Ana Sayfa arrow K arrow Kafirler İle Ticaret Yapmak müslüman olmayanlarla alış veriş
Kafirler İle Ticaret Yapmak müslüman olmayanlarla alış veriş
kantarBu bayramlarda gayri müslimlere bayramlık eşya ve maddeler satmak veya ahş-veriş yapmak üzere onların çar­şılarına gitmek meselesine gelince: Daha önce değindiğiniz gibi

bu konuda îmam-ı Ahmed İbn Hanbeli'ye vaktiyle şöyle bir soru soruldu; "Şam'daki hıristiyanlar tarafından kutlanan Turyabur ve Deyr-i Eyyüb gibi bayramları düşü­nelim. Müslümanlar bu şenliklerde bulunup çarşıda satılan koyun, sığır, un ve buğday gibi şeylerden satın alıyorlar. Sa­dece çarşılarda geziyorlar, yoksa onların mabedlerine gir­miyorlar bu konuda ne dersin?" İmam bu soruya şu karşılı­ğı verdi; "Müslümanlar onların mabedlerine girmedikleri, sa­dece çarşılarına gittikleri takdirde bunun hiç bir sakıncası yoktur" Ebu Hasan Amidi de aynı konuda şöyle diyor; "Ka­firlerin bayram şenlikleri sırasında çarşılarında sattıkları mallara gelince bu çarşılara gitmenin hiç bir sakıncası yok­tur. Ahmed İbn Hanbel'inin bu görüşte olduğu Muhanna ta­rafından rivayet ediliyor. Yasak olan hareket, müslümanla-rın bu bayramlarda kafirlerin mabedlerine ve kiliselerine git­meleridir. Yoksa pazarlarında satılan mallarına müşteri ol­maları değildir".

Ahmed İbn Hanbelİ'nin bu sözleri, bu çarşılara mutlak anlamda, yani hem müşteri ve hem de satıcı olarak katılma­yı caiz gördüğü şeklinde yorumlanabilir. Çünkü O "Müslü­manlar, onların mabedlerine girmedikleri, sadece çarşıları­na gittikleri takdirde bunun sakıncası yoktur" diyor. Bu ifade hem satıcıyı ve hem de müşteriyi kapsamına alır nite­liktedir.

Diğer ve daha güçlü görülen bir ihtimal onun, sadece müşteri sıfatı ile bu çarşılara katılmaya izin vermiş ve oralarda mal satmayı bu izin kapsamına almamış olmasıdır. Çünkü soruyu soran kimse kendisine kafirlerin bayram şen­likleri sırasında kurdukları pazarlara müslümanlann katılıp katılamayacaklarını sormuş ve maksadının sadece bu nok­tayı öğrenmek olduğunu, sorusunun son cümlesindeki "On­ların mabedlerine girmeksizin sadece mal satın alırlar" şek­lindeki ifadesi ile açıkça belirtmiştir. Sorunun sahibi olan Muhanna b. Yahya Sami'nin yetkili bir fıkıh bilgini olduğu­nu da göz önüne almak gerekir.

Bizim anladığımız kadarı ile-ki doğrusunu Allah bilir- so­runun sahibi olan Muhenna kafirlerin bayramlarına katılma­yı yasaklayan delilleri işitmiş ve bunun üzerine Ahmed İbn Hanbeli'den bu şenlikler dolayısıyla kurulan alış-veriş pa­zarlarına gidip bir şeyler satın almanın bu bayramalara ka­tılmak gibi sayılıp s ayım ayacağını öğrenmek istemiş, İmam da bu çarşılara gitmenin serbest olduğunu söylemiştir. Ya­ni Muhenna, Hanbeli'ye müslümanın bu çarşılarda kafirle­re mal satıp satmayacağını sorusunda söz konusu etmemiş­tir. Bunun sebebi bunun birşeyi öğrenmek gereği duymamış olması da olabilir.

Öte yandan Ebu Hasan Amidi'nin sözleri de bu yorum­ların her ikisine elverişlidir. Fakat daha geçerli ihtimal, onun bu çarşılarda mal satmayı da serbest saymış olmasıdır. Çünkü O, "Müslümanlara yasak olan şey, kafirlerin mabedlerine veya kiliselerine gitmektir" diyor.

Şunu hemen vurguluyalım ki, Ahmed İbn Hanbelİ'nin de­diği gibi bu şenlikler sırasında kurulan pazarlara gitmek ve mabedlerde düzenlenen törenlere katılmaksızın oralardan mal satın almak, sakıncasız ve caizdir. Çünkü burada ne gü­nah bir davranışa katılmak ve ne de günaha yardakçılık et­mek söz konusudur. Sebebine gelince kafirlerden mal satın almak aslında caizdir ve günaha yardakçılık anlamı taşımaz. Tersine böylelikle onların dindaşları tarafından satın alının­ca kötülüğe alet edileceği açık olan malların bir kısmı gü­nah yolunda kullanılmaktan kurtarılmaktadır. Buna göre onlardan mal almak bu yönü ile kötülüğü azaltıcı bir nite­lik taşır.

Ayrıca İslam'ın ilk yıllarında cahiliye geleneğinin deva­mı olarak kurulan bazı pazarlardan müslümanlann alış-ve­riş yaptıklarım, hatta Rasulullah'ın (s.a.v.) de bu pazarların bazılarına katıldığını biliyoruz. Bu pazarların bir kısmı hacc mevsimi sırasında ve bir kısmı da batıl cahiliye bayram­ları vesilesi ile kuruluyordu.

Ayrıca şu da var. Çoğunlukla karşılaştığımız durum, çarşılarda günah işlemek için kullanılabilecek olan malla­rın satıldığı gerçeğidir. Mesela bir müslüman düşünelim ki, masum bir kimseyi öldürmek için silah veya alkollü iç­ki hazırlamak için meyva suyu satılan bir çarşıya gidip bu mallara müşteri olmuştur. Bu alış-veriş sakıncalı olmak bir yana, iyi bir şeydir. Çünkü bu malların normal alıcıları gayri müslimlerdir ve İslam'iyet onlara bu konuda serbest­lik tanımıştır.

Bu arada bir müslümanın mal satın almak amacı ile ka­fir ülkelere gitmesi dinimizde caizdir. Bilindiği gibi Ebu Be­kir (Allah ondan razı olsun) Rasulullah (s.a.v.) zamanında o sırada kafirlerin elinde olan Şama'a giderek oradan mal sa­tın almıştır. Ömer tarafından da bu ticaretin serbest olduğunu belirten bir hadis rivayet edilmiştir. Hakkında daha baş­ka Hadis'lerin de bulunduğu bu konu bu kitabın başka ye­rinde daha detaylı bir biçimde incelenecektir. Açıktır ki, müslümanların mal almalarının serbest bırakıldığı bu kafir ülkelerin çarşılarında, günah yolunda kullanılabilecek çeşit­li mallar satılmaktadır.

Bunun yanında müslüman tüccarların kafirlere, söz ko­nusu bayram şenliklerinde kullandıkları yiyecek, elbise ve koku maddeleri gibi mallar satmalarına veya böyle şeyleri müslümanların kafirlere hediye etmelerine gelince böyle bir hareket, bir anlamda, kafirlere bayram olan bayramları­nı kutlama konusunda destek olmak demektir. Burada gö­zetilmesi gereken temel perensip şudur: Kafirlere alkollü iç­ki hazırlamak üzere üzüm veya meyva suyu satmak caiz de­ğildir. Yine onlara müslümanlara karşı kullancaklan silah­lar da satılamaz.

Ömer'in (r.a.) müslüman olduktan sonra Mekke'de otu­ran, müşrik kardeşine ipekten yapılmış bir kat elbise hedi­ye etmesi, kafirlere ipek satılabileceğini gösterir. Bu yüzden iki çelişik rivayetin daha doğru olanına göre alkollü içki kul­lanmak asla caiz değildir. Çünkü ipek genel anlamda mubah­tır, fakat çok miktarda kullanılması insanların bir kısmına (erkeklere) haram kılınmıştır. Bununla birlikte aslında ge­rek ipek işlemeciliği ve gerekse ticareti caizdir. İşte bu ko­nudaki çoğunlukla hakkında yanılgıya düşülen temel peren­sip budur.

Eğer Ahmed'in yukarıdaki sözlerinin ilk yorumu olarak "kafirlere bayramlık eşya satmayı mubah sayıyor" denirse bilmek gerekir ki, İmam Ahmed'den kafir ülkelere böyle mallar ihraç etmekle ilgili iki çelik görüş nakledilmiştir. Bu tip malları bayramlarında kafirlere satmanın, onları kafir ül­kelere ihraç etmek gibi olacağı söylenebilir. Oysa kafirle­rin bayram şenliklerinde kullanılacak elbise ve yiyecek maddelerini kafir ülkelere ihraç etmek, onlara dinlerinde des­tekçi olmaktır. Kafirlere bu tip malları ihraç etmemiz yasak­landığına göre kendi ülkemizde onlara bu tip mallar satma­mız haydi haydi yasak olur. İmam-ı Ahmed'în ortaya koy­duğu temel prensiplerin çoğu ve bir çok sözleri böyle bir sa­tışı yasak saymasını gerektiriyor. Fakat acaba bu yasak, bu işi haram saydığı anlamına mı, yoksa bundan kaçınılma­sının daha iyi olacağını düşündüğü anlamına mı geliyor? Bu konuda karar vermek için aşağıdaki inceleme yazısını oku­malıyız. Görülebileceği gibi bu inceleme yazısının yazan olan Abdülmelik Habib[6] bu tip satışların mekruh olduğu hu­susunda alimler arasında görüş birliği olduğunu ve İmam-ı Maliki'nin bu işi haram saydığını açıkça belirtmektedir. Abdülmelik b. Habib, "Vazıha" adlı eserden aldığımız bu in­celemesinde şöyle diyor:

"Hıristiyanların İsa (a.s.), haç, saygı gösterdikleri eski din büyükleri ve azizleri adına kestikleri kurbanlar da böyledir. Gerek İmam-ı Malik ve gerekse diğer imamlar bu tip kur­banların etinin yenmesini mekruh saydılar. Biz de bu görüş­teyiz. Bu tip kurbanların etleri Kur'an'daki

"Allah'tan başkası için kesilen kurbanlar" (Bakara: 2/173) yasağının kapsamına benzemektir. Doğrudan doğruya bu ayet'in kapsamına giren etler, kafirlerin taptıkları putlar adına kestikleri kurbanların etleridir.

Bazı alimler -hıristiyanlar tarafından boğazlanan hayvan­ların etlerini yemeyi Allah bize helal kıldı- diyerek bu meseleyi hafif görmüşler, üzerinde fazla durmamışlardır. Oy­sa bu görüşü ileri sürenler dayanak olarak ileri sürdükleri ser­bestiyi, yani kafirlerin kestikleri hayvanların etlerini yiye­bileceğimiz serbestisini bize nakledenlerin ne söyledikleri­ni ye neyi kasdettiklerini biliyorlar. Bu serbestliği İbn-i Vehb, İbn-i Abbas'dan, Ubade b. Samit'ten, Ebu Der-da'dan,[7] Süleyman b. Yesar'dan, Ömer b. Abdülaziz'den, îbn-i Şihab'dan, Rebİa b. Abdurrahman'dan, [8]Yahya b. Sa-id'den, [9] Mekhul'den[10] ve Ata'dan rivayet ediyor.

Kafirlerin gerek bayramları dolayısıyla gerek azizleri gerek ölüleri ve gerekse kiliseleri için kestikleri kurbanla­rın etlerinden yememek daha doğrudur. Üstelik bu etleri ye­menin diğer bir sakıncası, böylece onların müşrikliklerine saygı gösterilmiş olmasıdır.

Nitekim Said Muafiri,[11]İmam-ı Malik'e hıri s uyanların ölüleri için hazırlayıp dağıttıkları yemeklerden müslümanın yiyip yiyemeyeceğini sordu ve Maliki'd.en şu cevabı aldı: Müslümanlar, hıristiyanların dağıttıkları bu yemeklerden ye­memelidir. Çünkü bu yemekler müşrikliğe saygı gösterme amacı ile hazırlanıp dağıtılır ve bu yönleri ile kafirlerin bayramları sırasında ve kiliseleri için kestikleri kurbanlara benzerler. [12]


Kafirlerle Kiralama ve Alım-Satım İlişkisi
 

Bu arada İbn-i Kasım'a bir hıristiyan tarafından Ölü­münden sonra kilise adına satılsın diye vasiyet edilen ma­lın, bir müslüman tarafından satın alınıp alınamayacağını sordular. îbn-i Kasım bu soruya karşılık şöyle dedi:

"Hayır böyle bir malı almak müslümana helal değildir. Çünkü bu alış-veriş hıristiyanların şeriatlerine ve dini gele­neklerine saygı göstermek anlamına gelir. Böyle bir malı alan kimse iyi bir müslüman değildir"

Yine İbn-i Kasım'a kilise arazileri hakkında, eğer bir pa­paz bu arsaların bir kısmını kiliseyi tamir edebilmek için satılığa çıkarırsa-ki bu arazi muhtemelen kilisenin ihtiyaçla­rını karşılamak üzere vakfedilmiştir- bir müslümanın böy­le bir yeri satın alıp alamıyacağını sorunca ondan şu ceva­bı aldı:                                                               

"Bir müslüman iki sebepten dolayı böyle bir yeri alamaz. Birinci sebep, böyle bir yeri almak kiliseye saygı göstermek anlamına gelir. İkinci sakınca vakıf yerlerin satılması ile ilgilidir. Bilmek gerekir ki, onların kendi vakıfları ile ilgili ya­pabilecekleri tavarrufiar, sadece müslümanlar için caiz olan tasarruf şekilleridir. Fakat görüşüme göre her hangi bir müslüman hakimin böyle bir konuda ne yürütme ve ne de en­gelleme yetkisi yoktur".

Yine bu İbn-iKasım'ahıristiyanların bayram şenlikleri­ne giderken bindikleri gemiye müslümanlann binip bineme-yecekleri sorulunca, bunun mekruh olduğunu, sebebine ge­lince bir müşriklik geleneğine uymak için biraraya gelen hı-ristiyanlann üzerine Allah'ın gazabının inme tehlikesinin va­r olduğunu söylemiştir.

Yine bu İbn-i Kasım hıristiyan bayramları dolayısıyla müslümanlann, hıristiyanlara daha önce kendilerine verilmiş olabilecek olan hediyelere karşılık hediye vermelerinin mekruh olduğunu, böyle bir hediyeyi hristiyanlann bayram­larını kutlamak ve hıristiy ani arın küfürlerini desteklemek saydığını belirtmiştir.

Görüldüğü gibi, İbn-i Kasım, bayram törenlerinde kulla­nacakları maddelerin müslümanlar tarafından hıristiyanla­ra satılmasını helal saymakta, bu sıralarda onlara ne et, ne elbise, ne deri satmanın, ne binek hayvanı kiralamanın ve ne de başka her hangi bir destek sağlamanın doğru olmadığı­nı belirtmektedir. Bunun tersi olan hareketler, onların müşrikliklerini desteklemek ve küfürlerine yardımcı olmaktır. Buna göre müslüman hükümdarlar, halkı böyle davranışlar­dan alıkoymalıdırlar. Bu görüş îmam-ı Malik ile birlikte öbür imamların ortak görüşüdür. Hiç bir imamın bu görüşe kar­şı çıktığını duymadım. Hıristiyanların bayramlarında kestik­leri kurbanların etleri de, mekruhluğu hakkında görüş bir­liği bulunan bu davranışlar bütününe dahildir. Hatta bana gö­re bu, onlardan daha ağır bir mekruhtur.

îbn-i Habib'in bu inceleme yazısı burada sona eriyor. Gö­rüldüğü gibi, İbn-i Habib, kafirlerin bayramlarında kullanacakları maddeleri müslümanlann kendilerine satmalarının mekruh olduğu hakkında mezhep imamları arasında görüş birliği olduğunu ve İmam-i Maliki'nin bu işin helal olama­yacağını söylediğini açıkça belirtmektedir.

Bu konuya meseleler hakkında İmam-ı Ahmed'in ne söylediğini ortaya koyan belgelere gelince İshak b. İbrahim şöyle diyor:

"Bir defasında Ebu Abdullah'a (Ahmed İbn Hanbeli'ye) hıristiyan mabedleri için vakfedilen bir gayri menkulün müslümanlar tarafından kiralanıp kiralanamayacağını sor­dular. Ebu Abdullah bu soruya:

"Müslüman asla böyle bir yeri kiralamamak, böylelikle asla hıristiyanların küfürlerine yardakçı olmamalıdır" diye cevabını verdi.

Başka bir defasında da bir marangoz mecusi (ateşe ta­panlar) ölüleri için sanduka yapıp yapamayacağını so­runca ondan:

"Sakın bunu yapıp onların kafirlik geleneklerine destek olma" cevabını aldı. Buna karşılık Muhammed b. Hakem'in[13] müslüman bir mezarcının gayri müslim ölüler için ücret karşılığında mezar kazıp kazamayacağı şeklin­deki sorusuna:

"Bunun hiç bir sakıncası yoktur" şeklinde cevap verdi.

Gayri müslim ölülere sanduka yapmakla mezar kazmak arasındaki bu hüküm farklılığının sebebi şudur: Sanduka, tıp­kı kilise gibi, onların batıl dinlerine özgü bir semboldür. Oy­sa normal bir mezar böyle değildir. O özü bakımından ne gü­nah bir şeydir nede kafirlerin dini özelliklerindendir"

Öte yandan Hilal de İmam-ı Ahmed'in konumuzla ilgi­li görüşleri hakkında şunları söylüyor:

"Konumuz evini gayri müslimlere kiralayan ve satan kimse hakkındadır. Muruzi'ye dayanılarak bildirildiğine göre bir defasında Ebu Abdullah'a (Hanbeli'ye) bir müslü-manın evini, orada dinine göre ibadet yapacak bir gayri müslime satıp satamayacağını sordular. Ebu Abdullah bu so­ruya şu karşılığı verdi:

"O evde hıristiyan mı oturup tapınma yapacak? Hayır, müslüman, evini içinde çan çalıp duvarlarına haç asacak kimselere satamaz. Müslüman evini kafirlere satamaz".

Öte yandan Ebu Haris'e[14] dayanılarak bildirildiğine gö­re başka bir defasında İbn-i Abdullah'a bu konuda şöyle bir soru soruldu: "Müslümamn biri evini satılığa çıkardı, bunu duyan bir hıristiyan fazla fiyat teklif ederek kendisine cazip bir müşteri niteliği kazandırdı. Hıristiyan olabileceği gibi ya-hudi ve mecusi olması da mümkün olan böyle bir müşteri­ye müslüman evini satabilir mi?" İmam'uı bu soruya verdi­ği karşılık şudur:

"Hayır, müslümanın evini herhangi bir kafire satmasını ve böylece evinde küfür işlenmesine zemin hazırlamasını onaylamıyorum. Böyle bir kimse evini bir müslümana sat­malıdır".

Fakat İbrahim b. Haris'e[15] dayanılarak bildirildiğine gö­re bir gün Ebu Abdullah'a şöyle bir soru soruldu: "Müslü­man bir kimse evini oturmak üzere bir gayri müslime kira­lıyor. Bu ev sahibi kiracısının evinde içki içeceğini ve diğer şirk geleneklerine uyacağını bile bile evini kiraya veriyor.

Bu konuda ne dersiniz? Ebu Abdullah (Hanbeli) bu soruyu şöyle cevaplandırıyor:

"İbn-i Avn,[16] evini sırf gayri müslimlere kiralar ve niçin böyle yaptığını soranlara da böylece onları sıkıntı ve baskı altına aldığını söylerdi. Bu sözleri ile gayri müslimleri hor­lamak veya aşağılamak istediğini söylemiyordu. Söyele-mek istediği şey, bir müslümanı kiracı edinerek onu sıkmak, baskı altına almak istemediği idi. Bu düşüncesini açıklarken de "Müslüman bir kiracımdan gidip kira isterken onu sıkın­tıya sokmuş, baskı altına almış olurum. Fakat eğer kiracım gayri müslim olursa bi iş bana daha kolay geliyor" diyordu.

Benim anladığıma göre Ebu Abdullah, İbn-i Avn'in bu sözlerini beğenmekte, yerine getirmektedir. Esrem'de onun bu cevabını aşağı, yukarı ayni sözlerle nakletmektedir. Ge­rek İbn-i Haris'in ve gerekse Esrem'in Ebu Abdullah'a at­fettikleri cevaplar aynı soru ile ilgilidir.

Öte yandan Muhanna bu konuda Ahmed İbn Hanbe-li'den şu sözleri nakleder: Ahmed'e, müslüman bir kimse­nin içinde zina işleneceğini bile bile evini bir mecusi'ye (ate­şe tapana) kiralayıp kiralayamayacağını sordum. Bana İbn-i Avn'm müslümanlara ev kiralamayı doğru görmediğini, çünkü kira istemekle onları sıkıntıya sokmuş olacağın! ve bu yüzden gayri müslimlere ev kiralamayı doğru gördüğünü an­latarak cevap verdi.

Ebu Bekir Hilal bu meselede diyor ki: "Müslüman bir kimsenin gayri müslime ev kiralayıp kiralayamayacağı hususunda Ahmed İbn Hanbeli'nin ne düşündüğünü nakle­den herkes onun bu konuda Ebu Avn'in ne yaptığını anlatmakla yetindiğini, kendi görüşünü söylemediğini belirtiyor. Onun, müslüman bir kimsenin evini bir gayri müslime sat­masını şiddetle mekruh saydığını naklettiklerine göre, eğer ev kiralama konusunda kendi görüşünü belirtmiş olsa, şah­si kanaatime göre kiralamayı satış gibi sayardı. Bu durum­da Ahmed'in bazı intikal eden sözlerine göre müslüman bir kimse gayri müslime ev satamaz. Çünkü bu evde kafir­lik işlenecek, duvarlarına haç asılacak veya başka kötülük­ler yapalacaktır. Oysa bana göre gayri müslimlere ne ev satılabilir ve ne de kiralanabilir. Çünkü ikisi de aynı ka­pıya çıkar".

Bu arada bize anlatıldığına göre İshak b. Mansur'a bir de­fasında Ahmed İbn Hanbeli'ye, Evzai'nin bir müslümamn hıristiyanlara ait bir üzüm bağına bekçilik edip edemeyece­ğini soranlara bunu mekruh saydığını belirterek cevap ver­diğini anlatınca Ahmed İbn Hanbeli, Evzai'nin bu fetvası hakkında şunları söyledi:

"Ne güzel cevap vermiş. Çünkü bu üzüm bağı alkollü iç­kinin kaynağıdır. Yalnız eğer bu bağa bekçi olması istenen müslüman bağda yetişecek üzümlerin alkollü içikiden baş­ka bir maksat için kullanılacağım kesinlikle biliyorsa o azaman bu bağın bekçisi olmasında hiç bir sakınca yoktur".

Ebu Nadr Aceli'nin[17] bildirdiğine göre de Ahmed İbn Hanbeli müslüman bir hamalın hıristiyanlara alkollü içki, do­muz ve ölü hayvan eti taşımasını mekruh saydığını, fakat yaptığı İş mekruh olmakla birlikte böyle bir hamalın ücret almasının hakkı olduğunu ve eğer bu maddeler bir müslü­man için taşmırsa bunları taşımanın daha ağır bir kerahat ol­duğunu belirtmiştir.

Okuduğumuz bu belgeleri Özetleyerek olursak Ahmed İbn Hanbeli bir müslümamn evini kafire satmasını yasak sayı­yor. Fakat bu yasak, bu işten kaçmmayı teşvik edici mi, yok­sa böyle bir işlemi haram sayıcı bir yasaklama mıdır, mese­lesi imamın arkadaşları arasında tartışma konusudur.

Şerif Ebu Ali b. Ebu Musa'ya[18] göre Ahmed İbn Hanbe­li bir müslümanm gayri müslime ev satmasını, satılan bu ev­de Allah'a küfredileceği ve haramların mubah sayılacağı ge­rekçesi ile, mekruh kabul ediyor. Fakat eğer böyle bir satış yapılmış ise işlemi geçersiz saymıyor. Ebu Hasan Amidi de İmam'ın sadece satış yapmayı normal anlamda mekruh ka­bul ettiğini ileri sürüyor.

Oysa Ebu Bekir Hilal ile Kadı'nm konu ile ilgili sözle­rinden Ahmed İbn Habeli'nin böyle bir satışı haram saydı­ğı sonucu çıkıyor. Ebu Bekir Hilal'in mesele ile ilgili söz­lerini yukarda okuduk. Kadı'nın söyledikleri de şöyledir: Bir müslümamn evini, burayı ateşgede (ateşe tapanların tapına­ğı) veya kilise olarak kullanmak isteyenlere kiralaması ve­ya orada alkollü içki satacak olan bir müşteriye satması caiz değildir. Mal sahibinin gayri menkulü satarken orada alkollü içki satılmasını şart koşması veya koşmamış olma­sı Önemli değildir, orada içki satılacağını eğer biliyorsa bu hüküm değişmez.

Çünkü Ebu Haris'in bildirdiğine göre Ahmed İbn Han-belin bir müslümamn içinde küfür işleyecek olan bir kafi­re ev satmasını caiz görmediğini, böyle bir kimsenin evini müslümana satmasını tercih ettiğini belirtiyor.

Ebu Bekir de bu mesele ile ilgili olarak kiraya vermek ile satmak arasında fark olmadığını, buna göre Ahmed İbn Hanbeli'nİn satışı caiz saydığı takdirde kiraya vermeyi de caiz sayması gerektiği gibi, eğer satışı yasak görüyorsa ki­raya vermeyi de yasak sayması gerektiğini söylüyor.

Yine Ahmed İbn Hanbeli, hıri s uyanların kiliseleri için vakfettikleri gayri menkulleri müslümanların kiralayamaya-cağını, çünkü böyle bir işlemin hıristiyanların tutum ve inançlarını desteklemek anlamına geleceğini söylüyor. İmam-ı Şafii'nin bu meseledeki görüşü de aynıdır.

Görüldüğü gibi Kadı Ebu Bekir, bir müslümanın içinde içki satacağını bildiği bir gayri müslime, evini veya dükka­nını satmasını haram sayıyor. Böyle derken İmam-ı Ah-med'den nakledilen kafire ev satılamayacağı ve kilise vakıf­larının kiralanamayacağı şeklindeki sözleri delil olarak gös­teriyor. Bundan da anlaşılıyor ki, bu iki durumdaki yasak­lama ona göre haram sayıcı (tahrimî) bir yasaklamadır.

Kadı bu konudaki sözlerinin bir yerinde şöyle diyor: "Eğer biri ortaya çıkar da -İmam-ı Ahmed, kafirlerin için­de kötülük işleyeceklerini bile bile müslümanların gayri menkullerini kiralayabileceklerini caiz saymadı mı?- derse kendisine şöyle cevap verilir: "Ahmed'in bu mesele ile il­gili olarak bize ulaşan sözü, ona İbn-i Avn'ın kiraya verme konusundaki sözleri anlatılınca bu sözleri beğendiğidir".

Bu sözlerinden de Kadı'riın gayri müslimlere ev ve dük­kan kiralamayı caiz görmediği açıkça anlaşılır. Ayrıca O "Eğer Ahmed satışı caiz görüyorsa kiralaması da caiz gör­mesi ve eğer satışı yasaklıyorsa kiralamayı da yasaklama­sı gerekir" diyerek bu konudaki görüşünü kesin bir şekilde belirtmiş oluyor.

Ahmed îbn Hanbeli'nİn gayri müslimlere ev veya dük­kan satma konusundaki sözleri iki türlü yoruma elverişlidir. Eğer İbn-i Haris'e söylediği "Eğer müslüman gayri menku­lünü başka bir müslümana satarsa daha hoşuma gider" şeklindeki sözlerine bakacak olursak onun bu satışı kaçınılma­sı teşvik edilecek (tenzihi) bir üslûpla yasakladığı sonucu­nu çıkarırız. Buna karşılık Muruzi'nin naklettiği sözlerinde bu işi çok önemli sayarak "kafirlere gayri menkul satılamaz" şeklinde konuştuğuna ve konu Üzerinde ısrarla duruşuna bakacak olursak İmam'ın bu satışı haram saydığı sonucuna varırız.

Kafirlere gayri menkul kiralama meselesine gelince İmam-ı Ahmed'in bütün arkadaşları kiraya vermekle ?atışı aynı saymışlardır. İmam'ın kendi görüşüne gelince bu ko­nuda İbn-i Avn'den naklettiği söz kendi sözü değildir. Ay­rıca o, İbn-i Avn'ın davranışını adamın iyi niyetinden dola­yı beğenmiş de olabilir.

Denebilir ki, onun bu sözlerinden normal bir yorumla ka­firlere yer kiralamayı caiz gördüğü anlaşılır. Çünkü onun bir davranışı beğenmesi bunu caiz saydığına delil olduğu gibi, kendisine sorulan soruya cevap verirken sadece adamın davranışını anlatmakla yetinmiş olması, kendi görüşünün bu . yolda olduğunu gösterir.

Kiraya vermekle satmak arasında bu bakımdan şöyle bir fark vardır. Kiraya vermekte, kafirlere destek sağlama sa­kıncası yanında bir yarar da var ki, o da kira istemenin do­ğuracağı sıkıntıyı müslümandan uzak tutarak kafiri bu yü­kün altına sokmaktır. Bu durum cizye almak karşılığında ka­firlere din serbestliği tanımaya benzer. Cizye almak, bir dereceye kadar kafirlerin inançlarını onaylamak anlamına ge­liyorsa da tışıdığı yararlar yüzünden caiz görülmüştür. Yi­ne aynı yaklaşımla genel olarak kafirlerle barış antlaşması caiz sayılmıştır.

Gayri menkul satışmda ise böyle bir yarar yoktur. Bu yak­laşım tarzı kafirlere gayri menkul satımı mekruh kabul edip haram saymayan ve kiralamadaki mekruhluk sakıncasının bu işlemin taşıdığı bariz yarar karşısında yok olacağını söyleyen îbn-i Ebu Musa ve onun gibi düşünenlerin görüşlerin­de gayet açık şekilde görülebilir. Buna göre bu konuda dört farklı görüş ortaya çıkıyor. [19]


Kafirlere Yer Kiralamak
 

Şunu hemen belirtmeliyiz ki, kiralamanın mekruh olup olmayacağı hususundaki bu görüş farklılığı ve tereddüt, açıkça haram işler yapılacağı belirtilmeden yapılacak kira sözleşmeleri için söz konusudur. Yoksa eğer bir müslüman gayri menkulünü orada içki satılmak veya kilise olarak kul­lanılmak üzere bir kafire kiralarsa bu sözleşme imamların gö­rüş birliği ile caiz değildir. İmam-ı Şafii de öbür imamlar da böyle düşünüyor. Bu durum bir müslümamn cariye veya kö­lesini günah işlemek üzere bir kafire ödünç vermesinin ca­iz olmamasına benzer.

Fakat İmam Ebu Hanife böyle bir kiraya verme işlemi­ni geçerli (caiz) görür. Ebu Bekir-i Razi'nin bildirdiğine gö­re Ebu Hanife, böyle bir kiralama sözleşmesindeki kiralık dükkanda içki satilmamasmın şart koşulması ile koşulma-ması arasında fark görmez, ona göre her iki durumda da ki­ra sözleşmesi geçerlidir.

Ebu Hanife'nin bu konudaki gerekçesi şudur. Çünkü ona göre böyle bir yeri bir müslümandan kiralayacak olan bir gayri müslim, sözleşmeye orada içki satabilmeyi şart ola­rak koydursa bile böyle bir şey yapması serbest olmaz. Çünkü sözleşmedeki şartlar ne yolda olursa olsun kiracı orada içki satmamaya ve orayı kilise olarak kullanmamaya mecburdur ve eğer gayri menkul kendisine zamanında tes­lim edilmiş ise kirasını vermek zorundadır. Kiracı söz ko­nusu İslam'a aykırı şeyleri gayri menkulde zaten yapama­yacağına göre bunları sözleşmede belirtmek veya belirme-mek farksızdır. Tıpkı içinde uyumak veya oturmak üzere bir ev kiralayan kimse gibi. Bu kimse o evde istediklerini yap­sa da yapmasa da kira bedelini ödemek zorundadır. Ebu Hanife'ye göre eğer bir gayri müslim, domuz, murdar hay­van eti veya alkollü içki taşıtmak üzere bir hamal tutsa, aralarında yapacakları sözleşme geçerlidir. Çünkü sözleşme­ye kondu diye mesela İçki taşınacağı belirlenmiş sayılmaz. Bu yüzden hamal, adama içki yerine meyva suyu taşısa ka­rarlaştırılan ücreti hak eder. Çünkü Ebu Hanife'ye göre, sözleşmedeki bu belirleme ve kayda bağlama geçersiz'oldu-ğu için yapılan sözleşme genel ifadeli ve belirsiz bir sözleş- . me gibidir. Ona göre kiracının sözleşmeyi çiğneyeceği mal sahibi tarafından kuvvetle muhtemel görülse bile genel ifa­deli ve belirsiz sözleşmeler geçerli ve bağlayıcıdır. Tıpkı bu­nun gibi, ona göre, alkollü içki yapımında kullanacak olan birine meyva suyu satmak da caizdir.

Yalnız Ebu Hanife, kargaşalık ortamında silah satmayı mekruh saymıştır. Çünkü silah sadece savaşta kullanılır, başka bir işe yaramaz.

Fıkıh bilginlerinin çoğunluğu Ebu Hanife'nin yukarda-ki görüşünün ilk kısmına karşı çıkarak şöyle dediler: "Şart­ları belirlenmiş kira sözleşmesi hiç bir zaman genel ifade­li ve kayıtsız sözleşme gibi değildir. Tersine sözleşmede be­lirtilen yararlanma biçimi kiracının hakkı ve kira ücretinin karşılığı olur. O yarar da elimizdeki meselede haram bir ya­rardır. Gerçi kiracı bu yararlanma biçimini başka bir yarar­lanma biçimi ile değiştirebilir".

Aralarında bizim arkadaşlarımızın da bulunduğu çok sayıda fıkıh alimi de Ebu Hanife'nin bu görüşünün ikinci kıs­mına şöyle karşı çıktılar: "Eğer mal sahibi kiraya vereceği gayri menkulün kiracı tarafından haram yolunda kullanıla­cağını kuvvetle tahmin ediyorsa o yeri kiraya vermesi haram olur. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) alkollü içki ile ilgili bir Ha­dis'inde içki yapımında kullanılacak olan üzüm suyunu sıkanı da sıktıranı da lanetliyor. Evet, üzüm suyunu sıkan sadece üzümden mey va suyu yapıyor, ama eğer hazırladığı şıranın, üzümü sıktıran tarafından alkollü içki yapmak için kullanıldığını biliyorsa ona üzüm suyunu sıkması lanete müstehak olmasına yolaçar".

Bu temel prensip kitabımızın başka bir yerinde detaylı bi­çimde incelenmiştir. Fakat burada şu noktayı belirtmeliyiz ki, örneğimizdeki gayri müslimin işleyeceği günahlar iki kıs­ma ayrılır.

1- İslam devleti ile arasındaki zimmilik (azınlık) anlaş­masının kendisine yapma serbestisi tanıdığı günahlar.

2- Bu anlaşmanın yapamayacağını belirttiği veya açıkça yapmasına izin vermediği günahlar.

Hiç şüphesiz, yukardaki temel prensibimize bağlı olarak içinde ikinci kategoriye giren günahları işleyeceği kuvvet­le tahmin edilen bir gayri müslime, gayri menkul kiralamak veya satmak caiz değildir. Bir müslüman kiracı için de söz konusu olan bu sınırlama, bir gayri müslim kiracı için ön­celikle gözetilmelidir.

İbn-i Musa'ya göre birinci kısma geren günahlar konu­sunda (yani azınlık anlaşması ile serbestlik tanınan günah­larda) gayri müslimlere kolaylık sağlamak mekruhtur, ama haram değildir. Çünkü biz onlara bu günahları işleme özgür­lüğü tanıdık. Buna göre bir gayri müslime içinde oturacağı bir ev konusunda yardımcı olmak, tıpkı bir müslümana ev edinmesi konusunda yardımcı olmak, gibidir. Eğer bu yar­dım ve destek haram olsaydı, onlara cizye karşılığında öz­gürlük tanımak caiz olmazdı. Bu yardımın caiz olmakla birlikte mekruh olması, kamu yaran tışımadığından dolayı­dır. Sebebine gelince, onlara satılacak olan gayri menkul müslamanlara da satılabilir. Fakat cizyeye bağlama konusu böyle değildir. "O taşıdığı kamu yararı yüzünden caiz olmuş­tur.

Fakat Kadı Ebu Bekir'in görüşüne göre gayri müslimle­re böyle bir destek sağlamak caiz değildir. Çünkü böyle bir destek günah işleme yolunda kullanılacak bir kolaylık­tır ve bu zararı karşılayacak bir kamu yararı da sağlayıcı de­ğildir. O halde caiz değildir. Fakat onların İslam ülkesinde yerleşmelerini sağlamak böyle değildir. Çünkü bunda ciz­ye karşılığında verilen serbesti konusunda beliren unsurlar vardır.

Buna benzer bir başka konu da müslümanların gayri müs­limlere Öşür'e (ondalık vergisine) tabi bir arazi satamayacak-ları konusudur. Ahmed İbn Hanbeli'den bu konuda iki zıt gö­rüş naklediliyor. Bu görüşlerden birine göre, böyle bir satışı yasaklayarak şöyle diyor: "Çünkü gayri müslime zekat düş­mediği için böyle bir satış öşür vergisini ortadan kaldırır. Bu da müslümanların zararmadır. Aynı gerekçe ile gayri müslim-ler Öşür'e tabi bir araziyi kiralayamazlar da.[20]

Başka bir rivayete göre de onun "Bir gayri müslimin bir müslümandan öşür vergisine tabi bir arazi almasında hiç bir sakınca yoktur" dediği nakledilmiştir.

"Böyle bir satış caiz görüldüğünde takdirde gayri müs­lim, arazinin ürününden öşür vermek zorunda mıdır, yoksa değil midir?" konusunda Ahmed İbn Hanbeli'den bu zıt görüşlere paralel olarak yine iki zıt görüş naklediliyor. Gö­rüşlerden birine göre cizye dışında ne öşür ve ne de başka bir vergi vermek zorunda değildir. Yine ona dayandırılan ve tam bunun zıddı olan bir başka görüşe göre ise böyle bir ara­ziyi satın alan gayri müslim elde ettiği ürünün beşte birini, yani müslümanm vereceğinin iki katını vermek zorundadır. Bazı dostalarımızın naklettikleri bir rivayete göre öncelik­le gayri müslimlerin böyle bir araziyi satınalmaları önlenir, fakat eğer satınalmışlarsa iki kat (yüzde yirmi) öşür ödemek zorunda tutulurlar.

Gerçi Ahmed îbn Hanbeli'nin bu satışın caiz olup olma­ması konusundaki iki zıt görüşünün öşür vergisinin ortadan kalkmış olması endişesine dayandığı ileri sürülüyor ama bu­na rağmen onun görüşü bizim dostalarımızm bildirdikleri ri­vayeti doğruluyacak şekilde yorumlanabilir. Çünkü bîr müslümanın mülkiyetinde olan ve dolayisiyle içinde Al­lah'a ibadet ve itaat edilen bir evde, gayri müslimlerin işle­yecekleri günahlardan doğacak olan zarar, hiç şüphesiz böyle bîr satışın ortadan kaldırabileceği öşür kaybının yo-laçacağı zarardan çok daha büyüktür.

Bu yüzden bu konuda tereddüde düşüldü. Acaba bu za­rar gayri müslimlerin söz konusu araziyi mülk edinmeleri­ni kesinlikle önlemek yolu ile mi, yoksa böyle bir satışı caiz görmek yolu ile mi önlenebilir? Buna bağlı olarak müslümanların hakkı olan öşür kayba mı uğrasın, yoksa kafirlerden zekat mı alsın? Bu şıkların her ikisi de kabul edi­lemeyeceğine göre en uygun yol böyle bir arazinin gayri müslimlerin mülkiyetlerine geçmesini Önlemektir.

Nitekim biz onların müslüman köle ve mushaf edinme­lerini de önlüyoruz. Çünkü aksi halde Allah'ın düşmanları, Allah'ın dostalarım ve Allah'ın kelamını denetim altına al­mış olurlar. Yine biz mezhebimizin geçerli görüşüne göre ve Ömer'in (r.a.) bu yoldaki uygulamasını Örnek edinerek gay­ri müslimlerin, müslümanların pay sahibi oldukları bir sa­vaş esirini satın almalarını yasak görüyoruz.

Söz konusu zararı önlemenin diğer bir yolu, o arazi üze­rindeki hakkı (yani öşür vergisini) gayri müslime devretmek­tir. Tıpkı müslümanların arazisi üzerinde ticaret yapan gay­ri müslimlerden iki kat zekat alınması gibi. Fakat eğer bu yol seçilecek olursa varılacak olan sonuç gayri müslimlerden sadece bir kat (yüzde on) Öşür alınabileceği şeklindedir.

Bu tartışma Öşre tabi olan, haraç konusu olmayan arazi­ler ile ilgilidir. Eğer arazi haraca tabi ise bu konuda fıkıh bilginlerimiz şöyle diyor: "Müslümanların silah zoru ile fethet­tikleri hiç bir araziyi gayri müslimler satın alamaz. Böyle bir yerin satışını caiz gördüğümüz takdirde, burayı bir gayri müslimin satın alması, hüküm bakımından, tıpkı sadece öşür konusu bir araziyi satın alması gibidir. Çünkü bizim ve cumhurun görüşüne göre bütün araziler, ürünlerinin Öşre ta­bi olması anlamında öşür arazileridir".

Ekilip dikilmeyen ve haraca da tabi olmayan ölü İslam toprağı konusunda aynı şekilde tartışmalıdır. Acaba böyle bir arazi gayri müslim tarafından mülk edinilebilir mi? Bir kısım alimlere göre böyle bir yeri gayri müslim mülk edine­mez. Bu görüş îmam-ı Şafii[21] ile Ebu Hamid Gazali'nin[22] gö­rüşüdür. Bu görüşe İmam-ı Ahmed'e mal edilen iki zıt gö­rüşten birine Kıyas (karşılaştırma) yapılarak varılmıştır. Çünkü gayri müslim satın alma yolu ile arazi sahibi olma­dığına göre ölü toprağı verimli hale getirmek (ihya-yı em-vat) suretiyle haydi haydi sahip olamaz. Fakat bu ikisi ara­sında fark görülebilir. Çünkü satın alınacak arazi ekilip di­kilebilir verimli bir arazidir. O yüzden böyle bir yeri kafir­lere satmak kesinlikle zararlı, öşür kaybına yolaçıcıdır. Oy­sa ekime-dikime elverişli olmayan ölü arazi böyle değildir. Böyle bir yer öşür getirmez.

İmam-ı Ahmed'den bu konuda nakledilen görüşki arkadaşlanmn çoğunluğu da bu görüştedir- böyle bir araziyi ekilebilir hale getirecek olan bir gayri müslimin orayı mülk edinebileceği şeklindedir. İmam-ı Ebu Hanife de bu görüş­tedir. İmam-ı Malik ise bu görüşe karşıdır.

Bu meselenin arkasından şu soruya sıra gelir. Acaba böyle bir araziden Öşür vergisi alınır mı? Bu konuda da İmam-ı Ahmed'e maledilen iki rivayet vardır. Bu rivayetler­den birini nakleden İbn-i Ebu Musa "Eğer bir gayri müslim, Ölü bir araziyi ekine elverişli hale getirirse burası onun olur ve bu araziden ne zekat ve ne de öşür vermek zorunda tutul­maz" diyor. Yine ona dayandırılan bir başka görüşe göre ise, gayri müslimler böyle biryerle ilgili olarak haraç vermek zo­runda tutulamazlar, onlardan bu arazinin ürünü üzerinde öşür alınır, yalnız bu öşür müslümanlardan alınması gere­ken miktarın iki katı (yüzde yirmi) olur. İlk görüş daha doğrudur. Şunu da belirtelim ki, İbn-i Musa'dan nakledilen ve gayri müslimlerin ekine elverişli hale getirmeleri yolu ile edindikleri araziden iki kat öşür alınması gerektiğini belir­leyen hüküm, onların satmalma yolu ile mülk edinmeleri ha­linde iki kat öşür vermeleri gerektiğine ilişkin fetvaya Kı­yas edilerek elde edilmiştir.

Fakat Muhammed b. Harb,[23]Hanbeli'nin ölü bir araziyi ekilebilir hale getiren bir kişi ile ilgili olarak, bu yerin öşür vergisine tabi olduğunu söylediğini nakletmiştir. Kadı Ebu Bekir ile Hanbeli'nin diğer taraftarları bu sözleri, müslüman-dan alınacak normal öşür anlamında yorumlamışlardır. Böy­lece bu araziden normal öşür alınması gerektiğini Hanbeli'ye maleden iki rivayet ortaya çıkmış oluyor. Daha önce belirt­tiğimiz gibi onun böyle bir arazi ve iki katlı öşür yüklediğini ileri süren iki rivayetde İbn-i Ebu Musa tarafından nak­lediliyor. Kadı Ebu Bekir'in rivayetini esas alacak olursak gayri müslimlerin satın aldıkları araziden de normal öşür ver­meleri gerekir.

Fakat İbn-i Ebu Musa'nın naklettiği rivayet daha doğru­dur. Çünkü Kirmani'nin, Muhammed b. Harb'in, İbrihim b.Hani'nin ve Yakub b. Buhtan'ın bildirdiğine göre bu konu­da Ahmed b. Hanbele soru soruldu. Hatta Muhammed b. Harb, bu soruyu soranın kendisi olduğunu belirterek soru­sunun şöyle olduğunu anlatıyor: "Eğer bir gayri müslim ölü bir araziyi ekilebilir hale getirirse ne vermek zorunda­dır?" Hanbeli bu soruya şöyle cevap verdi:

"Bana göre hiç bir şey vermek zorunda değildir. Fakat Medineli bilginlerin bu konuda güzel bir görüşleri var. On­lara göre bir gayri müslimin Öşre tabi bir araziyi satın alma­sına izin verilmez. Yine bu konuda Basralı biginlerin de aca-yİp bir görüşü var. Onlara göre de böyle bir gayri müslim-den iki kat öşür alınır"[24]

Yine Muhammed b. Harb'in belirttiğine göre başka bir defasında Hanbeli'ye aynı soruyu sormuş ve kendisinden "Böyle bir yer öşür vergisine bağlanır" cevabım almıştır. Bir başka seferinde de Hanbeli bu soruyu "Adamın hiç bir şey vermesi gerekmez" şeklinde cevaplandırmıştı.

Harb b. Kirmani'nin bildirdiğine göre bir defasında Ubeydullah b. Hasan Enbari'ye[25] şöyle bur soru soruldu: "Zimmilerin (anlaşmalı gayri müslimlerin) elinde bulunan arap yöresi arazilerden beşte bir oranında (Humus) vergi al­manız dini bir belgeye mi dayanıyor, yoksa bu konuda elinizde belge yok mu?" Ubeydullah bu soruyu şöyle cevap­landırdı: "Hayır, bu konuda elimizde hiç bir belge yok. Fa­kat bu sonuca Ömer'in (r.a.) onların ticaret konusu malla­rından öşür alınması gerektiğini belirten emrine kıyas yapa­rak vardık".

Görüldüğü gibi Ahmed İbn Hanbeli'ye ölü bir araziyi eki­lebilir hale getiren bir gayri müslimin durumu sorulunca "O hiç bir vergi vermek zorunda tutulmaz" karşılığım verdik­ten sonra, böyle bir kimsenin satınalma yolu ile arazi sahi­bi olması durumunda, mülk edinmesinin engellenip engel­lenmeyeceği veya kendisinden iki katlı öşür alınıp alınama­yacağı konusunda alimler arasındaki farklı görüşleri anla­tıyor.

Bu da gösteriyor ki, ona göre bu ikî mesele özleri bakı­mından tek bir meseledir. O da ister satınalma, ister ölü bir araziyi ekilebilir duruma getirme yolu ile olsun, gayri müs-limlerin öşür vergisine tabi yerleri mülk edinip edinemeye-cekleri meselesidir. Bu arada Basra kadısı Ubeydullah An-beri de gayri müslimlerin elinde bulunan öşür vergisine ta­bi topraklardan bu vergiyi aldıklarını, bunun için mülkiye­tin intikal yolu ile mi, yoksa ilk elden mi oluştuğuna bağla­madıklarını belirtmektedir.

Bundan şu sonucu çıkarıyoruz. Eğer Ahmed İbn Hanbe-li gayri müslimlerin öşür vergisine tabi arazi almalarını ya­saklıyorsa, ölü bir araziyi ekilebilir hale getirerek sahiplen­mesini de yasak sayıyor. Bunun yanında böyle bir kimsenin satın aldığı arazinin ürününden iki katlı öşür (Humus) ver­mesi gerektiğini söylüyorsa, ekilebilir hale getirdiği ölü arazinin ürünü için de aynı görüşü savunuyor. Durum böy­le olunca gayri müslimlerin ekilebilir hale getirdikleri Ölü topraklardan öşür vereceklerini, buna karşılık satın alarak sa­hip oldukları topraklardan öşür vermelerinin kabul edileme­yeceğini ileri süren ve Hanbeli'ye dayandırılan rivayet doğru değildir. Bu görüşün ona mal edilmesinin sebebi aynı ko­nu ile ilgili Kirmani tarafından nakledilen başka bir rivayet­te "Orası öşür arazisidir" demiş olmasıdır. Oysa bu söz açıklanması gereken genel karakterli bir ifadedir. Nitekim, Ebu Abdullah başka bir yerde bu sözü açıklamış ve dayana­ğını da belirtmiştir. Zaten her hangi bir fıkıhçının görüşü­nü naklederken onun dayandığı gerekçeyi bilmemek çoğu kere yanılgıya yolaçar.

Bu görüşün uzman savunucuları, onun tarımın ticarete kı­yas edilme ilkesine dayandığını belirtiyorlar. Bilindiği gi­bi bir gayri müslim, kendi mah olmayan bir yerde ticaret yaptığı takdirde kendisinden aynı işi yapan müslümanlardan alınacak verginin iki katı alınır. Aslında kendisinin olmayan yeni bir yer edindiği zamanki durum da böyledir. Çünkü adam her iki durumda da aslında kendisinin olmayan bir ara­ziden kazanç sağlamaktadır. Çiftçilik ile ticaretin vergile­ri birbirine eştir. Nitekim Cenab-ı Allah (c.c.) bu konuda şöy­le buyuruyor:

"Ey insanlar, kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımız nimetlerin iyilerinden Allah için sadaka veriniz"                                                    (Bakara: 2/26)

Zaten Meymuni'nin bildirdiğine göre bu konuda Hanbe-li şöyle diyor: "Anlaşmalı gayri müslimler ticaretle uğraş­tıkları takdirde ticari mallarına değer biçilir ve bu mallardan iki kat zekat alınır. Çünkü Ömer (r.a.): "Ondan iki kat zekat alınız" demiştir".

Bazı alimler tarımı da bununla kıyasladılar. Nitekim Meymuni yukardaki sözlerine devam ederek şöyle diyor: "Hanbeli'nin bir kaç kere dile getirdiği ve kesinliğinden şüp­hem olmayan görüşüne göre, barış zamanında gayri müslim­lerin elde ettikleri arazilerden haraç vergisi alınmaz. Bu arazilerin verdiği ürüne bakılarak kendilerinden iki katlı zekat alınır.

Bir defasında Hanbeli'ye "öşür vergisine bağlı bir ari-zi satın alan bir gayri müslim ne gibi bir vergi vermek zo­rundadır?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bu konuda her alim değişik bir görüş ileri sürüyor. Kimine göre böyle bir kimse söz konusu arazi üzerinden hiç bir vergi ödemez. Böyle diyenler söz konusu araziyi gayri müslimin zekata ta­bi olmayan diğer mallarına ve binek hayvanına benzitiyor-lar. Kimi alimler de bu arazinin vergisinin kamu hakkı ol­duğunu ve bir gayri müslim böyle bir araziyi satın aldı di­ye bu kamu hakkının ortadan kalkmayacağını ileri sürü­yorlar. Hasan-ı Basri'ye göre de gayri müslim bir kimse böy­le bir araziyi satın almış ise ondan iki katlı Öşür vergisi alı­nır". Kendisine "Nasıl olurda ondan iki katlı öşür alınır?" di­ye sordum. Bana: "Çünkü adam öşür vermekle yükümlüdür. Bu yüzden ondan bunun İki katı olan Humus (beşte bir) alınır" dedi. Yine kendisine: "Sen de adamdan zekatın iki­ye katlanarak Humus (beşte bir) olarak alınması görüşünde misin?" diye sordum. Bana dönerek: "Evet, ondan iki kat­lı zekat alınır" diye cevap verdi. Bu arada Hanbeli'ye İmam-ı Malik'in gayri müslimlerden öşür alınamayacağı görü­şünde olduğunu ve böyle bir arazinin onlar tarafından satın alınmasına karşı olduğunu hatırlattık".

Meymuni tarafından rivayet edilen bu görüş, Ebu Bekir Hilal'ın benimsediği görüştür. Bu mesele büyük bir mese­ledir ve ayrıntılı şekilde tartışılacağı yer burası değildir.

Diğer fıkıh bilginleri de İmam-ı Ahmed'in anlattığı gi­bi bu meselede farklı görüşlere sahiptirler. Bu meselede iki katlı öşür alınması gerektiğini düşünenlerin başlicalan Ömer b. Abdülaziz, Hasan-ı Basri ve diğer Basrah fıkıhçi-lardir. Bazıları Ömer'in (r.a.) de bu görüşü benimsediğini nakletmişlerdir ki, bunu söyleyenlerden biri Ebu Yusuf'dur.

Bazı fıkıhçılara göre de meselede daha önceki normal Öşür alınır. Bizim bazı arakadaşlarımız bu görüştedirler.

Ayrıca Sevri ile Muhammed b. Hasan'in da bu görüşü savun­dukları rivayet ediliyor. Ayrıca Sevri'nin "Bu durumda hiç bir şey alınmaz" dediği de söyleniyor. Tıpkı İmam-ı Ah-med'e mal edilen ikinci görüş gibi. Yİne rivayete göre İmam-ı Malik de bu görüştedir. Ayrıca İmam-ı Malik'in "Bu durumdaki gayri müslime satın aldığı yeri tekrar satması em­redilir" dediği nakledilmiştir. Hasan b. Salih ile Şerik'in böy­le düşündükleri anlatılıyor. İmam-ı Şafii de bu görüştedir. Ebu Sevr ise "Bu durumdaki gayri müslimin satın aldığı ara­ziyi satmaya zorlanması gerektiğini" söylemiştir.

Açıkça meydana çıkıyor ki, gerek Ahmed İbn Hanbeli'ye mal edilen iki zıt görüşten birine göre ve gerekse fıkıh bil­ginlerinin bir kesimine göre, üzerinde tüm müslümanlann ortak hakkı bulunan ev ve tarla gibi gelir sağlayıcı bir İslam toprağının gayri müslimlerin mülkiyetine geçmesini önle­memiz gerekir. Tıpkı bunun gibi onların İslam diyarında ye­ni kilise ve manastırlar yapmalarına da izin vermemeliyiz. Çünkü onlarla aramızdaki zımmilik (azınlık) sözleşmesi onların anlaşma Öncesi durumlarında kalmalarını onaylama­mızı ve buna göre onların üzerinde müslümanlann ortak hak­kı bulunan hiç bir şeye el atmaya kalkışmalarını gerektirir.

Çünkü İslam'a davet etmenin amacı Allah'ın sözünün (hükmünün) egemen olmasıdır. Gayri müslimlerin cizye ödemek karşılığında, oldukları gibi bırakılmaları geçici bir zorunluluktan doğuyor. Zorunluluk durumu ise ancak ken­di ölçüleri oranında onaylanır olduğundan fazlasına taşırı-lamaz. Bu yüzden bir kişi dışında hiç bir ilk dönem müslü-man bilgini (selef) gayri müslimlere müslümanlara karşı Şufa hakkı (satınalma önceliği) tanımamıştır. Gerek Ahmed îbn Hanbeli ve gerekse diğer fıkıh bilginleri de bu görüşü be­nimsemişlerdir. Çünkü eğer müslümanlann arazi ve esasla­rı üzerinde gayri müslimlere Şuf'a hakkı tanıyacak olursak, müslümana ait arazinin mülkiyetinin zorunlu olarak gayri müslimlere geçmesine yolaçmış oluruz. Bu da temel ilkele­re aykırı olur. Bundan dolayı Ahmed İbn Hanbeli eğer bir müslüman bir arazi satılığa çıkarır da gayri müslim bir or­tağı bulunursa bu gayri müslimin satılacak arazi üzerinde Şuf'ahakkı olamayacağını belirtmiştir. Çünkü Şuf'a (satın alma önceliği) hakkı, sadece müslümanlar arasında geçer­li olan, davete icabet etmek ve hastayı ziyaret etmek gibi, sa­dece müslümanlar arasında söz konusu olan bir haktır

 

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki   Sonraki >

Ana Sayfa

Ana Sayfa
islami videolar
Forum
Dini Resimler
Dini Sohbet

Dini Bilgiler

Z ( Dini Bilgiler )
Y
V
U
T
S
R
P
O
N
M
L
K
İ - I
H
G
F
E
D
C - Ç
A

Rastgele Videolar

Rastge Dini Resimler


İbretlik Resimler 7


Dini Resimler 12


Mekke Resimleri 5


Mekke Resimleri 8


İlginç & Komik resimler 16


Üstad Said Nursi Resimleri 1

YASAL UYARI: Sitemizde bulunan tüm Multimedyaların yasal sorunlulukları multimedyalara link verilen sitelerin kendilerine aittir. yasal sorumlulukları hiçbir şekilde kabul edilemez. www.islami-video.com bünyesinde herhangi bir telif haklarına aykırı dosya bulundurmamaktadı. Ayrıca Sitemizde yer alan reklam içeriklerinin www.islami-video.com ile bir bağlantısı yoktur;
|Kullanım Şartları| ilahiler ilahiler ilahi indir | Estetik| MaviTm yozgat av videoları islami sohbet maç özeti islami radyo ilahiler kral oyun