Dini Bilgiler (Fıkıh)
K
Kaza ve Kader | Kaza ve Kader |
|
Kader,Allah’ın olacak şeyleri çok önceden takdir ve ta’yin etmesidir. Kaza ise,yine Allah’ın önceden takdir ve ta’yin ettiği şeylerin zamanı gelince meydana gelmesidir. Kaderin sırrını Allah’tan başka hiç bir kimse bilemez.Peygamberimiz (s.a.s.): “Kader,Allah’ın bir sırrıdır,onu ifşa etmeyin.”buyurmuştur.Etrafımıza bakdığımızda bir çok muzdarip kimselere rastlarız.Yine çevremizde bir çok insanın sevinç ve mutluluktan başka bir şey görmediğini de müşahade ettiğimiz olur.Kimi insanlar da kendi hallerini hiç belli etmek istemezler.Bütün bunlar takdirin cilvelerindendir.Herkes bulunduğu hal ile imtihan olunmaktadır.Kimi insan fakirliğiyle,kimisi zenginliğiyle imtihan olunduğu gibi,bir çok kimse de dert,sıkıntı,hastalık v.s..ile imtihan olunmaktadır.Bu haller daima değişikliğe uğrar.Bir kul ömür boyunca hep sevinçli yaşayamadığı gibi,bütün hayatı boyunca da üzntülü ve kederli yaşamaz.Mutlaka bir ferahlık gelecektir.Bunların hepsi de ilahi takdir neticesidir. * (Onlar) sağırdırlar (hakkı işitmezler),dilsizdirler (hakkısöylemezler) kördürler (hakikatı görmezler).Bu yüzden doğru yola,Hakka dönemezler. Bakara 2/18 * Umulur ki (kötülüklerinden) dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik. A’raf 7/168Onlara bir musibet geldiğinde : Biz Allah’ınız (O’na aitiz) ve elbette O’na döneceğiz.derler. Bakara 2/156 İşte onlara Rablerinden mağfiretler ve bir rahmet vardır.Ve yine onlar gerçekten hidayete erenlerdir. Bakara 2/156 * İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" Saffat 37/95 "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır." Saffat 37/96 Ma’nen der.Ey kulum İhtiyarınla hangi yolu istersen,seni o yolda götürürüm.Öyle ise sorumluluk sana aiddir. * Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın. En’am 6/59 * İmam Begavi demiştir ki :Kader Allah’ın bir sırrıdır ki,ne bir mukarreb melek ne de bir gönderilmiş Nebi-Peygamber onu anlamış değildir.Hiç bir kimse o sırra vakıf olamamıştır.Bu konuya dalıp batmak caiz degildir. Hazreti Ali (k.v.)’ye sorulunca O,kader hakkında : “O,Allah’ın sırlarından bir sırdır ki,onu sana gizlemiştir,fazla araştırma.”demiştir.Musahabe 1,s 96.R.Oğlu M.Sami Efendi (k.s.) KAZA VE KADER Kader, Allah-ü Teala’nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve zamanı gelince vuku bulması, olmasıdır. İnsan kaderin mahkumu mudur? İnsan sadece Allah’ın yazdıklarını yapabilen bir figüran, bir oyuncu mudur? İnsan yaptığı işlerden ne ölçüde sorumludur? Yapılacak işlerde karar verme yetkisi insana aittir. İnsan kendi hür iradesi ile adam öldürme, öldürmeme içki içme içmeme...işlerine karar verir. İnsan düşünür, karar verir ve yapar. Allah-u Teala hiç birine müdahale etmez. Her şeyi insan kendisi yapar . Sonuçta da iyilik yaparsa cennete kötülük yaparsa cehenneme gider. Allah-u Teala işi yapan insana müdahale etmez sadece iyilik yap diye teşvik eder. Kötü işleri (içki, kumar, zina...) yasaklar ve yapmamamızı ister. Ama karar verme yetkisi insana aittir ki verdiği karara göre ya cennete ya da cehenneme kendisi gidecektir. Allah kulunun yapacağı olaya müdahale etmez. Sadece ne karar vereceğini önceden bilir. Ama bilmesi insanın fiilini, eylemini etkilemez. Çünkü insan Allah’ın kaderine ne yazdığını (yani ilerde kendi hür iradesi ile ne yapacağını ) bilememektedir. ÖZET :İNSANLAR ALLAH'IN YAZDIĞINI YAPMIYOR , ALLAH İNSANLARIN NE YAPACAĞINI ÖNCEDEN BİLİYOR. Kullarının önceden ne yapacağını bilemeyen bir Allah “Allah” olamazdı. Buradaki tek soru insanın ne karar vereceğine müdahale etmeyen Allah’ın olayı olmadan önce bilmesidir. Zaman, önce, sonra, olayın anı... bütün bunlar insanlar için söz konusudur. Yani zaman insan için söz konusudur. Allah için söz konusu değildir. İnsanı yarattığı gibi zamanı da Allah yaratmıştır. Allah yarattığına mahkum olamaz, onunla sınırlandırılamaz. Allah bütün zamanı ve zamanları görür. Tıpkı bizlerin sınıflarımızda bulunan tarih çağları şeritlerimizde 1453’te İstanbul’un fethedildiğini 1783’te Fransız İhtilalini gördüğümüz gibi. İşte Allah-u Teala da yarattığı zamandaki olayları görür, bilir ve yazar. Kim bilir belki de Allah-u Teala’nın katında kıyamet çoktan kopmuştur. Fakat biz insanlar hür irademizle bağımsızca işlerimizi yapıp ömrümüzü tamamlamaktayız. Önceden bilmek olayı etkiler mi? Bilim adamları güneşin tutulacağı zamanı önceden hesaplayabilmektedirler. Yani bilim adamları önceden güneşin tutulacağı zamanı bulup bunu takvimlere, kitaplara yazmaktadırlar. Ama güneş tutulduğu zaman bilim adamları bunu yazdığı için tutulmamaktadır. Şartlar nedenler oluşmuş ve vakti gelince güneş tutulmuştur. Bilim adamları sadece bu şartları nedenleri önceden bilip güneş tutulma zamanını hesaplamaktadır. İnsanlar bazı olayları önceden bilmektedirler. Ve bu bilmeleri olayı etkilememektedir. İnsanlar bile bildiğine göre insanları yaratan Allah her şeyi önceden görür, bilir, işitir ve yazar. İnsan olaylara yüksekten baktıkça daha uzağı görebilir. Bir apartmandan ayrılan bir insan düşünelim. Onu yolcu eden kişi misafirinin az ötede önüne çıkacak katilini göremez. Ama aynı apartmanın damındaki bir insan ise o katili görebilir. Yüksekten helikopterle geçen bir insan ise o katili yakalayabilecek polisi görebilir. Yani olaylara yukardan baktıkça olayların sonrasını görme ihtimali de artar. O halde büyüklerin en büyüğü olan olaylara en yüksekten (ve aynı zamanda en yakından) gören Allah’u Teala elbette zamandan kayıtsız olarak her şeyi olmadan önce bilir, görülmeyeni görür ve okunmayan bir yazı ile (alın yazısı) yazar. Zaten görülmeyeni olacak olanı bilmese bu bir eksiklik olur ki Allah’u teala için bu söz konusu değildir. Hayır ve şer (iyilik ve kötülük) Allah'tansa insanın suçu nedir? Allah’u Teala insana iyilik ve kötülük yapma yeteneği vermiştir. Sonra kuldan iyilik yapıp cennetine girmesini istemiştir. Allah kuluna akıl irade vermiş ve yaptığı işin sonucundan kendisini mesul tutmuştur. Kısaca iyiliği ve kötülüğü yapan insandır. Allah o iyi veya kötü işi yapan kişiye o işi yapabilme gücü verir. Fakat bu gücü verme işi insanın iradesine, isteğine göredir. Yani insan neyi isterse (iyilik veya kötülük) Allah onu yaratır kı sonucundan da insan kendisi mesul olabilsin, kendi iradesinin sonucuna katlanabilsin . Allah iyi ve kötülüğü gösterir sonuçlarını (cennet, cehennem) söyler iradeyi insana bırakır. İsteyen cennete isteyen cehenneme gider. Allah’u teala hep iyiliğimizi ister. Mesela bir yol düşünelim yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı ışık veren sınır taşları vardır. Elimizde trafik rehberi önümüzde kılavuz olan bir trafik polisi vardır. Ayrıca Allah insana akıl da vermiştir. Şimdi polis yolu gösteriyor, trafik rehberi yol hakkında bilgi veriyor sınır taşları yolun sınırlarını çiziyor akıl da doğru yol bulabiliyorken bir kişi bu yolda kaza yapsa, yoldan çıksa uçuruma düşse suç kimde olur? Şoförde mi, kılavuz (polis) da mı, rehber de mi, sınır çizgisi taşlarında mı? Aynı şekilde Allah insana sınır çizmiştir. Bu taşlar ayet ve hadislerdir. Trafik polisi peygamberdir. Trafik rehberi kitabımız Kuran’dır. Aklı da Allah vermiştir hala daha insan uçuruma, cehennem çukuruna düşerse suç insanda olmaz da kimde olur? Şura suresi ayet 30: " Sizin başınıza gelen kötülükler ancak elinizle kazandıklarınızın, yaptıklarınızın sonucudur. " Bir musibetle mi karşılaştık o bizim kendi elimizle yaptığımız kötülüklerin doğal sonucudur. Başka suçlu aramak sorumluluktan kaçmaktır. Mesela bizler kendi elimizle (parfümle, egzozla...) ozon tabakasını deliyor sonuçta güneşin zararlı ışınlarına maruz kalıyoruz. Allah bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’den sonra helak etme cezasını kıyamete dek kaldırmıştır. (Enfal suresi 32. Ayet) yani çok kötü, pis, ahlaksız, katil bir toplum var. Allah’u Teala onları niçin helak etmiyor? Sorusunun cevabı yukarıdaki ayettir. ALLAH TOPLU HELAK CEZASINI KALDIRMIŞTIR FAKAT KISMİ UYARI CEZALARI VEREBİLMEKTEDİR... Doğal afetler bir musibet midir? Allah bizlerden düşünmemizi, tevekkül etmemizi (tüm tedbirlerimizi alıp, işin gücümüzü aşan ksmını dua ile Allah’a havale etmemizi) istiyor. İnsan deprem bölgesinde ev yapıyorsa tedbirini almalı, depreme dayanıklı evler yapmalı, ırmak kenarında ev yapıyorsa sellere karşı tedbirlerini almalıdır. Yoksa hiç bir tedbir almadan deprem, sele maruz kalırsa sonuç bir musibet değil katliam olur. Ama kişi tedbirini alır, her önlemini yerine getirir sonrada doğal afetle can-mal kaybına uğrarsa işte imtihan ve tevekkül burada başlar. İmtihan olan musibetler yani tedbiri aldıktan sonra bir bela başımıza gelirse buna nasıl bakmalıyız. Ayrıca Kur’an bizlere kul hakkının yenildiği, adaletin olmadığı, zulmün hakim olduğu yerlere bela ve musibetlerin hakim olacağını bildirir. Her musibet, bela müminler için hayırlıdır. Bizler görüş açımızın sınırlı olması ve geleceği bilemememizden dolayı başımıza gelen kötülüğü her boyutuyla tam idrak edemememiz nedeniyle olayların hayır boyutunu görememekteyiz. Mesela yolda koşarken ayağımız taşa takılsa ve düşsek kızarız, bağırırız. Halbuki düşmeyip hızla koşmaya devam etseydik köşeyi dönünce karşımıza çıkacak hızla gelenarabayı göremeyip bize çarpmasına engel olamayacaktık. Ama o düşme bizi ölümden korumuş olmaktadır, dizimizin ağrıması pahasına. Kangren olmuş el kesilir bu kötü bir olaydır. Ama o kötü görülen olay yapılmasa bu kez kangren bütün vücudumuza yayılacak ve ölmemize sebep olacaktır. Şimdi hastanın doktora “acemi adam elimi niye kestin !” diye sorması doğru olur mu? Asıl kötülük o eli kangren yapmayacak şekilde korumamaktır: (şura :30). Her kötülüğün sebebi yine insanın kendisidir. Hatta Kur’an da bazı insanların kalplerinin mühürlendiği bizlere bildirilir. Yine Kur’an bu kişilerin kendi kötü fiillerinin sonucunda kalplerinin mühürlendiğini bizlere haber verir. Peki neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var? Öncelikle çöpçü, temizlik işçisi... gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu belirtelim. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan meslekler arasında uyum olması, ahengin sağlanmasıdır.... Neden kör, âmâ insanlar vardır? İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamt ve dua etsinler diye. Bu durumda olanlar ise imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmediklerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilmeleri için . İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre davet eder. Fakir belaya düçar olanları fakirlikten, musibetten kurtulmak için tüm çabanla gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir. Dünyada kötülükler neden oluyor? Kötülük iyiliğin olmamasından dolayı meydana gelir. İyiliğin olmadığı yerde kötülük vardır. İyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur. Ayrıca genelde dünyaya iyilik hakimdir. Kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir. Ayrıca bazı kötülükler hayra vesile olurlar. Açlık tokluğun kıymetini hastalık sağlığın değerini... insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düştük diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su... kötü kabul edilemez. Bunlar istisnadır. Bunların asılları iyidir. Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya... kötü olur. Ahirette de cehenneme girer. O halde insan kendi kaderini kendi yazar, cennete de cehenneme de kendisi gider. Kader sadece boy pos erkek, kız olma ,göz rengi... gibi durumlar için, bizi aşan konular için söz konusudur. Bunun dışındaki her fiil, eylem ve bunların doğal sonucu (ceza, mükafat, cennet, cehennem) insanın kendi hür iradesiyle seçtiği kendi tercihleridir. “Cümle işler Hâlik’ındır kul eliyle işlenir, "İlm-i ledün bilmeyen bunu kul yaptı sanır.”EZELİ SIR :KADERDağ zirvesinden tren yoluna bakan bir adam düşünelim.Gördü ki,biri sağdan diğeri soldan,ama aynı ray üzerinde 2 tren geliyor. Fakat aralarında engeller olduğu için birbirlerini göremiyorlar.Dağdaki kişi,bu iki aracın çarpışacağını önceden bilir. Eğer hesap uzmanıysa ,nerede ve ne zaman çarpışacaklarını da hesap eder ve yazar.Bu iki tren yeri ve zamanı gelince çarpıştıklarında ,o adam yanlarına gelse : "Ben sizin nerede ,ne zaman çarpışacağınızı önceden bilmiş ve yazmıştım." dese ,trendekiler "sen önceden bilip yazmasaydın,bu çarpışma olmazdı "diyebilir mi? Soruyu başka türlü soralım:Bu çarpışma olacağı için mi adam onu bildi,yoksa adam önceden bildiği için mi trenler çarpıştı? Cevap,"bildiği için çarpışmadı,ancak çarpışma olacağı için adam onu bildi"olacaktır. İşte Allah’ın bilmesi de buna benzer.İnsan günahları kaderinde yazılı olduğu için işlemez. Zaten ne yazıldığından da habersizdir.Hiç kimse "kader defterini"okumuş değildir. Bundan dolayı,hür iradesiyle haramı seçip işleyen bir insan ,suçu kadere yükleyemez. Suçu kadere,yani o işi önceden bilen İlahi ilme yüklemek isteyen günahkarın bunlardan ne farkı var ? KADERİMDE VARSASanıyorum kader konusunda en çok sorulan soru şudur:Allah,bir insanın günah işleyeceğini bildi ve yazdıysa ,onun ne suçu var?Nasılsa yazılan başına gelecek,kaderin hükmü kaza olacaktır. Dikkat edilirse,kaderi bahane ederek,"benim ne suçum var?" diyen kişinin,iradeyi yok saydığı görülür.Eğer insan rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak ise,seçme kabiliyeti yok ise,yaptığından mesul değilse,o zaman suçun ne manası kalır?Böyle diyen bir kişi,bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?Halbuki anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi.:Bu adam benim evimi yaktı,namusuma dil uzattı,çocuğumu öldürdü ama mazurdur.Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış,ne yapsın zavallı!Başka türlü davranmak elinden gelmezdi."Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar? İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı "iyi" ve "kötü" kelimeleri manasız olurdu.Kahramanları takdire ,hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı.Çünkü,her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurdu. Suale dönelim.Evet,Allah herkesin ne yapacağını bilir.Fakat iradeyi de yaratan O dur.İnsana irade hürriyeti vermiştir.Kaderi takdir ederken,insanın neyi tercih edeceğini bilmiş,ona göre yazmıştır.Bilmek ise yapmak değildir.Bir hareketin olması için ilmin yanında iradenin ve kudretin de bulunması gerekir.Eğer Allah ,insanın kaderindekini bilirken irade de etseydi,o zaman kulun yapabileceği bir iş kalmazdı.Ama hakikat böyle değildir.Mesela biz mektup yazmayı biliyoruz,fakat mektup hemen yazılmıyor.Harflerin kağıda yerleşmesi için,yazmayı istememiz gerekir.Bu da yetmez ,kuvvetimizi kullanmalı ve bir iş yapmalıyız.Güneşin tutulacağı gün ve saat hesaplanabiliyor.Burada da aynı durum söz konusu.İlim adamları önceden bildiği için mi güneş tutuluyor,yoksa güneş tutulacaktı da bu gerçekten dolayı mı ilim adamları bildiler?Cevap malum. Harika bir kameraman düşünelim.Diyelim ki,bu adam,bizim gelecekteki on günlük hayatımızı filme aldı.Yani,on günlük hayatımızı önceden bildi.On birinci gün filmi bize gösterdi.İşlediğimiz hataları,günahları ve suçları seyrettik.Kameramana,"Sen bizim on günlük geleceğimizi bilmesen ,görüntülemesen ,biz filmdeki suçları işlemezdik"diyebilir miyiz? Teşbihte hata olmasın,Allah da bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı ezel kamerasıyla "Levh-i Mahfuz" denilen filme alıyor.Bu tespit bizim hareketlerimize asla tesir etmiyor.Gerçek bu olunca,mesuliyet bizimdir,Suçlu biziz.Cezayı da biz çekeceğiz."Kaderimde yazılıysa suçum ne?" demeye hiç hakkımız yok.Günahımıza tövbe etmekten,affı için yalvarmaktan ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaktan başka çaremiz de yok! Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz.Allah ı asla!!!! Takdir edilmiş kadere boyun eğ.. Hakka karşı gelen, ona itiraz edenlerin vay hallerine. Ağzından çıkan sözü kulağın duysun, gelişi güzel sözler edip durma. Senin için ezelde takdir edilmiş, karara bağlanmış alın yazın vardır, bunu engellemeye ne senin nede başka birinin gücü yeter. Bunu bilir ve buna göre hareket edersen mutlu olursun. »
Yorum yok Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
hunting yozgat av videoları islami sohbet
islami radyo fishingav maç özeti