|
Her Müslüman güzel ahlâkla donanıp, kötü ahlâktan şiddetle kaçınmalıdır. Çünkü kötü ahlâk bir rüsvaylıktır. Bir şahsiyet bozukluğudur. Başka bir ifade ile bir iflastır. Bir Müslüman namaz kılıyor, İslami hizmetler yapıyor, çeşit çeşit nafile ibadetlerle meşgul oluyor, Allah Teâlâ’yı zikrediyor da bunca amelden ve hizmetten sonra Allah katında,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında, mezmum, kınanmış, kötü ahlâklardan hâlâ kurtulamıyorsa bu durum o kişinin yapmış olduğu amellerin istenilen şekilde yapılmadığının işaretidir. Kur’an-ı Hakim ve sünnet-i seniyye bu konuda Müslümanları en etkin bir şekilde uyarmakta, güzel ahlâk edinmenin, kötü ahlâktan korunmanın yollarını göstermekte, talimini yapmaktadır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"(Rasûlüm) sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut/45)
Ayet-i kerimeden anlaşılacağı gibi, bir Müslüman şuurla, âdab ve erkanına uyarak, kimin huzurunda durduğunun, kime secde ettiğinin idrakinde olarak namaz kılmış olsa, böyle bir Müslümanın her türlü fuhşiyyat, kötülük ve ahlâksızlıklardan uzak durması her türlü iyilik, ahlâki faziletlerle donanmış olması gerekir. Çünkü namaz ibadetlerin en büyüğüdür. Böyle bir ibadeti yapıp da hâlâ ıslah-ı nefs yapamamış, kötülüklerden kötü ahlâklardan korunamamış olmak, bu ibadeti lâyık-ı vechile yapamadığımızın delilidir.
Merhum, mağfur, şehid-i aziz Es’ad Erbili hazretleri:
"Biz bu tasavvuf yoluna, Allah Teâlâ’nın istediği bir şekilde namaz kılabilmek için girdik." buyurarak namaz ibadetinin bir Müslüman için ne büyük bir mânâ ifade ettiğine işaret etmektedir.
Tekraren ifade edelim ki kötü ahlâk Allah katında da, salihler yanında da bir rüsvaylıktır. İbadet edip de kötü ahlâktan kurtulamamak bir iflastır.
Kötü ahlâk sahibinin sonu kötüdür, kötü ahlâkını terk etmez, kötülüklerden tevbe etmezse ahiretteki akıbeti ise çok daha kötü olacaktır. Meşhur mutasavvıf Nureddin Abdurrahman Câmi, Baharistan adlı meşhur eserinde, kötü huy sahibinin kötü akibetini hayvanlar âleminden bir kıssa ile şöyle anlatır:
"İğnesinde mazarrat ağusu, okluğunda alçaklık oku gizlenmiş bir akrep yola çıkmıştı. Geniş bir suyun kıyısına geldi. Şaşırıp kaldı. Ne geçmeye, ne de geri dönmeye gücü yetiyordu. Bir kaplumbağa akrebin bu hâlini görerek ona acıdı. Arkasına bindirerek suya atıldı. Karşı kıyıya doğru yüzmeye başladı. O sırada kulağına bir ses geldi. Akrep sırtına bir şeyler vuruyordu. Akrebe, “Bu ses nedir?” diye sordu. Akrep, “Bu benim iğnemin sesidir. Senin sırtına vuruyorum. Her ne kadar sana bir tesiri olmayacağını biliyorsam da, huyumun icabını yerine getiriyorum.” dedi. Kaplumbağa kendi kendine, “Bu tıynetsiz hayvanı kötü huyundan, iyi huylu kimseleri de onun şerrinden kurtarmaktan daha güzel bir iyilik olamaz.” dedi ve suyun içine daldı. Akrebi dalgalara bıraktı, öyle bir yere gönderdi ki bir daha geri dönmesin."
İşte kötü ahlâkın, kötü ahlâk sahibinin acıklı sonuna çarpıcı bir temsil.
Biz burada bir kısım kötü ahlâktan bahsedeceğiz. Umulur ki onlardan korunur, varsa kötü ahlâkımızdan vazgeçer, güzel ahlâkla, Kur’anî ve nebevî ahlâklarla ahlâklanmanın çaba ve gayreti içine gireriz.
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|