|
İnsan, beden ve ruhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Zaten bedenimize canlılık ve hareket veren ruhtur. Allah’ın belirlediği vakit gelince ruh bedenden ayrılır. Bu ayrılmaya ölüm denir. Yüce Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Her canlı ölümü tadacaktır.” [9] Ölüm her insan için takdir edilmiştir. Zamanı gelince her insan ölecektir. Ölüm dünya hayatından âhiret hayatına geçiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Dünyada garip veya bir yolcu imiş gibi yaşa” (Mücahid der ki:) İbn Ömer de: ‘(Ey mü’min) akşama eriştiğinde sabahı bekleme. Hastalığın için sıhhatinden ve ölümün için hayatından istifade et, vaktini boş geçirme’ diye vasiyet ederdi.” [10] “Hiç kimse nerede öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” [11] İnsan nerede, nasıl ve ne şekilde öleceğini bilmediği halde çok rahat bir şekilde yaşamına devam ediyor. Tabiî ki, bu, dünya yaşamına dalmaktan, ölümü ve âhireti gereği gibi düşünmemekten kaynaklanmaktadır. Rabbimiz şöyle buyarmaktadır: “İnsanların hesap verme günleri (ölüm) yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde (Allah’a kulluk yapmaktan) yüz çevirmektedirler.” [12] Her an ölüm gelebileceğine göre, ölüme hazırlıklı olmalı, Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınmaya çok dikkat etmeliyiz. Çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Yaptığınız bütün işlerden muhakkak sorulacaksınız (hesaba çekileceksiniz).” [13] Her insan zamanı gelince ölecek ve dünyada yaptıklarından hesap verecek, iyi işler yapmışsa mükâfatını; şeytanî işler yapmışsa cezasını görecektir. Ölüme çare yoktur. Bir şiirde dile getirildiği gibi ölmemeye çaren mi var? Gururlanma insanoğlu Ölmemeye çaren mi var? Hazan görmüş bir gül gibi, Solmamaya çaren mi var? Dünya değirmendir döner, Bütün mahluk ona biner, Yağı biten kandil söner, Sönmemeye çaren mi var? Katma mülke haram malı, Fayda vermez kilim, halı, Bu emanet olan canı, Vermemeye çaren mi var? Düşünmezsin hiç ölmeyi, Terk etmezsin sen gülmeyi, Yakası yok al gömleği, Giymemeye çaren mi var? Ölünce dünya yaşamı biter, eğer imanı ile ölmemiş ise insan bunu çok acı bir şekilde çeker. Ölümü sık sık düşünmeliyiz. Ölümü düşünmek, kişinin iyi işler yapmasına, kötü işlerden sakınmasına sebep olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “İnsana vâiz (nasihatçi) olarak ölüm kâfidir.” [14] Ölümden ibret ve öğüt almayanın başkalarının nasihatinden etkilenmesi tâbi ki zordur. Yakınları, tanıdıkları öldüğü halde ve ölüm hâdisesini birilerinin ölümüyle duyduğu veya gördüğü halde, hâlâ kendisine çeki düzen vermiyorsa, bu gafletten uyanmazsa böyle insanın sonu perişanlıktır. Merhum üstat Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde: “Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?” [15] demektedir. Tâbiî ki, ölüm, mü’min için, ölüm ötesi için hazırlık yapanlara güzel. Enes (r.a.)’nın rivâyetine göre Allah’ın Rasûlü (s.a.s.): “Kim Allah’a kavuşmayı isterse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim de Allah’a kavuşmayı istemezse, Allah da onunla kavuşmayı istemez” buyurdu. Dedik ki: “Ya Rasûlullah! hiç birimiz ölümü istemiyoruz, durumumuz nedir?” “Sizin ölümü istemeyişiniz, Allah’a kavuşmayı istememek değildir. Mü’min ölüm döşeğinde iken ona Cennetten ve Cennetteki nimetlerden, makamından, Cemalullahtan haber veren bir müjdeci geldiğinde mü’minin Allah’a kavuşmaktan daha çok arzu ettiği bir şey olmaz. Kâfir olan kişi ölüm döşeğinde yatınca, ona da Cehennemin açılmış kapısı, çekeceği azabı görünür. O da Allah’a kavuşmayı arzu etmez, Allah da ondan razı olmadığı için onu karşılamayı sevmez ” [16] diye cevap verdi. Yine bir hadis-i şerifte Abdullah b. Amr (r.a.)’dan Rasûlullah (s.a.s.): “Ölüm mü’minin hediyesidir ” [17] buyurdu. Ubeyd İbn Halid es-Sülemi Rasûlullah (s.a.s.)’in ashabından birinden naklen anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: “Ânî ölüm kâfir için gadab-ı İlâhi’nin bir yakalamasıdır, mü’min için de bir rahmettir.” [18] Görüldüğü gibi ölümden, Allah’a kulluk görevlerini yapmaya gayret eden mü’minler değil; Allah’a kulluk görevini yapmayan hevâ ve heveslerine göre yaşayanlar korkar. Çünkü onlar ölüm ötesi âhiret hayatına yönelik değil, dünyadaki zevkli, keyifli gayr-i meşrû şeylere yönelik işlerden ötürü ölümden çok korkarlar. Tabiî ki, korkunun ecele faydası yoktur. Çare, ölümden korkmak değil, çare ve çözüm mü’min olarak İslâm’a tâbi ve teslim olarak, tüm gayr-i İslâmî, bâtıl olan şeytanî işlerden uzak durmak, Allah’a iyi bir kulluk yapmaya çalışmaktır.
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|