Dini Bilgiler (Fıkıh)
M
Mal Emniyeti | Mal Emniyeti |
|
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Andolsun Biz, Âdemoğlunu yücelttik, onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz güzel şeylerden rızı kî and irdik, çoğundan üstün kıldık.[1] "Yerde onların tümünü sizin için yaratan Ö'dur.. [2] Rabbimiz Allah, yarattığı insan kullarını vermiş olduğu bunca nimetlere karşılık, yalnızca bir tek şey istiyor: Kendisine hiç bir şeyi ve hiç bir şeyle şirk koşulmadan ibadet e-dilmek... Yalnız ve yalnız O'nun emirlerine itaat etmek. , O'ndan başka hiç kimsenin emir ve nehiylerini dinlememek... Yaratılışın gayesi de budur... İnsanlar da, cinler de, yalnızca Âlemlerin Rabbi Aliah'a ibadet etmek, Rab, İlâh, Melik, hakim olarak O'nu tanımak ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamak için yaratılmışlardır... Bu, böyledir ve bu, yaratılış gayesidir!.. Şöyle buyurur Rabbimiz: "Sizi çift çift yarattık, uykunuzu bir dinlenme yaptık, Geceyi bîr örtü yaptık, Gündüzü bir geçim kaynağı kıldık.[3] Bu ayet-i kerimelerde insanın biyolojik ve sosyolojik yapısı beyan buyrulmuştur... İnsanlar çift, yani erkekli ve dişili yaratılmışlar, ayrıca yapı olarak birbirilerine muhtaç ki-. IınmışJardır... Dünya hayatının devamı için böyle yaratmış, yegâne Yaratan.'.. O, böyle uygun görmüş, böyle istemiş ve böyle yaratmıştır... İlâhî hikmet gereği böyle olması lazımmış ve böyle olmuş... Zaten O, neyin olmasını isterse sadece "Ol" diye emir verir ve olması istenen hemen oluverir. [4] Çalışıp çabalayan ve yorulan vücudun dinlenmesi için uykuyu yaratmıştır Rabbimiz Allah... Uyku için en uygun zamanın gece olduğunu beyan buyurmuştur... Gece, gündüz çalışıp yorulanlar için bir dinlenme örtüsü yapılmıştır... Atmosferdeki değişme, yorulan vücudların dinlenmesi İçin en uygun bir hâle gelir gece vakti... Gece nimetiyle dinlenen, rahat eden ve uyku hâlinde iken dış dünyanın gamından, kederinden kurtuldukları, ayrıca mes'uliyetin üzerlerinden kaldırıldığı bir anda oldukları için huzurlu ve dinç olarak sa-bahlayanlar. rızıklarıni elde etmek için gündüz nimetinden faydalanıyorlar... Gündüz, geçimlerini te'mın etmek için çalışıp çabalayanlar için büyük bir nimettir... Gecenin karanlığından, gü düzün aydınlığına kavuşan insanlar, sosyal hayatın içine dâhil oluyor ve sosyal faaliyetlere katılıyorlar... Kimi iş veren, kimi işçi, kimi âmir, kimi memur, kimi anne, kimi baba, kimi kardeş, kimileri yöneten, kimileri yönetilen, kimi alan, kimi veren ...vs...vs... Bütün bu insanlar arası ilişkiler, karşılıklı haklar ve birbirine karşı sorumlulukları, günlük sosyal hayatın vazgeçilmez bir şartıdır... Ve şöyle beyan buyurur Rabbîmiz: "Görmediler mi Biz, geceyi onda sükûn bulmaları için, gündüzü de aydmhk(Ia görsünler) diye yarattık. Şübhesiz, i-man etmekte olan bir kavim için bunda ayetler vardır.[5] "Ve doğrusu, insana da kendi (emek ve) çabasından başkası yoktur. Şübhesiz, kendi (emek ve) çabası da görülecektir. Sonra onu, en noksansız karşılık verilecektir. Elbette son varış, Rabbine olacaktır. [6] "Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik (iktidar sahibi) kıldık ve orada size geçimlikler yarattık. Ne de az şükrediyorsunuz. [7] "Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip o-nunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O'nun emriyle denizde yüzmeleri için size, emre âmâde kılandır. Irmakları da sizin için emre âmâde kılandır. [8] Güneşi ve ay'ı da, hareketlerinde sürekli emrinize ama-de kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır." Rabbimiz Allah, yalnızca kendisini tanısınlar ve ibadet etsinler, tağutu inkâr edip kendisine iman etsinler ve sapasağlam olan ipe, yani Kur'ân'a sımsıkı sarılsınlar diye yarattığı insan kullarına verdiği bunca nimetler için, insanın O'na şükretmesi, hamdi ve dini yalnızca O'na has kılmasını buyurmaktadır... Kendisine katıksız bir imanla inanan ve emredilen a-melleri ve şartlarını uygun bir şekilde işleyen muvahhidmü'min müslüman kullarına rizık olarak en temiz, güzel v| helâl olanını kazanmalarını buyurmuştur... "Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz o-larak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekten o, sizin için apaçık bir düşmandır.[9] "Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helâl ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta olduğunuz Allah'dan da korkup sakının. [10] Muvahhid mü'min müslümanlar, Rabbleri Allah'ın kendilerine helâl kıldığı, temiz ve güzel dünya nimetlerini, alınların terini döke döke hakkederek kazandıkları gibi, onu korumakla da mükellefler... Çünkü dünya hayatının bir gereği de helâlinden çalışıp kazanmak ve hiç kimseye yük olmamaktır... Kendisi ve bakmak zorunda olduğu çoluk-çocuklarının helâlinden rizıklarını te'min etmek, evin çobanı olan aile reisi için kaçınılmaz bir vazifedir... Helâl ve temiz rızık kazanma yolunda sarfettiği gayret ve çektiği sıkıntılar, ona sevab getirir ve günahlarına keffaret olur... Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Öyle günahlar vardır ki, ne namaz ne zekat, ne de hacc onlara keffaret olamaz. Onlara, ancak geçim telaşı içerisinde çekilen sıkıntılar keffaret olur. [11] El-Mikdarn (r.a.) da,şu hadisi rivayet eder. Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Hiç bir kimse, kendi elinin çalışmasının yemekten daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir. Allah'ın Peygamberi Davud (a.s.) da, kendi elinin emeğinden yer îdi. [12] Helâlenden mal kazanmak ve bunu korumak, en büyük imtihanlardandır... Hele hele İslâm'ın ve mü'min müslü-manlarm mahkum kılındığı, İslâmî hükümlerin devre dışı bırakıldığı, tağutun egemen olduğu Daru'1-Harb olan bir bölgede, helâl mal kazanmak ve onu korumak, zorluk üzerine zorluktur... Bir mü'minin bakımıyla yükümlü olduğu hâne halkının çokluğu ve malın azlığı, onun için en zorlu imtihan olduğu, önderimiz Rasulullah (s.a.s.) tarafından beyan buyrulmuştur... Abdullah b. Ömer (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Ra-suhıUah (s.a.s.): "En zorlu imtihan, malın az, geçimiyle yükümlü bulunduğun ferdlerin çok olmasıdır.[13] Mü'min müsİümanın helâl ve temiz kazanıp yine helâl ve temiz yerlere harcayarak, aynı zamanda emredildiği ölçüde koruduğu mal, onun için hiç bir zaman gaye olamaz, olmamalıdır da... Helâl mal, mü'min için gayeye varmak için sadece temiz bir araçtır... Mü'minler, Rabbleri Allah'ın kendilerine verdiği helâl ve temiz mal ile ahiret yurdunu ararlar... Ahiretlerini ma'mur etmek yolunda sarfederler helâl mallarını... Elbette bu arada dünyadaki paylarını da unutmazlar... Dünyaya kalacakları kadar değer verir, ahirete ise kalacakları kadar değer vererek meylederler... Dünya fanî, ahiret ise bakîdir... Faniye fanî gibi, bakîye bakî gibi muamele edilir... Ayet-ı kerimede şöyle beyan buyrulur: "Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyada da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. [14] Yeryüzünde bozgunculuk yapmak, Allah'ın rızık olarak verdiği malı gaye edinmek, ahireti unutmak, tamamen dünya hayatına meyledip servetini zevk ve sefa yolunda israf etmektir... Bu tavırla, insanları hor görmek, istikbar sahibi olmak ve eldeki servet ile fakirleri ezip, adalet dengesini bozarak zulüm işlemektir... Âlemlerin Rabbi Allah'ın kuvvet ve kudretini unutup, tüm gücü ve kuvveti parada, malda ve servette görmek, ondan başka güç tanımamak ve her İşi görüp, her kapıyı açacağına inanmak, en büyük bozgunculuktur... Böyle bir inanç ve böyle bir tavır, mal sahibini, malın kulu ve kölesi yapar... O kişi, mala ve servete tapar olur... Çünkü tüm kuvvet ve kud-ı-eti malda, servette görmeye başlar... Allah'ın kulu olmayıp, kendileri gibi insanlara itaat ederek onların emirlerinin gereğini yerin getiren "emir kullan" gibi, mal sahibi zengin kişi de, mala tapınacak olursa "mal kulu" oluverir... Böyle aşağılık bir durum, sahibi için korkunç bir felakettir!.. Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rİvayetiyle şöyle buyurur Ra-sulullah (s.a.s.): "Altın kulu, gümüş kulu, dört köşeli ve zencefilli kumaş kulu kahrolsun! Böyle kişiye verirlerse memnun olur, verilmezse kızar. Böyle (dünya düşkünü) kişi sürünsün, zarara yuvarlansın! Vücuduna diken battığında cımbızla çıkaran bulunmasın. Cennet, hayır ve saadet şu kula layıktır ki, o, Allah yolunda cihad için atının dizginini tutmuş, başı dağınık, iki a- ij yağı tuzlanmıştır. Eğer bu gâzî (Öncü olarak) ileri karakolda düşman beklemekte ise, o, tam manâsıyla düşman beklemekte olur. Eğer askerin gerisinde (artçı olarak) vazifede ise, orada hakkıyla nöbetçilik vazifesinde olur. Bu mücahid, bir meclise girmek için izin isterse (küçük görülüp) kendisine izin verilmez. Bir hususta şefaat edecek olursa, şefaati kabul edilmez. (Fakat onun mevkii, Allah yanında büyüktür, onun her dilediğini Allah kabul eder.")[15] Yine Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Dinar'ın kuluna lanet edildi ve Dirhem'in kuluna lanet edildi. [16] Dinar ve Dirhem'in kulu, yani altın ve gümüş kulu demektir... Mal ve servet, sahibi için başlı başına bir fitnedir... Bu fitneden sağlık ve selâmet içinde kurtulmak için, malı helâl ve temiz yoldan kazanıp, gururlanmadan, kibirlenmeden, mütevazı davranıp yine helâl ve temiz yoldan harcamak gerekir... Kâ'b b. Iyar (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasuîul-lah (s.a.s.): "Her ümmetin bir fitnesi vardır ve benim ümmetimin fitnesi maldır. [17] Kâ'b b. Malik el-Ensarî (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o koyuna zararı, kişinin mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir. [18] Muvahhid mü'minler, tüm bu gerçeklerin şuurunda olarak hareket eder, helâl yoldan kazandıkları helâl mâllarına sahib çıkar, onu korur ve Allah yolunda infak etmeye devam ederler... Mü'min, emin bir emanetçidir ve kendisine emanet edilen helâl malı, emanet edenin talimatları doğrultusunda sarf etmeye gayret eder... Bu şuurlu muvahhid mü'minlerin değişmez şahsiyetini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah: "Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir. Onlar, kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rizık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.[19] Mü'minler, yegâne Rabbleri Allah'ın kendilerine nzık olarak verdiklerini nasıl harcayacaklarını, diğer bütün hayatî konularda olduğu gibi bu konuda da, Allah'ın emirlerine tabi olmalarının gereğinin şuurundadırlar... Helâl ve haram sınırlarını ancak Allah Teâlâ belirler... Allah'ın Peygamberleri (Allah'ın salat ve selâmı cümlesinin üzerine olsun), Allah'ın kendilerine verdiği yetki ile' Kitab'da açıkça bulunmayan helâl ve haram sınırlarını tesbit ederler. [20] "Ey ÂdemoğuIIarı, her mescid yanında ziynetlerinizi takının, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez. De kî: 'Allah'ın kullan için çıkardığı ziynet ve temiz nzıkları kim haram kılmıştır?' De ki: 'Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise, yalnızca onlarindir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.[21] "Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın, Allah'ın fazlını isteyip arayın ve Allah'ı çokça zikredin, umulur ki, felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz. [22] Mü'minler, Allah'ın kendileri için helâl kılmış olduğu rızkı, O'nun fazlından isteyip ararken, Rabbinin kendisine nasib etmiş olduğunu iyi korumalı, israf etmemeli... Rabbimiz Allah, kullarına vermiş olduğu nimetlerin kullar tarafından ihtiyaçları ölçüşünce ve gereği gibi sarf etmelerini dilediğinden dolayı, onlara bunu emretmiştir... Kulların, Allah'ın nimetlerini ihtiyaç olmadan ve haddini aşarak, ölçüyü taşarak harcamaları israftır, hatadır, suçtur ve günahtır... Rabbimiz Allah, bu günahı işleyen müsrifleri sevmez.., Allah, emirleri doğrultusunda hareket eden, adil ve mütakki kullarım sever. [23] O'nu seven ve O'na dost, yani veli olanı sever ve ona dost, yani veli olur... [24] Katıksız iman sahibi salih ve mütakki mü'min kullar i-çin helâl ve hayırlı mal çok güzel bir nimettir... mütakki mü'minler, Allah'ın sınırlarını çok iyi koruyan şahsiyetli kullardır... Malı nereden ve nasıl kazanacaklarının, bu kazandıkları helâİ malı nereye harcayacaklarının hesabını çok iyi yaparlar... Ahirette Allah'a verecekleri hesabı iyi düşünüp yaptıkları için, bu dünyadaki hesabları da çok iyi yapmış Olurlar. Amr İbni'1-As, şöyle dedi: Rasulullah (s.a.s.), bana (haber) gönderip elbisemi ve silahımı kuşanmamı, sonra O'na gitmemi emretti. Ben de, emrini yaptım da O'na vardım ki, abdest alıyordu. Gözünü bana kaldırdı, sonra aşağı indirdi, sonra şöyle buyurdu: "Ya Amr, ben seni, savaş için askere göndermek istiyorum. Böylece Allah, sana ganimet ihsan eder. Ben de, sana topluca hayırlı mal veririm" Ben, dedim ki: Ben, mala rağbet ederek müslüman olmadım. Ben, ancak Rasulullah ile beraber olayım diye İslâm'a rağbet ederek müslüman oldum. RasuluİIah (s.a.s.): "Ey Amr, salih kimse için, hayırlı mal ne güzeldir!" buyurdu.[25] Muaz b. Abdullah b. Hudeyb'in amcası (r.anhuma)'dan. Şöyle demiştir: Biz, bir mecliste idik. Rasulullah (s.a.s.), başında ıslaklık eseri bulunduğu hâlde (meclisimize) teşrif etti. Bazımız O'na: Seni, bugün rahat ve hoş gönüllü görüyoruz, dedi. Bunun üzerine O da: "Evet ve Allah'a hamd olsun" buyurdu. Sonra cemaat, zenginliği anlatmaya daldılar. Rasul-ı Ekrem (s.a.s.), şöyle buyurdu: "Takva sahibi (günahtan sakınan kimse) için zenginlikte bir mahzur yoktur. Takva sahibi için sağlıklı olmak, zengin olmaktan daha hayırlıdır ve gönül hoşluğu, rahatlığı bir nimettir. [26] Mal, Allah tarafından yaratılıp insanların ihtiyacını karşılayan, istenildiği vakit elde edilip kullanılan insandan başka her şey olduğu bilinen bir gerçektir... Mal, dünya hayatında insanın helâl ihtiyacını karşılayan, helâl şeylerdir... Mütakki mü'minlerin, mala ve servete karşı rağbetleri, onu helâl yollardan kazanıp Allah yolunda sarfetmek içindır...[27] Yoksa dünya zevk ve sefası için mal kazanmak, servet yığmak muvahhid mü'minlerin işi değildir... mü'minler, serveti üst üstte yığıp Allah yolunda harcamamak durumundan alabildiğine kaçınır, kendilerine bu dünya hırsından korumaya gayret ederler... Altın ve gümüşü, malı ve serveti yığıp da Allah yolunda harcamayan I ar, şöyle beyan buyrulur ayet-i kerimelerde: Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdınlacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtlan bunlarla dağlanacak (ve): 'İşte bu, kendileriniz için yığıp sakladıklarınızda, yığıp sakladıklarınızı tadın (denilecek). [28] Muvahhid mü'minler, helâl kazançlarıyla ahiret yurdunu ararken, dünyadan da paylarını unutmamaya gayret eder ve dünya malı için sınırı geçip haddini aşıp hırslı davranamazlar... Böyle düşük bir karekter, mü'minin şahsiyetine yakışmaz.,. Zaten ondaki katıksız iman ve işlediği salih amel, sahib olduğu Tevhid şuurun, kendisini böyle aşağılık bir seviyeye düşmesini engeller înşaallah!.. îbn Büreyde, babasından naklediyor: Rasulullah (s.a.s.), şöyle bururdu: "Dünya ehlinin (gerek nikâhda, gerekse diğer işlerde) en çok rağbet ettikleri şey, mal (servet)dır.[29] Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Ademoğlunun altından bir vadisi olsa, kendisinin iki vadisi olmasını ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey asla dolduramaz. (Hırstan) tevbe edenin, tevbesini Allah kabu eder. [30] Abdullah îbn Zübeyr (r.a.) da, aynı konuda şu hadis-i şerifi rivayet eder: Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Eğer Ademoğluna altın ile dolu bir vadi verilseydi o, kendisine ikinci bir vadî verilmesini arzu ederdi. Şayet kendisine ikinci bir vadi verilse, üçüncüsünü isterdi. Âdemoğlu-nun iç boşluğunu ancak toprak kapatır. Allah da. (hırstan) tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder. [31] Muvahhid mü'minler, gerçek zenginliğin iman, gönül ve kanaat zenginliği olduğuna şuurlu bir şekilde inanırlar... Gönül zengini olmak demek, dünyadan el ve tek çekmek, kıt kanaat geçinmek, çalışıp kazanmamak demek olmadığı yine mü'minler tarafından bilinen bir gerçektir... Ebu Zerr (r.a.)'ın rivayetiyîe Rasululİah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Dünyaya rağbet göstermemek, ondan yüz çevirmek, ne helâl şeyi haram etmekledir, ne de malı zayi etmek (atmak veya yersiz harcamakladır. Ve lâkin dünyaya rağbet göstermemek, senin ellerinde bulunan (nimet ve imkânlar)a , Allah'ın elinde, (yani hazinesinde) olan (nimet ve imkânlardan fazla güvenir (umudİanır) olmamandır ve başına bir musibet geldiği zaman, sevabından dolayı ona gösterdiğin rağbet (ve nzan)m, başına o musibetin faraza gelmemiş olması arzusundan fazla olmasıdır.[32] İşte yegâne Örnek ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in beyanıyla, dünya ve dünyaya rağbetin ne olduğu böyle izah olunmuştur... Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "Zenginlik, mal çokluğundan meydana gelir değildir. Lâkin asıl zenginlik, insanın gönül zenginliğidir!" [33] Gönül zenginliğine sahib, aynı zamanda mal ve servet yönünden zengin olan mütakki mü'minler, Allah yolunda harcarken, devamlı yüksek el olmayı yeğlemelidir... Helâl yoldan hakkıyla kazanan mü'minler, kazandıklarını Allah yolunda infak ederler... Bundan dolayı veren el durumuna gelirler... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), her zaman yüksek ve veren el olmayı tavsiye buyurmuşlardır... Her zamanda ve her mekânda hayır olan veren el, mütakki mü'minlerin eli olmalıdır... Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle anlatır: Rasulullah (s.a.s.), minber üzerinde iken, sadakayı, iffetli kalmaya çalışmayı ve isteyiciliği zikredip: "Yüksek el, alçak elden hayırlıdır. Çünkü yüksek el, infak edici (yani verici), alçak el ise, isteyici eldir." buyurdu.[34] Veren el konumunda olan mü'min, sadaka verirken ve Allah yolunda infakta bulunurken, ehil olan, fakir mü'min kardeşlerini gözetmeli, onlara gerekli yardımı yapmalıdır... Açları doyurup ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken, verdiğini başa kakıcı olmamalıdır. Abbad b. Şurahbîl (r.a.)'dan. Şöyle anlatır: Ben, yoksul ve açtım. Bunun üzerine Medine'nin bahçelerinden bir bahçeye girip bir (miktar) başağı ovalayıp yedim. (Bir kısmını da) elbisemin içerisine koydum. Az sonra bahçenin sahibi çıkageldi, beni döğdü ve elbisemi aldı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.)'e vardım (durumu, O'na haber verdim). Bunun üzerine (Rasulullah, s.a.s.), ona (hitaben): "Sen, (bu adama) bir şey öğretmedin, o, cahildi. Ve onu doyurmadın, o, açtı." buyurdu. Ona, elbisemi geri vermesini emretti. (Bahçe sahibi de) bana, bir vesk, yahud yarım vesk buğday verdi. [35] Mülkün de, milkin de yegâne sahibi Allah'dir... Allah Teâlâ, varlığın sahibi olduğu gibi hakimdir de... Yaratma ve emir yalnız ve yalnız O'na aiddir... [36] Rabbimiz Allah, dilediğine mülk verir, dilediğinden alır... Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaitır... Egemenlik, kayıtsız ve şartsız yalnız ve yalnız Allah'a aiddir... Şöyle buyurur Rabbimiz Allah; "De ki: 'Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsm. Hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin.[37] Yegâne Rabbimiz Allah mü'min müslüman kullarına verdiği ve kendilerine rızık kıldığı helâl ve temiz nimetlere sahib çıkmak, onları zayi etmemek, har vurup harman savurmamak, mü'min müslümanların baş vazifelerindendir... Malını korumak ve her türlü şerrden saklamak, hayır üzere harcamak, mala sahib olan muvahhid mü'minlerin karakterlerinin belirgin özelliklerirıdendir... Rabbimiz, şöyle buyurur: "Allah'ın sizler için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı, düşük akıllılara (süfeha'ya) vermeyin.. [38] "Süfeha" kelimesi, akıl yönünden fakir, akılları kıl ve zayıf, aynı zamanda ellerine geçenin kıymetini bilmeden har vurup harman savuran müsrif kimseler için kullanılan çoğul bir kelimedir. Tekili, "Sefih"tir. Mü'min müslümanlar, Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiği ve korumalarım emrettiği helâl malı, müşriklere, kâfirlere, egemen tağutlara, mürtedlere, fisk-u fücur içinde olanlara ve harbîlere veremez... Onlara dost olmadıkları gibi, yardım da edemez, hele hele onlar tarafından sömürülmeyi asla kabul etmez, buna rıza gösteremezler. [39]
Yegâne hayat nizâmı olan İslâm'ın bütün kurumlara, kuruluşlara, gönül ve bedenlere, yani hayatın tümüne hakim olduğu Daru'I-İslâm, yani İslâm ülkesinde, diğer emniyetler gibi, mal emniyeti de gereği gibi sağlanmıştır... İslâm Devleti, devlet imkânlarıyla ve mü'min müslü-manların tümüyle elele vererek şahsiyetli, imanlı ve salih, izzet ve şeref sahibi faziletli İslâm toplumunun tüm ferd-Ierinin yetiştirilmesini sağlamaya çalışır... Kalblere katıksız iman yerleşmesi ve imanın gereğinin ferdde ve toplumda yerine getirilmesi için gerekli îslâmî eğitim ve öğretimi sağlar... Her mü'min müslüman, doğumundan ölümüne kadar bu eğitim, öğretim ve edeb üzere hayatını devam ettirirler... Akîde konulan başta olmak üzere, tüm amelî mes'eleler en sahih kaynaklardan hareketle müslümanlara öğretilir... Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in helâl kıldıkları öğretilir ve teşvik edilir, haram kıldıkları da öğretilir ve yasaklanır.., î-yiliklerin emredilip yapılmasını sağlamak, kötülüklerin yasaklanması ve yapılmamasını gerçekleştirmek, ferdden devlete her mü'min müslümanm vazifesidir.[40] Mal emniyetine karşı işlenen suçların en büyüğünün hırsızlık olduğunun, bunun büyük günahlardan birisi bulunduğunun şuuru, anlayışı, inancı ve düşüncesi her mü'min müslümana eğitim yoluyla verilir... Hırsızlık günahının ve suçunun ferde ve topluma verdiği korkunç zararlar anlatılır ve öğretilir... Mü'min müsiümanlar eğitilirken İslâm'ın temel kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim'den ve Sünnet-ı Rasulullah (s.a.s.)'den hareket edilir... Rabbimiz Allah (c.c.) buyurur "Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını Öldürmemek,........üzere onların biatim kabul et..[41] Ebu Hüreyre (r.a,)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: Hırsız da, hırsızlık yaptığı sırada, mü'min olduğu hâlde hırsızlık etmez.. [42] Şu hadisi de, Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah, şu hırsıza lanet etsin ki, o, bir miğfer çalar da eli kesilir, bir ip çalar da (o küçük şey sebebiyle) eli kesilir." [43] Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan. Aişe (r.anha)'nm bir şeyi çalınmıştı, hırsız aleyhinde dua ediyordu. Rasulullah (s.a.s.), O'na: "Hırsız aleyhinde yaptığın duayı hafifletme" buyurdu.[44] Muğire İbn Şu'be (r.a.)'dan. Rasuluİlah (s.a.s.), şöyfe buyurdu: "Allah size, verilmesi gereken borcunuzu men'etmeyi ve alma hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı. [45] Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır: Rasuluİlah (s.a.s.), zamanında fiyatlar yükseldi ve bunun üzerine: Ya Rasuluİlah, bize fiyatları tayin ve tahdid buyur, dediler. Rasul-ı Ekrem , buyurdu ki: "Narh koyan, darlık yaratan, bolluk getiren, rıziklandıran şübhesiz Allah'dır. Sizden hiç bîriniz can ve mal bakımından herhangi bir haksızlıkla beni mütabele etmediği hâlde Rabbime kavuşmayı kuvvetle umud ederim. [46] Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasuluİlah (s.a.s.) şöyle buyurdu. "Emaneti, sana emanet eden kişiye ver ve sana hiyânet eden kişiye sen, hiyânet etme! [47] Kazanma ile ilgili helâl ve haram sınırlarını göstererek, alnının terlemesi sonucunda helâl yollardan nasıl kazanılacağı ile ilgili tüm bilgileri verilir... Kişinin bu konuda özürü kalmayacak şekilde eğitilip aydınlatıldıktan sonra, ihtiyaç sahibi olmadığı hâlde nisab miktarını geçecek şekilde bir mal çalana da, gerekli ceza verilir... Hırsızlık yaptığı şahidler ve delillerle, ya da kendi i'tirafıyla sabit olan kişi, yetkili mercinin huzuruna çıkarıldıktan sotıra, hakkındaki hüküm kesinleşmiş oiup ona verilecek ceza da kesinleşmiş olur... Bu konuda hiç bir şefaatçi kabul edilmez ve ceza icra edilir... Hükmü kesinleşmiş hadd-lerin yerine gelmemesi için araya girenler, Allah'ın emirlerine aykırı davranmış olurlar... Her suç için Nas ile sabit olan ceza, İslâm'ın hakim olduğu İslâm toplumunda bazılarına uygulanır, bazılarına uygulanmaz ise, bu adaletsizlik ve zulüm tavrı, haktan bir sapma olduğu gibi, toplumun ve devletin helak olmasına «sile olur... Adil İslâm Devlefi, faziletliler toplumu olan İslâm toplumundaki her ferdin tüm zarurî ve hayatî ihtiyaçlarını gereği üzere te'min. ettikten sonra hırsızlık, yapanlara gereken ceza uygulanmış olur... İbn Abbas (r.a.)'dan. Rasuluİlah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Komşusu aç olup dii karnını doyuran, kimse, mü'min değildir.[48] Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasuluİlah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Hiç biriniz kendiniz için arzu ettiğinizi, kardeşiniz için arzu etmedikçe (kemâliyle) iman etmiş olamazsınız. [49] Numan b. Beşir (r.a.)'dan. Rasuluİlah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Bütün mü'minleri, birbirlerine merhamette, muhabbette, lutufta ve yardımlaşma hususunda sanki bir vücud misâli görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca, vücudun diğer kısımları birbirlerini hasta organın elemine uykusuzlukla hararete- ortak olmaya çağırırlar.[50] Ebu Musa (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: "Mü'rmnin, mü'mine bağlılığı, taşlan birbirine kenetleyen duyar gibidir." Sonra iki elinin parmaklarını birbirine geçirip sımsıkı kilitledi. [51] . Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyie buyurdu: "Allah, şöyle buyurdu: Üç sınıf insan vardır ki, kıyamet gününde Ben, onların hasmıyımdır: Biri şu kimse ki, Benim adıma yemin edip (ahd eder de) sonra ahdini bozar. İkincisi, hür bir insanı köle diye satar da parasını yer. Üçüncüsü şu kimse ki, bir işçiyi ücretle tutar, onu çalıştırıp işi tam yaptırır da, onun ücretini vermez, [52] Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur: "'İşçiye, ücretini teri kurumadan veriniz. [53] Faziletli İsiânı-toplumunda, aş ve iş meselesi adalet öî-çüsünce hâl olmuş, birbirlerinin kardeşleri olan mü'minler, [54] birbirlerine karşı olan vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş ve ihtiyaç sahiblerinin tabiî ihtiyaçları giderilmiştir... Kaydedilen, Rasulullah (s.a.s.)'in buyruklarından da net olarak anlaşılan odur ki, izzet ve şeref sahibi îslâm toplumunda yaşayanların tabiî ihtiyaçları giderildikten sonra haklan olmadıkları hâlde hırsızlık yapacak olurlarsa, hak ettikleri cezaya çarptırılırlar... Delillerle sabit olan bir hırsızlıktan dolayı şefaat ve af hakkı yoktur... Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şunu rivayet eder: Kureyş'in mahzun soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyş'e hayli üzüntü vermişti. Onlar: Bu kadını cezadan avf hususundu Rasulullah ile kim konuşabilir?, Bu hususta kelâm etmeye Rasulullah'm Sevgilisi olan Usâme'den başka kim cesaret edebilir ki?, dediler. Nihayet Usâme, bu hususta Rasulullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.): "Allah'ın tayin ettiği cezalardan bir ceza hususunda şefaat mı ediyorsun?" buyurdu. Sonra ayağa kalkıp bir hitabe yaparak şöyle buyurdu: "Ey insanlar, sizden evvelki (ümmet)ler, ancak şu sebebden sapmışlardır: Onlar, aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu, bırakırlardı da, zayıf olan çaldığı zaman ona, ceza uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muharnmed'in kızı Fatima çalmış olsaydı, muhakkak O'nun elini de keserdim![55] Abdullah b. Ömer (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Kimin şefaati, Allah'ın emri olan haddlerden birinin yerine gelmesine engel olursa, Allah'ın emrine zıd hareket etmiş haksız olduğunu bile bile bir şeyde mücadele eâSrse, ftu mücadeleden vaz geçinceye kadar Allah'ın gazabındadır. Bir kimse, mü'minde olmayan bir sıfatı, mü'min hakkında söylerse Allah (c.c.) onu, bu sözden tevbe ' edinceye kadar ateşte yananların vücudundan akan pislikle çamurlanmış yerde yerleştirir. [56] Ufve İbn Zübeyr, şunu anlatır: Bir kadın, Fetih gazvesinde hırsızlık yapmıştı. Akabinde bu kadm,asululjah'a. getirildi. Sonra Rasulullah emretti de, kadının eli kesildi. Aişe (r.anha), dedi ki: Sonra bu kadının tevbesi güzel oldu ve evlendi. Qu.kadın, .bundan sonra bana gelirdi. Ben de, onun hacetini Rasalullah'a yükseltirdim (arz ederdim). [57] Alemlere rahmet olarak gönderilen[58] ve bütün insanlara Peygamber olarak vazifeli kılman Hasulullah (s.a.s.), Allah'ın, emirlerini uygulama konusunda hiç bir taviz vermemiştir... Rasulullah (s.a,s.), bütün insanlar için bir uyarıcı ve korkutucu olarak gönderilen son Nebî ve son Rasudur. [59] Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Allah'ın emirlerini uygulama konusunda çok ciddî, dirayetli ve hiç bir taviz vermeyen bir tavır sahibiydi... Allah'ın emirlerini ve haddle-rini uygulama konusunda O'ndan daha dirençlisi yoktu... Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.) dünya işlerinden- iki şey arasında muhayyer kalındığında muhakkak onlarda» -günah olmadığı müddetçe en kolay olanını alırdı. Eğer günah getirecek o-lursa, o kolay şeyden insanlardan en uzak bulunanı Ra-suluilah olurdu. Rasulullah, kendisi için kin tutup öc almamıştır. Ancak Allah'ın hürmetine saygısızlık edilmesi hâli müstesnadır. İşte bu hâlde yapılan hürmetsizlik sebebiyle Allah için (öfkelenir) intikam alırdı.[60] İşte önderimiz Rasulullah'm net ve tavizsiz tavrından bir kesit: (Rasulullah, s.a.s.) Bir gün evden dışarıya iki adam arasında çıktı. Bunlardan birisi, Hz. Abbas'ın oğlu Fadl, diğeri ise, Hz. Ali idi. El-Fadl, dedi ki: O'nu minber üzerine oturuncaya kadar çıkardım. Allah'a hamd etti. Peygamber (s.a.s.)'in İlk konuştuğu şey, Uhud'da bulunanlara ve şehid olanlara dua etmek, onlara çokça dua ve İstiğfarda bulunmak oldu. Daha sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar, sizin aranızda bana bir takım haklar geçmiş bulunuyor. Her kimin sırtına vurmuş isem, İşte sırtım, aynı şekilde kıs.a.s. yapsın. Her kimin namus ve şerefine dil uzattıysam, işte benim namus ve şerefim, gelsin ondan öcünü alsın. Her kimin malından bir şey aldrysam, işte malım, gelsin ondan alsın. Ben ona, düşmanlık ederim diye asla çekinmesin. Çünkü bu, benim yapabileceğim bir şey değildir. Şunu biliniz ki, benim en sevdiğim kişi, bende hakkı varsa, hakkını alan ya da helâl eden kişidir. Böylelikle ben, nefsim rahat ve huzur içerisinde Rabbime kavuşmuş olurum.[61] Bu, böyledir!.. Faziletler toplumu olan İslâm toplumunda yaşayan mü'min müslümanların ve gayr-ı müslim vatandaşların tabiî ihtiyaçları giderildikten sonra hırsızlık olayı gündeme geldiğinde, "Hadd-ı Sirkat", yani hırsızın elinin kesilmesi gerçekleştirilir... "Sirkat (hırsızlık): Lügat yönünden hangi şey olursa olsun, bir şeyi başkasından gizlice almaya derler. Şer'an, mükellefin, yani akîl ve balîğ olan kimsenin, bir yerde veya bir mahfazada korunan ceyid, darb olunmuş on dirhem miktarı malı gizlice almasıdır. Lûgavî mânâsı üzerine, Şer'an bir takım vasıflar eklenmiştir. O vasıflardan biri, çalandadır. O da, çalanın mükellef olmasıdır. Bir vasfı da, çalınandır. O da, mütekavvim (kiymeti haiz) ve mukadder (miktarı belli) mal olmasıdır. Bir vasfı da, mesrûkun minhde (mal sahibinde)dir. O da, onun muhriz olmasıdır. [62] Her hangi bir mükellef, bir başkasının mülkiyetinde bulunan taşınabilir (menkul), mubah ve dayanıklı (mütekavvim), nisab miktarı olan on dirhem gümüşten fazla olan saklı bir malı gizliden alıp bulunduğu yerden dışarıya çıkarması ile hırsızlık suçunu işlemiş olur... Böyle bir günah ve suçu işleyenlere, şu cezanın verilmesini emrediyor Rabbi-miz Allah (Azze ve Celle): "Hırsız erkek ve hırsız kadının (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'dan da, tekrarı önleyen kesin bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Aîlah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şübhesiz Allah, O'nun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[63] Helâl ve temiz malın korunmasının en emin yolu, mal emniyetine karşı işlenen suçu, diğer insanları bu suça teşebbüsten caydırıcı, ibret ve ders verici bir cezanın uygulanmasıdır... Müzminlerin annesi Aişe (r.anha)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: Hırsızın eîi, dörtte bir dinar ve daha fazla kıymette'rnal çaldığı zaman kesilir. [64] İfrrahman b. Muhayriz, rivayet eder: Kesilen etin hırsızın boynuna asılması meselesini, Fudale b. Ubeyd'e: Bu, Sünnet midir?, diye sordum. (Cevaben) dedi ki: Rasulullah (s.a.s.)'e bir hırsız getirilerek (suçu sabit olması üzerine) eli kesildi ve sonra verilen emre binaen o kesik el, hırsızın boynuna takıldı.[65] SafVan (b. Umeyye, r.a.)'ın anlattığına göre: Bir kerre kendisi, Mescid-ı Nebevî'de ridasım (abasını) başına yastık edip uyumuş ve ridası, başının altından alınmıştı. Sonra SafVan, hırsızı yaklayıp Rasulullah (s.a.s.)'e götürmüş, Rasulullah (s.a.s.) de, (suçu subut bulunan) hırsızın elinin kesilmesini emretmiştir. Öunun üzerine SafVan: -Ya Rasulullah, ben bunu (yani elinin kesilmesini), istemedim. Ridam, ona sadaka olsun, deyince, Rasulullah (s.a.s.), SafVan'a: "Adamı, bana getirmeden Önce (bu işi) yapmalıydın." buyurdu. (Ve hırsızın elini kestirdi.) [66] Şuayb, babasından naklen rivayet eder: Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: "Had (muayyen ceza) icab eden dâvalarınızda -huzuruma gelmeden- kendi aranızda anlaşın. Bu davalar, bana getirilince hüküm vermem vacib olur.[67] Ebu Abdurrahman oğlu Rebia, anlatır: Zübeyr b. Avam, hırsız yakalamış bir adamla karşılaştı. Bu adam, hırsızı hakime götürmek istiyordu. Züber, adamın hırsızı serbest bırakması için şefaatçi o-lunca, adam: -Hayır, hakime götürmeden dâvamdan vazgeçmem, dedi. Bunun üzerine Zübeyr: -Onu, hakimin huzuruna götürünce, Allah, onu kurtarmaya çalışana da ve bunu kabul edene de Iâtjet etsin (huzura çıkınca dâvadan vazgeçsen de eli kesilir), dedi. [68] Abdurrahman'in libası Kasım, nakleder: Yemen ahalisinden eli ve ayağı kesik bir adam gelip Hz. Ebu Bekir'e misafir oldu ve Yemen valisinin kendisine zulmettiğinden şikayet etti. Bu adam, geceleyin namaz da kılıyordu. Hz. Ebu Bekir (bunu görünce): Yemin ederim, senin gecen, hırsızın gecesi gibi değil, dedi. [69] Sonra Hz. Ebu Bekir (r.a.)'m hanımı Umeys kızı Es-ma'nın gerdanlığını kaybettiler. Adam da, onlarla beraber gerdanlığı arıyordu ve: Ey Allah'ım, şu güzel, hayırlı aileye geceleyin baskın yapıp gerdanlığı alanın durumunu sana havale ediyorum, diye bedduada bulunuyordu. Daha sonra gerdanlığı bir kuyumcuda buldular. Kuyumcu, kendisine eli-ayağı kesik adamın getirdiğini iddia etti. O da, suçunu i'tiraf edince, ya da onun çaldığına dair şahid bulununca Hz. Ebu Bekir, emir verdi, adamın sol eli de kesildi. Hz. Ebu Bekir: Vallahi, bana göre adamın kendi aleyhinde bedduada bulunması, hırsızlığından daha kötü. dedi.[70] "Bazı zındıklar, ortaya şu manzum soruyu atarak İslâm hukukunda bu hükmünü eleştirmeye yeltenmişlerdir. Bu heriflerden bazıları derler ki: "Bir el ki, beşyüz dinardır, Nasıl oîur çeyrek dinar için kesilir? Bu, bir çelişkidir, susmamız gerekir Cehennemden korusun diye bizi, Her an Rabbimizden eman dileriz.' Bazı fakihler, 'elin, hiyanet etmedikçe değerli bir varlık olduğunu amma hiyanet edince de bu değerini yitirdiğini, i-fade etmişlerdir. Bununla ilgili olarak Şair der ki: 'Bir el ki, değeri beşyüz altındır Çeyrek altından ötürü kesilir Kanı korumak değerlidir, Amma bu, bir mala hiyanet ederse çok değersizdir. Yaradan'm hikmeti bak nicedir?' Rivayete göre Şafiî Hazretleri de, bu soruyu şöyle cevab and ırm ıştır: Bir tarafta kıymetli olan bir mal çalınmakta Diğer taraftan Yaradan'a ihanet eden zaiim bir el kesilmekte.[71] Ebu Ümeyye (r.a.)'dan. Bir hırsız, Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna getirildi. Hırsız, suçuna sıhhatli bir şekilde i'tiraf etti. Fakat çalınan eşya onun beraberinde, yanında bulunmamıştı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) (kendisine hitaben): "Senin çaldığını zannetmiyorum" buyurdu. Hırsız: -Bilakis (ben çaldım), dedi. Sonra Rasulullah (s.a.s.) (Tekrar): "Senin çaldığını sanmıyorum" buyurdu. Hırsız: -Bilakis (ben çaldım), dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.)'in emriyle onun eli kesildi. Sonra Rasulullah (s.a.s.) (hırsıza): "De ki: 'Ben, Aliah'dan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım." buyurdu. Hırsız: -Ben, Aliah'dan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım, dedi. Rasul-ı Ekrem (s.a.s.) de, iki kez: "Allah'ım, onun tevbesini kabul eyle" diye dua etti. [72] Sa'Iebi el-Ensarî (r.a.) da, şu olayı anlatıyor: Amr b. Semire b. Habib b. Abdi Şems (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gelerek: Ya Rasulullah, falanın oğullarına aid bir deveyi çaldım. (Cezamı vermekle) beni (günahtan) temizle, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), (Amr'm dediği) kabileye adam göndererek soruşturdu. Adamlar: Gerçekten, bir devemizi bulamadık, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.)'in emriyle Amr'm eli kesildi Sa'lebe, demiştir ki: Amr'm eli kesilip yere düştüğü zaman ben, ona bakıyordum. Kendisi, şöyle söylüyordu: (Ey hırsızlık yapan el,) beni senden temizleyen Allah'a hamd olsun. Sen,cesedimi cehennem ateşine sokmak istedin.[73] Abdullah b. Amr (r.a.)'dan. Rasuiullah (s.a.s.)'den dallarına asılı hurmanın hükmünde soruldu. Rasulullah (s.a.s.): "Muhtaç olan bir kimse, eteğine doldurmaksızın ağzına isabet edip yediği şeyden dolayı bir şey lazım gelmez. Amma kim ondan bir şey almış olarak çıkarsa, iki misli ödemesi ve ceza gerekir. Koru altına alındıktan sonra kim ondan bir şey çalar, kıymeti de bir kalkan kıymetine ererse, onun eli kesilir. Amma kim bundan daha az bir şey çalarsa, çaldığının iki mislini ödemesi ve ukubat (ibret sopası) lazım gelir. [74] "Hadd-ı Sirkat" hakkında "Kitabu'l-İcmâ"da şunlar beyan edilir: "El kesilmeyi gerektirecek kadar bir malı, muhafaza altında iken çalsa, eli kesilir. Hasan el-Basrî, bu görüşe katılmaz ve evdeki eşyayı toplayan kimsenin eli kesilir, der. Başka bir rivayete göre ise o da, diğer Müctehidlere katılır. Bir kimse kıymeti el kesilecek kadar olan bir şeyi çadırdan çalsa, eli kesiiir. Bir kimse ödünç bir şey alsa, sonra da onu inkâr etse, eli kesilmez. İshak (b. Râhûye) bu görüşe katılmaz ve onun elinin kesileceğini söyler. Ahmed (b. Hanbel) ise, 'bu konuda onu reddedecek bir şey biimiyorum' der. Birinin malını hileli yollarla alan kimsenin eli kesilmez. İyas b. Muaviye, bu görüşe katılmaz ve 'ben, onun elini keserim' der. Emanete hiyanet edenin eli kesilmez. Bir kimse, bir kaç defa hırsızlık yapsa ve sonunda hakim huzucuna çıksa, bir elinin kesilmesi, bu suçlan için yeterli olur. Bir kimsenin hırsızlık yaptığına dair âdil, hür ve müslü-man iki kişi şahidlik etse ve elin kesilmesini icab eden şeyin niteliklerini söylese, eli kesilir. Bu şahıs, tekrar aynı suçu işlerse, (öteki) eli de kesilir. Şahidler gelip bir kimsenin hırsızlık yaptığına dair şahidlik etseler ve bunun üzerine o şahsın eli kesilse, sonra da başka birini getirip 'hırsız, bu idi. Biz, öncekinde yanılmışız.' Deseler, o kesilmesine sebeb oldukları elin diyetini vermeye mahkum edilirler ve ikinci şahıs hakkında şeha-drtleri kabul edilmez. Köle, efendisinin malını çalsa, eli kesilmez. Hırsızın eli kesilince, çaldığı mal da sahibine iade edilir. Bir kimse, müslüman kardeşinin şarabım çalsa, eli kesilmez. Şarab, haram kılınmıştır. Farzlar ve hükümler, ergin olan müslümana vacib olur. Hükümler, ayhalinden temizlenen kadına da vacib olur. Kadın ve erkek, İslâm'ın hükümleri bakımından eşittirler. Savaşarak soygun yapan kimsenin durumu Sultan'a havale edilir. Böyle bir kimse savaşarak bîrinin kardeşini veya babasını Öldürürse, diyet isteme yetkisini sahib olan bu şahıs, savaş hâlinde onu, affetmesi caiz değildir.[75] Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şunlar, beyan edilir: "Adamın biri çıkıp şöyle diyebilir: İsîâm hukuku topluma eziyet verici diğer suç türleriyle değil de, niçin özel olarak hırsızlıkla alakadar olmuştur? Gasbediciyi, ihtilas yapan ve;hiyanet edeni bir tarafa bırakmıştır. Nitekim malını zararlı ve müfsid şehvetler yolunda veya topluma eziyet verme uğruna yahud buna benzer diğer hususlar için sarfeden kimseyi kendi hâline bırakmıştır. Bunun sebebi nedir? Buna cevaben deriz ki: İslâm hukukunun bu mevzuda koyduğu hükümler, hikmet sahibi yüce Rabbin takdiridir ki, bu da, tamı tamına hikmetli ve doğrudur. Bunu, şöyle açıklayabiliriz: Hırsızlık, muhafaza altında bulunan başkasına aid malı gizlice almaktır. Kuşkusuz bu fiili işlemeye teşebbüs eden kimsenin her zaman ve her yerde tehlikesi vardır. Çünkü bu işi amacına ulaşmak ve istediğini elde etmek için her türlü suçu rahatlıkla işleyebilir. Binada gedik açar, kilidi kırar, yolunda durup kendisine engel olan veya ona karşılık veren kimseyi öldürmekten geri durmaz. İnsanların canlarını, mallarını ve ırzlarını tehdid eder. Evvel emirde hırsızın eline vurulmaz, kendisine engel olunmaz ve şiddetli cezalar verilmezse, kötülüğü büyük, tehlikesi şiddetli olur. Çalınacak mallara kavuşmak için hırsızların çok can aldıklarını ve sayısız ırzlara tecavüz ettiklerini, olaylar bize göstermiştir.[76] Bütün bu zikredilen "Naslar"dan ve açıklamalardan anlaşılan şudur ki, yegâne hayat nizâmı İslâm'ın devletine, kurum ve kuruluşlarına, kalb, vicdan ve bedenlerine, aile ve toplumuna hakim olduğu Daru'l-îsfâm'da, yani İslâm ülkesinde, mal emniyeti her yönüyle sağlanmıştır... Hırsızlık yaptığı sabit olanlara verilen ceza, toplumda bu yasak fiile meyledenler için en uygun ceza olup, ona niyet edenler için de caydırıcı en güzel yoldur... Bu konuda, izzet ve şeref sahibi faziletli İslâm toplumunu ifsad etmek isteyen bütün bozguncular ibret ve ders alır, sonuçtaki cezayı düşünerek vazgeçerler... Böylece İslâm toplumu, huzur ve saadet toplumu olduğu dost-düşman tarafından görülüp kabul edilir... İslâm topraklarını işgal edip İslâm'ı ve mü'min müslü-manları mahkum eden zalim tağutî düzenlerin gayr-ı müsiim yöneticilerin ortaya koydukları kanunlar ve uygulamaları, hırsızdan yana olduğu apaçık görülmüştür... Toplumda kim daha iyi çalişabiliyorsa o, en ideal iş adamı ve takdire şayan yönetici olarak kabul görür... Kamyon kamyon, tır tır, uçak uçak, gemi gemi çalarken, çok iyi örgütlenmiş bir düzen i-çinde çalışırlar... Konu ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar, şahıslar, yöneticiler, âmirler, memurlar, hatta kapıcılar ve işçiler, hepsi amma hepsi kendilerine düşen görevi yapıyor ve kendilerine ayrılan payı elde ediyorlar... Her gün basının, radyo ve televizyon kanallarının baş haberi: Yolsuzluk... Yolsuzluk, İslâm'ın ve müslümanların mahkum edildiği işgal edilmiş İslâm topraklarında yolunu bulanların en iyi becerdikleri san'atları ve meslekleri olmuştur... Yolsuzluk yolu ile milyarları, hatta trilyonları iç edenlerin, zaman zaman birbirlerine düşüp toplu anlaşmayı bozdukları görülür... O zaman onların dışında olan diğer insanların, yani halkın duyuşu gündeme gelir... Bu durumda karakollar, hapishaneler ve mahkemeler olaya müdahil olur... Bu arada yine birileri el yordamıyla görülür, dayılar ve amcalar, ayrıca çeşitli babalar araya girer ve olayın üstü sıkı sıkı sarılarak örtülür, kokusunun dahi duyulmaması için önlemler alınarak, sonucu tatlıya bağlanır... Böylece vurgunu bir kaç ortak daha dahil edilerek üstü açılan olayın üstü örtülür,.[77] Üç maymunun örneğinde olduğu gibi birilerine "sus, duyma ve görme" paylarının verilmesiyle görenlerin kör, duyanların sağır, konuşanların a-nadan doğma dilsiz oluverdikleri bir durumu yorumlamak ve acı sonuçlarını ortaya koymak için derin araştırmalara ihtiyaç duyulmaz bile!.. Az çalanın adî suçlu kabul edilip hapishanelere tıkandığı ve niçin ekip çalışmasıyla çok çalmadığının hesabının sorulduğu bir ülkede, ma! emniyetinden bahsetmek, hayalden de öteye bir şey olduğu saklanılmaz bir gerçektir... Soyguncunun, vurguncunun, sömürücünün takdir gördüğü, iyi, güzel, doğru ve şahsiyetli kişilerin horlandığı bir ülkedeki düzeninin ne olduğunu kavramak için süper zekalı olmaya bile ihtiyaç yoktur... Baykuş ve karganın dinlenip takdir edildiği bir diyarda, bülbüllere yer yoktur... Bülbüllerin mekânı işgal edilip baykuş ve kargalara teslim edilmesinin mahiyetini iyice düşünmek, her aklım kullanabilen kişinin üzerine bir borçtur!.. Gayr-ı müslim tağutî sistemlerin karekterl er indeki bu düzensizliği adalet olarak kabul edenler, egemenliği elinde bulunduranlardırlar... İşgal altındaki İslâm topraklarındaki tağutların mahkum ettiği mü'min müslümanlarin tek kurtuluş yolunun, yeniden İslâm'a dönmek ve gereğini yapmaktan başka bir şey olmadığı idrak edilmelidir... Aklını kullanabilenler düşünsünler!.. Her zaman ve her mekânda mazlumdan yana olan ve zalime aman vermeyen adil İslâm nizâmı nerede, zulüm üzere bina edilmiş, her zaman ve her mekânda zalimin yardımcısı, koruyucusu olan, mazlumu atabildiğine ezen hatta insan yerine bile koymayan bir avuç mutlu ve kutlu azınlığın egemenliğinde olan tağutî rejimler nerede?!.. Üstad Abdurrahman Cezîrî'nin bir tesbitini kaydettikten sonra bu konuyu noktalayalım... "Burada bilinen bir soruya değinmek istiyorum. Diyorlar ki: El kesmek, insanın organlarından birini telef etmektir. Bu da, çalınan malın az olması durumunda suçla orantılı olmaz. El kesme cezasını gerektiren en az mai miktarı, on dirhemdir. Şu hâlde bu çok ağır bir cezadır. Bu söz, hırsızlık suçunun anlamını ve bu suçun doğurduğu zararlı sonuçları bilmemekten kaynaklanmıştır. Kuşkusuz biliyorsun ki, bu suç, suçların en tehlikelisi-dir. İnsanların arasında hırsızlık yaygınlaşırsa, birbirlerinin mallarını, ırzlarını ve canlarını tehdid ederler. Nitekim daha önceleri de bunu, anlatmıştık. Hayatları acı ve yararsız olur. Hırsız, her karşılaştığı şeyi, parçalayan yırtıcı bir hayvan gibidir. İnsanlar arasında hırsızların kökü temmeli olarak kazılsın diye hırsızın suçuna şiddetle karşılık verilmesi gerekir. Bir şahıs, cezanın şiddetli olduğunu tahayyül ederse, bu suçun fecaatinin ve toplumda meydana getirdiği sonuçların daha kötü ve daha şiddetli olduğunu bilmesi gerekir. Sonra cezalar, ancak kötü ahlâklı kimseleri suçtan caydırmak için konulmuştur. Bu gibi insanlarsa, kesinlikle yumuşaklık ve merhametle suç işlemekten vazgeçmezler. Cezanın şiddeti gözlerinin önünde sonuçlanmadıkça, bu suçtan ebediyyen caymazlar[78] Alın teri dökülerek kazanılan helâl malı, malın sahihlerinin yolunu kesip alanlar için ayrı bir ceza uygulanır... Yol kesip mal sahihlerini öldürüp mallarını alan eşkıya için çok ağır ceza konulmuştur... Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e karşı isyan edip savaş bayrağı açan eşkıya, yani teröristler, anarşistler için şöyle bir ceza uygulanmasını emreder yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle): "Allah ve Rasulü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası, ancak Öldürülmeleri, asılmaları, ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (o) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyadaki aşağılanmadır, ahirette de onlar için büyük bir azab vardır. Ancak sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe e-denler başka. Biliniz ki, Şübhesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. [79] Cabir b. Abdullah (r.a.)'m rı'vayetiyle RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Kim apaçık bir şekilde malı gasbederse (veya cebir kullanarak yağmalarsa) o kimse, bizden değildir. [80] Yine Cabir b. Abdullah (r.a.) şu hadisi rivayet eder. RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Birisinin malını kapıp kaçan kimsenin elini kesmek yoktur. Açıkta bulunan bir malı kapıp kaçan bir kimse, bizden değildir.[81] Hadd-ı Hıraba, yani yol kesmenin haddi için Ehl-ı Sünnet ve'1-Cemaat Müctehid İmamlarının çeşitli görüşleri gündeme gelmiştir... Aralarında çok az fark bulunan bu görüşlerden bir tanesini zikretmek konumuz için kâfi gelir... Dileyenler, adı geçen esere ve eserede gösterilen kaynaklara müracaat edip diğer görüşleri de görebilirler... "Hanefîlere göre, eğer malı almışlarsa, sağ elleri İle sol ayakları çaprazlama kesilir. Eğer sadece yolcuları öldürmüşlerse, onlar da öldürülürler. Eğe hem adam Öldürmüş, hem de malı almışlarsa İmam (devlet yetkilisi) muhayyerdir. Dilerse çaprazlama el ve ayaklarını kestirir, sonra da onları öldürür, yahud astırır, dilerse el ve ayaklarını kestirmez, sadece öldürtür, yahud astırır. Kimseyi öldürmeden ve ma! almadan sadece yolcuları korkutmuş olan, sadece oralardan nefyedilir, yani bir hapis ve ta'zir cezalarına çarptırılır. [82] Mal emniyeti, hadd-i Hıraba ile daha sıkı koruma altına alınmış olan Daru'l-İslâm'da, ölçü ve tartı yoluyla mal emniyetinin tehlikeye düşürülmesi engellenmiştir... Bu konuda şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Noksan ölçüp tartanların vay hâline, Ki onlar insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alirlar, Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. [83] "Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir."[84] Ölçüyü ve tartıyı noksan yapanlar günah işlemiş suçlulardır.,. Ölçü ve tartıda adalet emredilmiş, noksanlık ve ihanet haram kılınmış, yani yasaklanmıştır. İslâm Devleti'nin egemen olduğu Daru'l-İslâm'da rüşvetin her türlüsü haram kılınmıştır... Rüşvet, yani haksız kazanç ve dolayısıyla gayr-ı meşru yol ile adaletten sapıp zulmederek birilerin hakkını yemek, haram kılınmış, yani tamamiyle yasaklanmıştır... Yegâne Rabbimiz Allah, şöyle buyurur: "Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve siz, bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü, yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. [85] Abdullah b. Amr (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah'ın laneti rüşvet verenin ve alanın üzerinedir (veya üzerine olsun). [86] "Tuhfe yazarı, bu hadisin şerhinde Dzetle şu bilgiyi verir: Râşî, rüşvet verendir. Müşteri, rüşvet alandır. Râiş de, bunlar arasında gidip gelen aracıdır. Rüşvet: Hak olmayan bir şeyi hak imiş gibi elde etmek için verilen mal ve menfaattir. Kişinin hakkı olan bir şeyi elde edebilmesi için mecburiyet karşısında verdiği şey rüşvet sayılmaz. Keza bir zulmü defetmek ve kurtulmak için verilen şey de rüşvet sayılmaz. Rivayet edildiğine göre Ashab-ı Kiram'dan İbn Mes'ud (r.a.), Habeşistan'da bir şeyden dolayı yakalanmış ve iki dinar vermek suretiyle kurtulabilmiştir. Tabiîlerin imamlarından bir cemaattan rivayet edildiğine göre, onlar: Bir kimsenin zulüm korkusuyla kendi canını veya malını korumak ve kurtarmak için bir şey vermesinde bir sakınca yok, demişlerdir. Avnü'l-Mabûd yazan da, EI-Karî'den naklen özetle şöyle der: Rüşvet: Bir hakkın ibtali veya hak olmayan bir şeyi hak imiş gibi elde etmek veya göstermek amacıyla verilen şeye denir. Fakat bir zulmü defetmek veya hak olan bir şeyi elde edebilmek için mecburiyet altında verilen şey rüşvet sayılmaz. Keza, hak sahibinin hakkını kazandırmak için çalışıp emek veren kimsenin aldığı mal da rüşvet sayılmaz. Mecmau'l-Bihar'da: Bir kimse, kendi hakkını elde edebilmesi veya bir zulmü başından defetmesi için verdiği şey, rüşvet değildir, denilmiştir.[87] Ebu Humeyd es-Saidî (r.a.), şöyle anlatır: Rasuiullah (s.a.s.), Ezd kabilesinden İbnu'l-Edbiye -yahud ibnu'l-Ludbiye- denilen bir adamı, Zekat memuru tayin etti. Bu adam, zekat mallarını tahsil edip geldiğinde: (Ya Rasulullah,) bu, sizin zekat malınızdır. Bu da, bana hediye verilmiştir, dedi. (Ve kendisine bir pay ayırdı.) Bunun üzerine Rasulullah: "Bu adam (bir mal memuru olmayıp da), babasının veyahud annesinin evinde otursaydı da baksaydı, kendisine hediye verilir miydi, yoksa verilmez miydi? Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, zekat memurlarından her hangi bir kişi, zekat malından haksız bir şey alırsa, kıyamet gününde muhakkak o kimse, o çaldığı malı boynunda yüklenerek getirir. Çaldığı bir deve ise, inleyip bağırarak, eğer sığır ise, böğürerek, koyun ise, meleyerek getirir." buyurdu. Sonra Rasulullah (s.a.s.) elini, biz. koltuk altının bozumtirak rengini görünceye kadar kaldırıp ve üç defa: "Ya Allah, emirlerini tebliğ ettim mi?" buyurdu.[88]Mal emniyetinin sağlanması için Faiz, Yani ribanın her türlüsü haram kılınmıştır, yani yasaklanmıştır... Faiz, bir ülkenin ekonomisinin iflas sebebinin en korkuncudur,.. Faizin piyasada serbest yer alması mal emniyetine vurulan en korkunç darbedir... Haksız kazanç zulmünün en felaketi ve felakete sürükleyen faizdir... Bundan dolayı Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "Faiz (riba). yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: 'Aliş-verİş de ancak faiz gibidir' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, aliş-verişi helâl, faizi i-se haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aiddir. Kim de, (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır. Ora-da onlar, sürekli kalacaklardır. [89] "Ey iman edenler, Allah'dan korkup sakının ve eğer i-nanmış iseniz, faizden arta kalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah'a ve Rasulü'ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) ne zulmetmiş olursunuz, ne de zulme uğratılmış olursunuz. İslâm'ın hakimiyetindeki Daru'l-îslâm'da, yani İslâm ülkesinde tamamen yasaklanan faiz, ticarete ekonomiye karıştırılmadiğı için piyasa, devamlı adil ve dengeli bir seyii takib eder... İslâm ekonomisi faizsiz bir ekonomidir... İş gücünün kullanılması ve almterinin hakkına dayalı bir nizâmdır, İslâm ekonomisi... İşçi ve işverenin haklarını adalet ölçüşünce dengeleyen İslâm, temeli haksız ve sömürüye dayanan faizi yasaklamakla, korkunç bir zulmü önlemiş ve ortadan kaldırmıştır... Bu helak edici yedi felaketten biri olan faiz, yani riba için yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in buyruklarından bir kaç tanesini kaydedelim. Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Helak edici olan yedi şeyden çekininiz. Sahabîler: Ya Rasulullah, bu yedi şey nedir?, diye sordular. Rasulullah (s.a.s.): (Bunlardan birisi de:) Riba (faiz kazancı) yemek," buyurdu.[90] Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle anlatıyor: (Rasulullah, s.a.s.) Müteakiben Urane vadisine geldi ve cemaate hutbe okuyarak şöyle buyurdu: "Şübhesİz, sizin kanlarınız ve mallarınız şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi haramdır. Dikkat edin! Cahiliyyet umuruna (işlerine) aid her şey ayaklarımın altına konulmuştur. Cahiliyyet devrinin ribası da sakıttır. İlk iskat ettiğim riba, bizim (yani) Abbas b. Abdulmuttalib'ın ribasıdır. Bu ribanın hepsi muhakkak sakıttır. [91] Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Ra-sulullah (s.a.s.) "Muhakkak insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi eline geçirdiği malı helâlden mi, yoksa haramdan mı kazandığını düşünmeyecektir.[92] Cabir (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s,): Ribayı, yiyene, yedirene, kâtibine ve şahidlerine lanet etti ve: "Onlar, müsavîdirler!" buyurdu. [93] Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Ra-sululiah (s.a.s.): "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen tek bir kişi kalmayacak, faiz yemese bile faizin buharından ona bulaşacak." İbn İsa rivayetinde: "Ona, faizin tozundan bulaşacak." dedi. îbn Mes'ud (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Faizden mal çoğaltan hiç bir kimse yoktur ki, işinin akibeti malın azalmasına dönüşmesin. [94]
-------------------------------------------------------------------------------- [1] Isra, 17/70. [2] Bakara, 2/29. [3] Nebe\ 78/8-11. [4] Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri, ona yalnızca 'ol' demesidir, o da. hemen oluverir. Her şeyin Melekûtu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunduran (Allah) ne yücedir. Ve siz, O'na döndürüleceksiniz." Yasin, 36/82-83. [5] Nemi, 27/86. [6] Necm, 53/39-42. [7] A'râf,7/10. [8] İbrahim, 14/32-33 ve Nahl, 16/12-13-14. [9] Bakara, 2/168. [10] Mâide, 5/88. [11] Aclunî, Keşfu'1-Hafa, C.l, Sh.254, Hds.783 (Taberâııî ve Ebu Nuaym'dan) [12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.I5, Hds.24. Sünen-i Ebu Davud,Kitabu'l-Buyu ve'I-İcarat, B.79, Hds.3528. Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticara, B.l, Hds.2137-2138 (Birinci cümle) [13] İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı, Terceme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. lst.1996, C.2, Sh.291, Hds.1923 (3603) Hakim'in Müstedre'inden. [14] Kasas, 28/37. [15] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.69, Hds.100. Sahih-İ Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Şerh: Kamil Miras, Ank.1980, 5. Baskı, C.8, Sh.324, Hds.1218. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd,B.8, Hds.4135-4136 (Birinci Bölüm) [16] Siinen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.2481. [17] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.19, Hds.2439. İmam Suyuti, Camiu's-Sagir Muhtasarı, C.2, Sh.31, Hds.1340 (2407) İ-mam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, C.4, Sh-160'dan. [18] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.3Û, Hds.2482. Sunen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.2I, Hds.2733. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.269, Hds.3393 (7908), İmam Ahmed b. Hanbel, EI-Müsned, C.3, Sh.456-460. [19] Hacc, 22/35. [20] El-Mikdam b. Ma'diyekrib (ra)'dan. Rasulullah (s.a.s.), şöyie buyurur : ''Dikkat! Kendine benden bir hadis ulaşacak ve koltuğuna gerilmiş olduğu halde: 'Bizimie sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır. Bu Kitab'da neyi helâl bulursak, onu helâl kabul eder ve neyi haram bulursak, onu haram kılarız!" diyecek olan bir adam çıkacak mı? Oysa Rasuluilah'ın haram kıldığı şey, Allan tarafından haram kılınan şey gibidir." Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B.10, Hds.280I. Sünen-i Ebu Davud,Kitabu's-Sünnet, B.6, Hds.4604. [21] A'râf, 7/31-32. [22] Cuma, 62/10. [23] Çünkü Allah adaîet yapanları sever." Mümtehine, 60/8. Ve (her konuda) adil davranın. Şübhesiz Allah adil olanları sever." Hucurât, 49/9. [24] Allah İse, müttakilerin velisidir." Câsiye, 45/19. "Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah, O'nun Rasulü, rukii' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir. Kim Allah'ı O'nun Rasuiü'nü ve İman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şübhe yok, galib gelecek olanlar. Allah'ın taraftarlarıdır." Mâide. 5/55-56. [25] İmam Buhârî, Edeb'l-Müfred, B.140, Hds.299 Aclunî, Keşfû'I-Hafa, C.2, Sh.32O, Hds.2833 (Ahmed b. Hanbel, EI-Müsned'den) [26] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.İ, Hds.214I. İmamBufıârî, Edeb'l-Müfred, B.142, Hds.301. [27] Rabbinizden olan mağfirete ve eni gökierle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, müttakiler için hazırlanmıştır. Onlar, bollukta da, darlıkta da, infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardaki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever."Âl-i îmrân, 3/133-134. "Onlar ki, mallarını gece, gündüz, gizli ve açık infak ederler. Artık bunla-nn ecirleri Rabbleri katındadır, onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır." Bakara, 2/274. [28] Tevbe, 9/34-35. [29] Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.9, Hds.3211. [30] Sahih-i Buhârî, Kiîabu'r-Rikak, B.10, Hds.27. Sahih-i Müslim, KitabıTz-Zekat, B.39, Hds.117, Î16-118. [31] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak. B.IO, Hds.26 ve 24-25. [32] Sünen-i îbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.I, Hds.4I00. Not: Hişam dedi ki: Ebu İdris El-Hav!anî konuşmasında: "Hadisler içinde bu hadisin durumu, altının içinde som altının durumu gibidir." demiştir. Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.22, Hds.2443. [33] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.I5, Hds.33. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.40, Hds.I20. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.27, Hds.2479. Sünen-i Ibn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.9 Hds.4!37. [34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B.19, Hds.32. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.32, Hds.94. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'S-Sadaka, Hds.8. [35] Sünen-i.Ebu Davud, Kitabu'1-Cihad, B.85, Hds.2620. Sünen-i Neseî, Kitabu Adabu'l-Kudat, B.21, Hds.5374. Sünen-i İbn Mace, Kitabu!t-Ticare, B.67, Hds.2298. Not: Bir vesk = 19 kilo 960 gr.'dır. [36] Bkz. A'râf, 7/54. [37] Âl-i tmrân, 3/26. [38] Nisa, 4/5. [39] Müminler, mü'minleri J«rakıp da, kâfirleri veliler (dostlar) edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'dan hiç bir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesi ile sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisiyle sakındırır. Varış, Allah'adır." Âl-i İmrân, 3/28. "Ey iman edenler, yahudî ve hristiyanlari dostlar (veliler) edinmeyin, Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden, onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şübhesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." Mâide, 5/51. [40] Mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şiibhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/71 "Sizden, hayira çağıran, iyiliği (ma'rufij) emreden ve kötülükten (münker-den) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler İşte bunlardır." Âl-i îmrân, 3/104. Ebu Said (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: "Sîzden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu, hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa. ' kalbiyle değiştirsin (buğuz etsin). îmanın en zayıfı da, budur." -Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.20, Hds.78. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.10, Hds.2263. Sünen-iNeseî, Kitabu'l-İman, B.I7, Hds.4975-4976. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.20, Hds.4013. Sünen-İ Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B.17, Hds.4340. [41] Mümtehine, 60/12. [42] Sahih-i Buharı, Kİtabu'l-Hudud, B.2, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.24, Hds.100. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.16, Hds.4689. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B. 11. Hds.2760. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.42, Hds.5626. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3936. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Eşribe, B.4, Hds.2112. [43] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.29. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.l, Hds.7. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.22, Hds.2583. Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.l, Hds.4844. [44] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.54, Hds.4909. [45] Sahih-i Buhârî, Kitabu Fil-İstikraz, B.20, Hds.22. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Akdiyye, B.5, Hds.10-14. [46] Sünen-i Tİmıizî, Kitabu'1-Buyu, B.71, Hds.1329. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu ve'1-İcarat, B.5I, Hds.3450-3451. Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.27, Hds.2200-2201. [47] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.38, Hds.1280. [48] İmam Buhârî, Edeb'l-Müfred, B.6I, Hds. 112. [49] Sahih-i Buhârî, Kitabu'i-îman, B.6, Hds.6. Sahih-i Müslim, Kitabu'L-İman, B.17, Hds.7I. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.9, Hds.66. Sünen-i Neseî, Kitabu'I-îman, B.I9, Hds.4984. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.22, Hds.2634. Sünen-i Dârtp<Kitabu'r-Rikak, B.29, Hds.2743. [50] Sahih-i Buhâri, Kitabu'I-Edeb, B,27, Hds.41. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Birri veVSrfâ, B.17, Hds.66. [51] Sahih-i Buhâri, Kitabırl-Edeb, B.36, Hds.56. -Kitabu's-Saiat B.88, Hds.124. -KitabıTl-Mezalinı ve'1-Gasb, B.5, Hds.7. Sahih-i Müslim, Kitabu'İ-Birri ve's-Sılâ, B.17, Hds.65. [52] Sahih-i Buhâri, KıtabuM-Buyu, B.106, Hds.S7O. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'r-Rehine, B.4, Hds.2442. [53] Sünen-i İbn Mace, Kilabu'r-Rehine, B.4, Hds.2443. [54] Mü'minler ancak kardeştirler....." Hucurât, 49/10. [55] Sahih-i Buhâri Kitabu'l-Hudud, B.13, Hds.17, B.I2,Hds.l6. -Kitabu'1-Enbiya, B.56, Hds.142. -Kitabu Fedaüu Ashabı!n-Nebî. B. 18,Hds.77. Sahih-i Müslim, Kiîabu'l-Hudud, B.2, Hds.8. Sünen-i Neşet, Kitabu Katu's-Sarik, B.6, Hds.4864-4873. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud. B.I5, Hds.43%-4397. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.1454. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.2547-2548. Not: "(Müellifin Şeyhi) Muhammed b. Rumh. dedi ki: Ben, El-Leys b. Sa'd'dan: Allah (Azze ve Celle), Rasul-ı Ekrem (s.a.s.)'in kızı Fatıma'yi, hırsızlık etmekten şübhesİz korumuştur, sözünü söylerken işittim. ' Her müslüman da bunu söylemelidir." Sünen-.i Dârimî, Kitabu'1-Hudud, B.5, Hdg.2307. [56] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu M-Akdiyye, B.14, Hds.3597 [57] Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehadet, B.8, Hbr. 13. " Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.6, Hbr,4873. [58] Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik. "Enbiyâ, 21/107. [59] Bİz seni, insanlara bîr peygamber olarak gönderdik, §ahid olarak Allah yeter." Nisa, 4/79. . "Biz seni, ancak bütün İnsanlara bir müjde verici ve uyarıcı-korkutucu o-larak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Sebe', 34/28. Alemlere uyarıcı-korkutucu olsun diye, kuluna Furkan'i indiren (Allah), ne yücedir." Furkan, 25/1. 1 "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinizin babası değildir. Ancak O, Allah'ın Rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir." Ahzâb, 33/40. €abir b. Abdullah (ra)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: ".....Peygamber, hasseten kendi kavmine gönderilirken ben, (kızıl-siyah) bütün insanlığa gönderildim." ^ Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Salat, B.56, Hds.84. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Mesacid, Hds.3. Sünen-i Dârimî, Kitabu's-Siyer, B.29, Hds.2470. [60] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Menakıb, B.23, Hbr.67. Kitabu'1-Edeb, B.80, Hbr.151. Sahih-i MüslinCKitabu'l-Fedail, B.20 ,Hbr.77. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Edeb, B.5, Hbr.4785. İmam Malik, Muvatta', Kitabu Hüsnu'I-Hulk, Hbr.2. [61] İbnu'l-Esir, El-Kâmil Fİ't-Tarih Tercümesi - İslâm Tarihi, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1985, C.2, Sh.292. İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İsî.1994, C.5, Sh.398, vd. [62] Molla Husrev, Gurer ve Dürer Tercümesi - Kaynaklarıyla Büyük İslâm Fıkhı, çev. Arif Erkan. İst. T.y. C.3, Sh.41. vd. Fetâvayı Hindiyye (Fetâvayı Alemgiriyye), çev. Mustafa Efe. Ank.T.y. CA, Sh.85, vd. [63] Mâide, 5/38-39. [64] Sahih-î Buhârî, Kitabı»11-Hudud, B.I4, Hds. 18-19-20. Saîiih-î Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.l, Hds.i Sünen-i İbn Mace. Kitabu'l-Hudud, B.22, Hds.2585. Sünen-i Neseî, Kitabıı Kaîi's-Sarik, B.9, Hds.4834-4897, B.İ0, Hds.4898-4908. Sünen-i Ebu Dsvud, Kitabu'l-Hudud, B. 11, Hds.4384. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.16,Hds.l471. İmam Malik, Muvatta', Kİtabu'l-Hudud, Hds.24-25. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hds.2305. îçt: Dörtte bir dinar: Çeyrek altın ve fazlası, on dirhem gümüş ve fazlası. [65] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.17, Hbr.1473. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.21, Hbr.4411, Sünen-İ İbn Mace, Kitabu'1-Hud*!, B.22, Hbr.2587. Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.18, Hbr.4949-4950. [66] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.28, Hds.2595. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.4394, Sünen-i Ne'seî, Kitabu Katu's-Sarik, B.5, Hds.4852-4855. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.3, Hds.2304. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.28. [67] Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.5, Hds.4856-4857. Sünen-i Ebu Davud,. Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.4376. [68] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'I-Hudüd, Hbr.29. [69] Çünkü hırsız, ya sabaha kadar uyuyarak gecesini geçirir, ya da hırsızlık yapmak için sağa-sola dolaşır. İbadetle, özellikle gece ibadetiyle hırsızlık bir arada bağdaşmaz. [70] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr.30. [71] İmam İbn Teymİyye ve İbn Kayyum e!-Cevzî, İslâm Hukukunda Kıyas, çev. Mehmet Keskin, İst. Î985, Sh.169-170. [72] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.29, Hds.2597. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.8, Hds.4380. Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.3, Hds.4848. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.2308. [73] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hbr.2588. [74] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.I2, Hds.4390. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.28, Hds.2596. Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.12, Hds.4925-4926. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.54, Hds.1303-1304. [75] Ebu Bekir Muhammet) b. İbrahim b. el-Munzir, Kitabu'1-İcmâ', çev. Doç. Dr. Abdullcadir Şener, Ank.I983, Sh.78-79. [76] Abdurrahman Cezîrî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı, çev. Mehmet Keskin, İst. 1990, C.7, Sh.3104. Aynı konu, 3081-3158 sahifeleri arasındaki Dört Mezhebin görüşleri çerçevesinde izah olunmuştur... [77] Mezhebierin merhum İmamları ittifak ederek dediler ki: Bir grup hırsız, bir malı çalmaya İştirak eder ve her birisi o maldan nisab miktarı bir kısmı elde ederse, hırsızlardan her birine had tatbik etmek gerekir ve elleri kesilir. Çünkü hepsi de hırsızlığa iştirak etmiştir. Çalınan malın mahfazası içine girdikleri için hepsi de, manen o malı yerinden çıkarıp almıştır. Çalınan malı, yerinden almakta biri, diğerine yardım ettiği için fiilen hırsızlığa iştirak etmiştir. Zaten hırsızlar bunu, adet haline getirmişlerdir. Şu hâlde çalma eylemi, Şer'an onlardan her birine ayrı ayrı nisbet edilir....." Abdurrahman Cezîrî, A.g.e. C.7, Sh.3134. [78] Abdurrahman Cezîrî, C.7, Sh.3135. Hadd-i Sirkat için ayrıca bkz. Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, çev. Ahmet Efe, vdg. İst.l99J, C.7, Sh.387-416. [79] Mâide, 5/33-34. [80] Siinen-i îbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3935-3937. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'J-Cihad, B.128, Hds.2703-2705. [81] Sünen-ı Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.13 Hds 4391 [82] Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, A.e e Cl Sh 473 [83] Mutaffifin, 83/1-3. [84] Isra, 17/35, Şııarâ, 26/82, Rahman, 55/9, Hûd, 11/84-85, A'râf, 7/85. [85] Bakara, 2/188, Nisa, 4/29. [86] Sünen-i îbn Mace, Kitabu'I-Ahkam, B.2, Hds.2313. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Ahkam, B.9, Hds.1351-1352. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Akdiyye, B.4, Hds.3580. [87] Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi İst 1983 C6 Sh.368-369. [88] Sahih- Buhârî, Kitabu'1-Hibe ve Fadliha ve't-Tahid aleyha, B.15, Hds.31. Diğer nvaeyetler için bkz: İmam Malik, Muvatta', Kilabu'1-Buyu, Hbr.68. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.43, Hbr.5631. [89] Bakara, 2/275. [90] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Vesaya, B.24, Hds.29. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-îman, B.38, Hds.I45. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'i-Vesaya, B.10, Hds.2874. Sllnen-i Neseî, Kitabu'I-Vesaya, B.12, Hds.3652. [91] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Hacc, B.19, Hds.147. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'I-Menasık, B.84, Hds.3074. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Menasık, B.56. Hds. 1905. Sünen-i Tirmizî, Kitabu't-Tefsiru'l-Kur'ân, B.IO. Not: Tirmizî'de şu ziyade vardır: "Ana mallarınız sizindir. Haksızlık etmeyecek ve haksızlık görmeyeceksi- Sünen-i Dârimî, Kitabu'I-Menasiku'l-Hacc. B.34, Hds.1857. [92] Sahih-i Buharı, Kitabu'i-Buyu, B.23, Hds.35, Sünen-i Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.2, Hds.4432. [93] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Musakat, B.19, Hds.106. Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Buyu, B.I13, Hds.I80, B.25, Hds.38. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Buyu, B.2, Hds,I22I. Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.58, Hds,2277. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu ve'l-İcarat, B.4, Hds.3333 [94] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Buyu ve'I-îcarat, B.3, Hds.3331. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Ticare, B.58, Hds.2278. Sünen-i Neseî, Kitabu'I-Buyu, B.2, Hds.4433. »
Yorum yok Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!. |
| Sonraki > |
|---|
yozgat av videoları islami sohbet
maç özeti
islami radyo ilahiler kral oyun