iman etmemiştir. Denildi ki: Kim iman etmemiştir ey Allah Rasülü! Dedi ki: Komşusunun kendisinden emin olmadığı kişi iman etmemiştir." *Buhari K.Edep 5557,Müslim, Tirmizi ve Ahmed rivayet etti.Yukarıdaki hadislerde Rasulullah (sav); şer’î hükme boyun eğmemek, yalan, gösteriş, zina, hırsızlık, içki içmek, yağmalamak ve komşuya eziyet etmek gibi fiilleri -amellerden olmasına rağmen- imanı tamamen ortadan kaldıran veya imanın kemalini gideren veya zayıflatan hususlardan saymıştır.Amellerle iyi durumlar veya imanı artıran ve kuvvetlendiren hususlar arasında bir ilişki bulunduğunu gösteren naslardan bazıları ise şunlardır:"İnsanlar onlara: Düşmanınız olan insanlar size karşı büyük bir ordu topladılar, onlardan korkun, dediler. Bu, onların imanını artırdı da: Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir, dediler." *Al-i İmran 137"İnananlar ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, âyetleri okunduğu zaman bu, onların imanlarını artırır ve Rablerine güvenirler" *Enfal : 2"İnananların imanlarını kat kat arttırmaları için kalplerine güven indiren O’dur. Göklerdeki ve yerlerdeki ordular Allah’ındır. Allah bilendir, hakim olandır." *Fetih :4İman ile amel arasında var olan bu sağlam organik bağ, Allah Subhanehu’nun kitabında açık ve net bir şekilde, yetmişden daha fazla konuda "salih amel" ile iman kelimelerinin yan yana işlenmesi ile yer almıştır. Bu nedenledir ki imanın bir kapı, amelin ise bir başka kapı olduğunu kesinlikle söyleyebiliyoruz. İmanın amel, amelin de iman yerine kullanılması, ancak aralarındaki kuvvetli ilişki nedeniyledir ve mecazi açıdan yapılan bir kullanımdır; gerçek anlamıyla yapılan bir kullanım değildir.<<<<<<<<<< a) Kur'an-ı Kerîm'de "İman edenler ve salih amel işlenenler..." diye başlayan pek çok ayet vardır (el-Bakara 2/277; Yunus 10/9; Hüd 11/23). Bu ayetlerde iman edenlerle salih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel imanın bir parçası olsaydı, "iman edenler" denildikten sonra bir de "salih amel işleyenler" denmesine gerek olmazdı.b) Bazı ayetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Mesela: "Her kim mümin, olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar" (Taha 20/112) buyurulmuştur. Eğer iman ile amel aynı şey veya amel imanın parçası olsaydı, o zaman ayrı ayrı zikredilmezlerdi. c) Bazı ayetlerde de büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği ifade edilmiştir. Bunlardan birinde: "Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin..." (el-Hucurat 49/9; ayrıca bk. el-Bakara 2/178; et-Tahrîm 66/8) denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyerek ameli terkeden kişilerden "müminler" diye söz edilmiştir. d) Peygamber Efendimiz döneminden itibaren büyük din bilginleri, kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde dinin emrettiği amel­leri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri -yaptıklarını helal ve meşru görmedikleri sürece- mümin saymışlar, ancak bu kimselerin günahkar mümin olduklarını ifade etmişlerdir. Bu, Ehl-i sünnet alimlerinin ortak görüşüdür.  6-İmanlı mü’min gaflete düşmez Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Haşir 59/18Gaflete düşmeden dünya hayatını tamamlamamız gerek.Dünya hayatının uzunluğuna,gençliğine,makam ve mevkiine bakıp da,Ahireti ihmal edenlerin ziyanları,her gün biraz daha artmaktadır.Bunun içindir ki; Yüce Peygamberimiz hayırlı amellerle geçen ömrün uzun olmasını,hayırlı amellerden uzak olan bir ömrün ise; kısa olmasını temenni etmişlerdir.Veya azabı gördüğü zaman şöyle diyecektir: "Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik yapanlardan olsaydım." Zümer 39/ 58                                           (Ona): "Hayır sana âyetlerim geldi de onlara yalan dedin, kibirlenmek istedin ve kâfirlerden oldun." (denir.) Zümer 39/59Kağıda yazılanlar bu dünyada kalır.Gönüle yazılanlar bizimle beraber gider.Allah’dan ümidinizi kesmeyin.Kur’an’a sımsıkı sarılın,Rasülün yolundan yürüyün.Bunun içindir ki,dünya hayatını uzun zannedip de Allah’ın emirlerinden uzklaşanlara yazıklar olsun.Onların uzun zennettikleri ömür,aslında çok kısadır İnsanoğlunun ömrü ,gökten inen bir damla suya benzer .O damlalar birleşerek ırmakları meydana getirir,o ırmaklar vadilerden kıvrıla kıvrıla geçerek büyük denizlere karışır.İşte; bir damla sudan ve belki bir damlanın milyonda birinden meydana gelen insanoğlunun ömrü de tıpkı böyledir.Büyük denizlere ulaşan o sular,nasıl ki geri yatağına dönemez iseler,insanoğlu da,geçirdiği ömrünün bir saniyesine dahi geri dönemez.         Hapishaneleri ziyaretle,nefislerinin esiri olan insanların hallerini görerek,akıllı haraket edip oralara düşmemeye çalışalım.         Hastahaneyi ziyaret ederek; Allah’ın verdiği çeşitli dertlerden hatahanede yatan,dertlerinin verdiği elem ve kederle inim inim inleyen,derdinin dermanı bulunmamış,parasız pulsuz,ziyaretçisiz yatan hastaları görerek,Allah’ın bizlere lütfetmiş olduğu aklın ve sıhhatin kıymetini bilmeyi öğrenelim.         Mezarlığı ziyaretle orada yatan binlerce mevtanın birer insan olduklarını düşünelim.Onların da bir gün bizler gibi hayatta olduklarını gözlerimizin önüne getirelim.fakat şimdi onların bir avuç toprak haline geldiklerinin şahidi olalım.Hatta biraz daha derin düşünerek,orada yatanların bizlere sanki şöyle seslendiklerini kabul edelim :         Ey İnsanoğlu! Ben de bir zaman senin gibi güçlü kuvvetli idim.Maalesef dünya hayatımı büyük bir gaflet içerisinde geçirdim.Ahiretim için değil,sadece dünyam için çalıştım.İlahi emirlere kulak vermeyerek,nefsani arzularımın esiri oldum.Şimdi ise ruhum azab içinde..diyen feryadı duyar gibi olalım.Mezarlığın düşünen insanlar için büyük bir ibret levhası olduğunu aklımızdan asla çıkarmayalım.          “Akıllı kimse kendisini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.Aciz kimse,nefsini hevasına tabi kılar ve Allah’dan olmayacak şeyler bekler.” Tirmizi (Riyazü’s-Salihin,c.1,S.83)Mü’min 23 /12 (Onlara şöyle cevap verilir): "Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah'a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O'na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah'ındır."--Sinek gülü görünce yüzünü ekşitirmiş,pisliği görüncede sevincinden kanat çırpar,alkış tutarmış.--Her iki arı da aynı çiçeğe kondu,aynı yerden beslendi birinin yediği bal diğerinin ki zehir oldu. Yunus İmanda bu çeşit farklılığın bulunduğuna Kur'an-ı Kerim'de işaret edilmiştir: “Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden (alaylı bir şekilde) 'bu hanginizin imanını artırdı?' diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır.” (Tevbe 9/124); “O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir.” (Fetih 48/4); “Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların (mü'minlerin) imanlarını artırır.” (Enfal 8/2)7-İman ve Büyük günah Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan, Peygamberimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını söylemek “iman” dır. İbâdetler, imandan değildir. Fakat, imanın kemâlini artırır ve güzelleştirirler. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe, iman artmaz ve azalmaz, buyuruyor. Çünkü iman, kalbin tasdîk etmesi, kabûl etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehm denir. İmanın kâmil veya noksan olması, ibâdetlerin çok ve az olması demektir. İbâdet çok olunca, imanın kemâli çok denir. O hâlde, müminlerin imanları, Peygamberlerin imanları gibi olmaz. Çünkü, bunların imanları ibâdetler sebebi ile kemâlin tepesine varmıştır. Diğer müminlerin imanları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki iman, iman olmakta ortak iseler de, birincisi, ibâdetler vâsıtası ile, başka dürlü olmuşdur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. Müminlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, üstünlükler bunları yüksek derecelere çıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka türlü olmuştur. Müminin, büyük dahî olsa, günah işlemekle imanı gitmez. Kâfir olmaz. İmâm-ı a’zam, Bağdâdın büyük âlimleri ile, bir yerde oturmuşlardı. Biri gelip dedi ki: “Bir mümin, babasını haksız olarak öldürse ve sonra şarâb içerek serhoş olsa ve zinâ etse, imanı gider mi?”. İşiten âlimlerin hepsi, o mümine kızdı. Bunu sormağa lüzûm yok! İmanı elbet gider. Kâfir olur dediler. İmâm-ı a’zam buyurdu ki, “O kimse yine mümindir. Günah işlemekle, imanı gitmez”. Âlimler, bu cevâbı beğenmeyip, İmâm-ı a’zama dil uzatdılar. Sonra, İmâm sözünü isbât edince, hepsi kabûl etdi. Günahı çok olan bir mümin, son nefesi buğazına gelmeden evvel, tövbe ederse, kurtulması çok umulur. Çünkü, Allahü teâlâ, tövbeyi kabûl edeceğini va’d buyurmuştur. Eğer tövbe etmek şerefine kavuşamadı ise, onun işi, Allahü teâlânın irâdesine kalmıştır. İsterse günahlarının hepsini af ederek Cennete sokar. İsterse Cehennem ateşi ile veyâ sıkıntılar ile günahları kadar, azâb yapar. Fakat sonunda kurtularak, yine Cennete girer. Çünkü, âhıretde merhamete kavuşamıyan, yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan, rahmete kavuşacaktır. Eğer günahlarından dolayı önceleri rahmete kavuşamazsa, sonunda Allahü teâlânın lutfü, inâyeti ile kavuşacaktır. 8-İman Ne Zamandan Beri Müslümâniz?

Kâlû Belâ'dan beri Müslümaniz.
Kâlû Belâ Ne Demektir?
Allah dünyayi ve içindeki varliklari yaratmadan evvel, öncelikle gelmis ve gelecek bütün insanlarin ruhlarini yaratmistir. Bunlari ruhlar âlemi denilen bir âlemde bir araya getirmistir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitâben:
- Ben sizin Rabbiniz degil miyim? diye sormustur. Ruhlar da:

Evet, sen bizim Rabbimizsin, diye cevab vermislerdir. "Ancak sana ibâdet eder, senden yardim dileriz" demislerdir. Iste bu konusmanin vuku' buldugu zamana, Kâlû Belâ denir
Allah daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimî ve dogru oldugunu ortaya çikarmak için, su dünyayi bir imtihan yeri olarak yaratmistir. Ve her bir ruhu ayri bir bedene yerlestirerek, onlari belli zaman araliklariyla su imtihan meydanina göndermistir. Böylece insanin önüne iki yol açilmistir:
Ya akil ve iradesini iyiye kullanarak Kâlû Belâ'daki gibi Allah'i Rab tanimakta devam edecektir. Yahut da iradesini ve aklini kötüye kullanarak Rabbini ve Allah'ini inkâr edecek, O'na kulluktan kaçacak, seytan'in yoluna sapacaktir.
Allah'a sonsuz sükürler olsun ki, biz Müslümanlar, Kâlû Belâ zamaninda Rabbimize verdigimiz sözde duran kimseleriz. Insâallah son nefesimize kadar da bu sözümüzde durmaya devam edecegiz.
» 2 Yorumlar
2"YİNEDE" tarafından EYLÜL de Tuesday, 15 January 2008 13:32
yinede siteniz çook güzel adım eylül bu arada siteyi yapan kişiye çok teşekkürler
1"KEŞKE" tarafından eylül de Tuesday, 15 January 2008 13:29
yha ben sitenizi çook beyendim ama keşke salih amel resimide koysaydınız ödevim için çook gerekiyor çook
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

Konular
Okunma
Cevap
Yazar
senın adın mavı olsun (5) (1) Gizem
gıttın (4) (1) Gizem
ıhlamuru beklerken (2) (1) Gizem
emın mısın (3) (1) Gizem
ılla namaz illa namaz (11) (1) Gizem
:uçurum çıçeğı (28) (3) Gizem
nasıl allaha yoneleceğım eyvah demeden (9) (1) Gizem
:bu gece gokyuzume bır sen düşüreceğım (27) (3) Gizem
bır ömurde sana yanacağım (11) (1) Gizem
slm (7) (1) Gizem
hergun bır resım (15) (1) Gizem
sensızım (19) (1) Gizem
hiç mıraca çıktınızmı (14) (1) Gizem
Muzaffer Gürler CaruDem ilahi albümü albümlerini full indir ücretsiz (14) (1) umeyr
:yağmur (38) (3) Gizem
Toplam Forum Konusu : 877 Toplam Forum Mesajı : 1646

Rastgele Videolar

Rastge Dini Resimler


İlginç & Komik resimler 2


Dini Resimler 19


İlginç & Komik resimler 15


Üstad Said Nursi Resimleri 5


Medine resimleri 10


Medine resimleri 13

Yeni Üyelerimiz


a_h_s_e_n

seiftipse

beytuk

tamer14

Somalia

naingipiefino
YASAL UYARI: Sitemizde bulunan tüm Multimedyaların yasal sorunlulukları multimedyalara link verilen sitelerin kendilerine aittir. yasal sorumlulukları hiçbir şekilde kabul edilemez. www.islami-video.com bünyesinde herhangi bir telif haklarına aykırı dosya bulundurmamaktadı. Ayrıca Sitemizde yer alan reklam içeriklerinin www.islami-video.com ile bir bağlantısı yoktur;
|Kullanım Şartları| ilahiler ilahiler ilahi indir | Estetik| MaviTm yozgat av videoları islami sohbet maç özeti islami radyo ilahiler kral oyun