Help!
 
 
   
 
 
 
Ana Sayfa
Ana Sayfa
İslami video klipler
Dini Resimler
Dini Sohbet
Forum
islamiforum
Sohbet
sohbet
Diğer Menüler
Canlı istekler
İlahi Sözleri YENİ
Dini Haberler
Mesih Mehdi ve Deccal
Helal Gıda
İlahi Dinle İZLE
Dini Bilgiler (Fıkıh)
Kuran-i Kerim Meali
Dinimizde Nikah Evlilik
Cennet ve Cehennem
İlginç Konular
Mahrem Konular
İslamda kadın
Sihir ve Büyü
Mezhebler
Tarikatlar
Oruç
Dini Yazılar
İlahi İndir
Kurani Kerim Oku Dinle
Site Haritası
Sitenize Radyo Ekleyin
Rastgele Videolar

Ramazan Bayramı Namazı Kılnışı
Birinci Rek'at:

Cemaat düzgün sıralar: halinde imamın arkasında yeralır ve "Niyet ettim Allah rızası için Ramazan Bayramı namazını kılmaya, uydum imama" diye niyet eder.

İmam, "Allâhu Ekber" deyip ellerini yukarıya kaldırınca, cemaat da imamın peşinden "Allâhu Ekber" diyerek ellerini yukarıya kaldırıp göbeği altına bağlar.

Hem imam, hem de cemaat gizlice "Sübhâneke"yi okur. Bundan sonra üç kere tekbir alınır. Tekbirlerin alınışı şöyledir:

Birinci Tekbir: İmam yüksek sesle, cemaat da onun peşinden gizlice "Allâhu Ekber" diyerek (iftitah tekbirinde olduğu gibi) ellerini yukarıya kaldırıp sonra aşağıya salıverirler. Burada kısa bir süre durulur.

İkinci Tekbir: İkinci defa "Allâhu Ekber" denilerek eller yukarıya kaldırılıp yine aşağı salıverilir ve burada da birincide olduğu kadar durulur.

Üçüncü Tekbir: Sonra yine "Allâhu Ekber" denilerek eller yukarıya kaldırılır ve aşağıya salıverilmeden bağlanır.

Bundan sonra imam gizlice "Eûzü-Besmele", açıktan fatiha ve sûre okur. (Cemaat birşey okumaz, imamı dinler.) Rükû ve secdeler yapılarak ayağa (ikinci rek'ata) kalkılır ve eller bağlanır.

İkinci Rek'at:
İmam gizlice Besmele, açıktan fatiha ve bir sûre okur. Sûre bitince imam yüksek sesle, cemaat da gizlice (birinci rek'atta olduğu gibi) üç kere daha tekbir alır, üçüncü tekbirden sonra eller bağlanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varılır, sonra da secdeler yapılarak oturulur.

Oturuşta, imam ve cemaat, Ettehiyyâtü, Allâhümme salli, Allâhümme barik ve Rabbenâ   âtina… duasını okuyarak önce sağa, sonra sola selam verip namazı bitirirler.
Namazdan sonra imam minbere çıkarak oturmadan hutbe okur. Cuma hutbesindeki "Elhamdülillâh" yerine bayram hutbesine,  Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Lâ İlâhe İllallâhü ve'Ilâhü Ekber, Allâhu ekber ve lillâhil-hamd" diyerek başlar. Cemaat da imamla beraber tekbir getirir. Bayram hutbesini namazdan önce okumak mekruh olduğu gibi, hutbeyi terk etmek de mekruhtur.

İmam, Ramazan Bayramı hutbesinde fıtra, kurban bayramı hutbesinde de kurban hakkında cemaate bilgi verir.

Bayram namazından önce evde ve camide, bayram namazından sonra camide nafile namaz kılmak mekruhtur.

Bayram namazından eve geldikten sonra kılınabilir. Herhangi bir sebeple bayram namazını geçiren kimse, onu kaza edemez ve tek başına kılamaz.

Bayram namazında imama birinci rek'atta zait tekbirler alındıktan sonra uyan kimse, hemen tekbirleri alır. Birinci rek'atın rükûunda yetişen kimse ise ayakta iftitah tekbirini alır. İmama rükûda yetişebileceğine kanaat getirirse zait tekbirleri de ayakta alır. İmama rükûda yetişemeyeceğini anlarsa iftitah tekbirinden sonra rükûa vanr ve rükû tespihleri yerine ellerini kaldırmadan zait tekbirleri alır. Tekbirleri alırken imam rükûdan kalkarsa kalan tekbirler kendisinden düşer.

İkinci rek' atta imama yetişen kimse, imam selam verdikten sonra ayağa kalkıp kılmadığı rek'atı, tekbirlerle beraber yerine getirir.

Ramazan bayramı namazı, bayram gününün tespit edilmemesi veya şiddetli yağmur gibi bir sebeple birinci günü kılınamaması halinde ikinci günü kılınabilir. İkinci günü de kılınamazsa artık ondan sonra kılınmaz.

Kurban bayramı namazı, aynı sebeplerle bayramın birinci günü kılınmazsa ikinci günü kılınır. İkinci günü de kılınmadığı takdirde üçüncü günü kılınabilir. Bundan sonra kılınmaz.
 2-Ramazan Ayının Başlangıcının ve Sonunun Tesbit Edilmesi Farz olan orucun vakti Ramazan ayıdır. Bu sebeple Ramazan ayının başlangıcı ile bayram gününün doğru olarak belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Ramazan ayı ile bayramları, hilali gözleyerek tesbit etmek esas olmakla birlikte bunlar, astronomi ilminden yararlanılarak hesapla da tesbit edilebilir. Maksat, Ramazan ve bayramların doğru olarak belirlenmesidir.

Nitekim, namaz vakitleri de Kitap ve Sünnette güneşin hareketi ile (daha doğrusu dünyanın güneş etrafında dönmesi ile) meydana gelen ışık ve gölge durumlarına bağlanmışken bugün, bunlar dikkate alınarak namaz vakitleri hesapla belirlenerek takvimlerde gösterilmektedir.

Günümüzde yapılan bütün gözlemler de astronomik hesapların doğruluğunu kanıtlamaktadır.

1978 yılında 19 İslam ülkesinden 40 Din ve Astronomi bilgininin katılmasıyla İstanbul'da toplanan "Rü'yet-i Hilâl" konferansında; Kamerî aybaşlarının tesbitinde, hilâlin rü'yeti (ister çıplak gözle, isterse modern ilmin rasat metotlarıyla olsun hilâl'in görülmesi) esas olmakla beraber, astronomların hesapla tesbit ettikleri aybaşlarına dinen itibar edileceği kararına varılmıştır.

Konu hakkında yeterli bilgi edinmek isteyenlerin yararlanması için, sözü edilen konferansa Diyanet İşleri Başkanlığı'nca sunulan ilmi tebliğin bazı bölümlerini özetleyerek buraya alıyoruz:

"İslâmî hükümlere göre namaz vakitlerinin belirlenmesinde Güneşin hareketlerinin (daha doğrusu, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki günlük hareketi ile Güneş etrafındaki yıllık hareketlerinin); oruç, hac, zekat, fıtır sadakası,kurban, bayram gibi ibadetlerin zamanlarının tespitinde ise, Ay'ın aylık ve yıllık hareketlerinin esas alınması gerekmektedir. Söz konusu ibadetlerin zamanlarının isabetle tayin edilebilmesi ise; Kamerî aybaşlarının, özellikle Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarının ilk günlerinin doğru olarak tespitine bağlıdır. Fıkhî eserlerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere,
İslam müctehid ve fakihlerinin büyük çoğunluğu, Rasulullah (S.A.S.) Efendimizin, "Ramazan hilâlini görünce, oruca başlayın; Şevval hilâlini görünce bayram yapın. Hava kapalı olur da, hilâl görülemezse (Şaban ve Ramazan Aylarını) 30 güne tamamlayın"el-Buhari, el-Camiu's-Sahih,ıı,279,İstanbul,1315  hadis-i şerifi ile istidlal etmişler, Kameri aybaşlarının tespitinin, bu aylara ait ilk hilâllerinin görülmesi, bu mümkün olmadığı takdirde, ayın 30 güne tamamlanması ile olacağını, bu konuda hesapla ve müneccimlerin sözleriyle amel etmenin dinen caiz olmayacağını savunmuşlardır.

Buna karşılık, sayıca az olmakla birlikte Kamerî aybaşlarının (Ramazan, Şevval ve Zilhicce hilallerinin) hesapla da tayininin mümkün, caiz ve hatta zaruri olduğunu ifade eden muhakkik fakihler de her asırda bulunmuştur.

Kamerî aybaşlarının tayininin de, mutlaka Rü'yet'in esas olduğunu, hesapla amel etmenin caiz olmadığını savunan fakihlerin belli başlı delilleri şunlardır:

1. Hadis-i Şerifte: "Hilâli görmedikçe oruca başlamayın. Hilâli görmeden orucu bırakıp bayram yapmayın. Hava kapalı olur da, hilâli göremezseniz, ayı 30 gün takdir edin."en-Nevevi,Şerhu Sahihi Müslim,vıı,188-189,Beyrut,1392/1972  buyurulmuş, hesaptan ve müneccimlerin verecekleri bilgiden söz edilmemiştir. Aksine hilalin görülmesi, görülemediği takdirde ayın 30 güne tamamlanması emredilmiştir. Hesapla amel edilmesi caiz olsaydı, Hz. Peygamber (S.A.S.) 30'a tamamlamayı emretmez, "Hesap bilenlere başvurunuz" buyururdu.


2. Peygamberimiz (S.A.S.) müneccimlere inanmayı ve ilm-i nücum ile ile meşguliyeti yasaklamış, "Kim bir kahine veya müneccime gider de (ondan gaibe ait haber sorarsa) Mulıammed'e indirileni inkâr etmiş olur."et-Terğib ve't-Terhib,C.4 S.34(Hadisi Bezzar rtivayet etmiştir.)buyurmuştur.

3. İlm-i nücum hayal ve tahminden ibarettir. Ne kesin bilgi, ne de galib zan  ifade eder. Bu sebepledir ki, kameri aybaşlarının tayininde bu ilme itimat edilemez.

4. Dinî vazifelerin vakitlerini hesapla tayin etmek, hesap bilenlerin azlığı sebebiyle, dinî hükümlerin ifasını zorlaştırır. Din kolaylıktır. Bu sebeple ibadet zamanlarının tayini, âlimin de, câhilin de kolaylıkla tatbik edebileceği basit esaslara bağlanmıştır.

Kamerî aybaşlarının, özellikle Ramazan, Şevval ve Zilhicce hilallerinin Rü'yet'ten başka astronomik hesaplarla da tayin edilebileceği görüşünü benimseyen âlimler, hesabı kabul etmeyenlerin ileri sürdükleri itirazlara şöyle cevap veriyorlar:

1. "Ramazan hilâlini görünce oruca başlayın. Şevval hilâlini görünce orucu bırakın. Hava kapalı olursa, ayı 30 güne tamamlayın" anlamındaki hadis-i şerifler, kameri aylara ait hilallerin hesapla tayin edilmesini yasaklamamakta;Müslümanların oruç, hac, kurban, fıtır sadakası, bayram gibi ibadetlerini ifa için, Ay'ın hareketlerine ait ince hesapları öğrenmekle mükellef  kılınmadıklarını, bu iş için avamın da, havasın da bilip tatbik edebileceği Rü'yet yolunun kullanılabileceğini göstermektedir.

2. Hadis-i şerifte yasaklanan ilm-i nücum, günümüzün müspet ve modern astronomi ilmi değildir. Bugünün müsbet ilmi olan astronomiyi, İslam’ın yasaklamış olması muhaldir. Burada işaret edilen ve yasaklanan şey; yıldızların hareketlerinden geleceğe ait haber ve hükümler çıkarmağa ve bir takım hurafî bilgiler elde etmeğe çalışılmasıdır. Nitekim alimler, bu ve benzeri hadis-i şeriflerde geçen "Müneccim" terimini, "yıldızların doğup batmasından geleceğe ait haber veren kimse; "Kâhin" terimini ise, "Bir şeyi vukuundan önce haber veren veya gayb hakkında hüküm veren kimse" diye tarif etmişlerdir.İbn Abidin,Mecmuatu'r-resail,ı,245  

3. Mütekaddim fakihlerin zan ve tahminden ibaret sayarak, galib zan bile ifade etmeyeceğini söyledikleri hesap ve ilm-i nücum, günümüzün hesabı ve astronomisi değil, belki bu ilme ait ilk ve çok sınırlı bilgilerdir. Günümüzde astronomi ilminin elde ettiği sonuçlar ve hesaplar kesindir.

4. Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarına ait hilallerin hesapla tayin ve tespiti için bütün Müslümanların astronomi ve ince hesapları öğrenmeleri gerekmez. Nitekim herkes hilâl aramakla da sorumlu tutulmamış, toplum içinden birkaç kişinin, hatta bir-iki kişinin hilâli arayıp görmesi ile diğerlerinden sorumluluk kalkmıştır. Özellikle günümüzde hesap, artık rü'yetten daha kolay, toplumlar için çok daha pratik hale gelmiştir. Bu itibarla, hesapla hilâlin tayini, Müslümanlar üzerine külfet ve meşakkat değil, bilakis kolaylıktır.

Bilindiği üzere Cenab-ı Hak, bütün kâinatı bir düzen içinde yaratmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

"Güneşi ışıklı ve Ay'ı nurlu yapan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için Ay'a konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre ya ratmıştır. Bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor"Yunus;5  buyurulmaktadır.

Bir başka ayet-i celilede ise
"Güneş ve Ay (belli ve sabit) bir hesaba göre hareket ederler."er-Rahman:5  buyurulmuştur.
Görüldüğü üzere, bu ayetlerin ilkinde, insanların ay ve yılları hesaplayabilmeleri için kamerî menziller tayin edildiği açıklanmaktadır. Ayrıca ilahî  kudret ve azametin anlaşılabilmesi için Güneş ve Ay' ın hareketlerinin öğrenilmesi, gök bilime önem verilmesi teşvik edilmiştir.

İkinci âyet-i celilede ise, Güneş ve Ay'ın gelişi güzel değil, sabit bir düzen ve hesap uyarınca hareket etmekte oldukları beyan buyurulmuştur.

Ayet-i kerimelerdeki bu açıklık karşısında, Güneşin ve Ay'ın hareketlerini sâlisesine kadar tesbit edebilen günümüz astronomisine karşı menfi tavır almak, istiğna göstermek ve dini günlerin tayininde bu unsurdan yararlanmayarak, yalnız Rü'yet üzerinde ısrar etmek. kanaatimizce Kur' an' ın ve sünnet' in ruhuna aykırı davranmaktır.

Rasulullah (S.A.S.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: "Biz ümmî bir milletiz, Ne yazı biliriz, ne de hesap yapmayı. Bize gerekli olan, ayın bazen 29, bazen da 30 gün olduğunu bilmekten ibarettir."el-Buhari,  buyurmuştur.

Bu hadis-i şerifle yukarıda geçen "Ramazan hilâlini görünce, oruca başlayın; Şevval hilâlini görünce iftar edin. Hava ve atmosfer şartları dolayısıyla hilâl görülmediğinde ayı 30 güne tamamlayın" anlamındaki hadis- i şerif birlikte incelenecek olursa, Rasulullah (S.A.S.)'ın kamerî  ayların başlangıçlarını tayinde Rü'yet'i esas almasındaki sebebin, o günkü toplumda yazının ve Ay'ın hareketleri ile ilgili hesapların bilinmemesi olduğu görülür.

O günkü toplumun içinde bulunduğu şartlara ve imkanlara uygun olarak gösterilen bilgi yolu üzerinde bu gün de ısrar göstermek ve İslam'ın her vesile ile teşvik ettiği müspet bilimin sonuçları karşısında müstağni davranmak, doğru olmasa gerektir.

Kamerî  aybaşlarının tespitinde, fakihlerin "Hilâli gördüğünüzde oruca başlayın..." ve benzeri hadis-i şeriflere istinaden rü'yet'i esas almaları, o devirlerde yapılabilen astronomik hesapların aybaşlarını tespitte yeterli olmadığındandır. Bu illet Hz. Peygamber (S.A.S.)'in daha önce zikrettiğimiz "Biz ümmî  bir milletiz. Ne yazı biliriz, ne de hesap yapmayı..." mealindeki hadis-i şerifinde açıkça görülmektedir. Aybaşlarının tayininde hilâl gözleme yolunun seçilmiş olması, hesapla bunu yapmanın o gün için mümkün olmadığındandır. Özellikle günümüzde ise, artık Ay'ın bütün hareketleri, en ince teferruatına kadar hesaplanabilmekte, gerek kavuşum (ictima), gerekse yeryüzünden hilâl halinde ilk defa görülebileceği yer ve zaman kesinlikle bilinebilmektedir.

Esasen-daha önce de işaret edildiği üzere-tabii ve müspet ilimlerin İslam Dünyasında gelişmeğe başladığı Tabiûn devrinden itibaren her asırda -sayıca az da olsalar-bir kısım muhakkık fakihler. Ramazan. Şevval ve Zilhicce hilâllerinin tespitlerinde hesapla ,amelin caiz olduğu içtihadında bulunmuşlardır. Nitekim, Aynî'nin  naklettiğine göre Tâbiûn'un büyüklerinden bazı kimseler, hesap yolu ile kamerin menzillerinin tespîtine itibar edilebileceğini kabul etmişlerdir. İbn Süreyc'in rivayetine göre, Mutarrıf b. Abdillah b. Şıhhîr ile İbn Kuteybe bunlardandır. Bu zatlar, yukarıda çeşitli vesilelerle zikredilen hadis-i şerifteki "hava kapalı olursa, takdir yoluna başvurun" cümlesini, cumhurun anladığı "sayıyı 30 güne tamamlayarak takdir edin" şeklinde değil, "ayın menzillerini hesapla tayin ve takdir edin" diye tefsir ve izah etmişlerdir.

Ahmed b. Hanbel ise, bu sözü "hava kapalı olduğu zaman, hilali bulutların altında varmış gibi kabul edin" şeklinde anlamıştır. O'nun içtihadına göre, Şaban'ın 29'uncu günü havanın kapalılığı sebebiyle hilal görülmezse, ertesi günü Ramazan'ın l.günü itibar edilerek oruca başlanması gerekir. Abdullah b. Ömer'in görüşü de budur.

Hadis-i şerifteki "onu takdir ediniz" tabirinin, "hesapla tayin ve takdir ediniz" şeklinde anlaşılması, özellikle yılın çoğu günlerinde havanın kapalı olduğu, güneşin bile ayda ancak bir kaç gün görülebildiği coğrafi bölgeler için de, uygulamada kolaylık sağlayıcı niteliktedir. Aksi halde, bu bölgelerde Ramazan hilâlini görmek çoğu zaman mümkün olmadığı gibi, Şaban hilâli için de aynı durum söz konusu olduğundan, önceki ayı 30 güne tamamlamak da genellikle mümkün olmayacaktır.

İbn Süreyc'in nakline göre, İmam Şafii de ayın hilâl durumunun astronomik hesaplarla tayin edilebileceği kanaatini benimseyen kimselerin, hesapla amel etmelerinin caiz olduğunu söylemiştir.

Yedinci Hicrî asrın ictihad derecesine ulaşmış fakihlerinden Takıyyûddin b.  Dakıkî'l-îd ise şu görüşleri ileri sürmüştür:

"Ay'ın kavuşum zamanını hesapla tespitine göre Ramazan orucuna başlanamaz. Çünkü, Ay'ın hilâl halinde yeryüzünden görülebilmesi kavuşum zamanından 1-2 gün daha sonra vaki olur. Şeriat, Ay'ın kavuşum (ictima) anını değil, hilâl halini aybaşına esas almıştır. Fakat, bulut, toz, sis vs. gibi görüşe mani bir sebeple görülemeyen hilâlin ufuktaki varlığı hesapla tayin edilebilirse, şer'i sebep meydana geldiği için, yeni ayın başlaması gerçekleşmiş olur. Çünkü yeni ayın başlamasında şart olan, hilâlin bizzat görülmesi değil, Ay'ın hilâl halinde ufukta mevcut olmasıdır. Görülmüş olsa da, olmasa da ilk hilâl hali ile dinen yeni ay başlamıştır. Bu durum, kesinlikle bilindiğinde, bu bilgi ile amel vacip olur."  

Konu ile ilgili hadis-i şerifler gereğince, dinen Ramazan ayının başlaması,bu aya ait ilk hilalin, güneşin batmasından sonra yeryüzünden görülebilecek bir halde, ufukta mevcut olmasıdır.

8'inci hicrî asırda yaşayan Şafiî fakihlerinden es-Sübkî de hesap ile amel etmeği benimseyen ve bu konuda uğradığı tenkidlere rağmen görüşünü ısrarla savunan alimlerden biridir. Bu konuda kaleme aldığı müstakil risalesinde Sübkî: "Ay'ın otuzuncu gecesinde Hilâlin görüldüğüne şahadet edenlere karşı, astronomi ve hesap uzmanları, hesaba göre bu gece hilâlin görülmesi mümkün değildir" deseler, astronomi ve hesap uzmanlarının sözü ile amel edilip, şahitlerin şahadeti reddedilir. Çünkü riyazi hesap kati’dir. Şahadet ise zannî dir." demektedir.İbn Abidin,Reddü'l-Muhtar,II,251-252 İst.1307  

Hesapla amel etmeyi gerekli kılan sebeplerden biri de, yeryüzünde kutup bölgelerine yaklaşıldıkça, güneşin ard arda iki doğuşu veya batışı arasındaki sürenin 6 aya kadar uzamış olmasıdır. Bu bölgelerde bugün insanlar yaşamakta ve bunlar arasında Müslümanlar da bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki Müslümanların, guruptan sonra rü 'yetle oruç tutmaları mümkün olmadığına ve "bu Müslümanlara oruç farz değildir" de denilemeyeceğine göre, Ramazan ayını ve hatta oruç saatlerini hesapla takdir etmek zarureti vardır.

Çünkü oruç, gerçekte hilalin rü 'yeti sebebiyle değil, Allah'ın emri olduğu için farzdır. Hilâlin görülmesi, oruç tutulması farz olan Ramazan ayının başladığına alamettir. Bir ibadetin vakti için alamet olarak tayin edilen şeyin bulunmaması ile, bu ibadet ortadan kalkmaz. Bu alametin bulunmayışı sebebiyle, vakit de ortadan kalkmış olmaz. O halde bu vakit başka bir alametle tayin edilir. Nitekim, akşam vaktinin girdiğini, güneşin batması ile, ikindi vaktinin girdiğini bir şeyin gölgesinin bir veya iki katı uzaması ile, yatsı vaktinin girdiğini, şafağın kaybolması ile anladığımız gibi, saatle de tayin ve tespit edebiliriz. Havanın kapalı olması dolayısıyla, gölge, fecir, şafak veya gurubun görülememiş olması, nasıl bu namazlara ait vakitleri ortadan kaldırmazsa, hilalin görülmemiş olması sebebiyle de Ramazanın başlamaması gerekmez. Hilâl görülmediğinde hesap rü'yetin yerini tutar.

Aslında rü 'yeti savunan âlimleri, kendi asırlarının sınırları içinde haklı görmek mümkündür. Çünkü, onların güvenemedikleri hesap, günümüzün kompütürlerle yapılan hesabı ve yine onların bel bağlayamadıkları ilm-i nücum Ay'ın hareketlerini, salisesine kadar bilebilen, günümüzün astronomisi değildir. Anlaşılması güç olan, hesaba karşı çıkan bu eski alimlerin tutumu değil, günümüzde hesaptan istiğna gösterip dini günlerin tayin ve tespitinde, rü'yetten başka metot kabul etmeyen kişilerin tutumudur.

Bilindiği üzere hilal, ayın ilk ve son günlerinde, yeryüzünden ince bir kavs halindeki görüntüsüne denir. Kavuşum (içtima) zamanında Ay, dünyanın hiç bu yerinden görülemediğinden kavuşum durumundaki Ay'a hilal denilemeyecektir. Gerek ayet-i celilede, gerekse hadis-i şerifte ayın başlangıcını tayin için hilalden ve rü 'yetten söz edildiğine göre, ayın kavuşum (içtima) halinin, aybaşlarına mebde' olarak alınması söz konusu olamayacaktır. Ay'ın kavuşum halinin, aybaşlarına mebde' kabul edilmesi, kanaatimizce ayet-i celile ve hadis-i şeriflerin sarahatine aykırı düşmektedir.
Kamerî  aybaşlarının hesapla tespitinde, hilâlin yeryüzünden görülme ölçüsüne uyulması halinde, gözlem yaparak hilal arayanların elde edecekleri sonuçlarla, hesabın ortaya koyduğu sonuçlar arasında tam bir uygunlukta meydana gelecektir. Böylece, hesabı kabul etmeyenlerle, hesap taraftarları arasındaki ayrılık ta, uygulama açısından son bulmuş olacaktır.

Hesapların kavuşum anı ölçüsüne dayandırılması halinde ise, dini günlerin tayin ve ilanı, genellikle bir gün önce olacak, rü'yet üzerinde ısrar edenlerin "hilâl görülmeden oruca başlandı veya iftar edildi" şeklindeki iddiaları, toplumları huzursuz etmeğe devam edecektir.

O halde, şer’an ayın başlaması, Kamerin hilâl halinde yeryüzünden görülebilecek duruma gelmesi ile sabit olacaktır.

Burada dikkate alınması gereken husus, dünyanın herhangi bir bölgesinde ayın ilk hilali görüldüğünde, yeryüzünün bütün bölgelerinde vakit ve saatin aynı olmadığıdır. Sözgelimi, 1398 H./1978 M. Yılı Şevval hilâli ilk defa 3 Eylül günü (pazarı-pazartesiye bağlayan gece) Avustralya’nın güney-doğu deniz bölgesinde, Greenwich saati ile 07.17'de görülmüştür. Bu anda, söz konusu bölgede Güneş batmış durumda iken, mesela daha batıda bulunan Mekke'de gündüz mahalli saat henüz IO.17'yi göstermektedir. Bu duruma göre, 3 Eylül Pazar günü hilalin görüldüğü bölgenin gecesine iştirak eden yerlerde bayram ilan edilmesi mümkün iken, böyle olmayan yer ve ülkelerde (Meselâ, Türkiye, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır, Cezayir, Tunus, Fas gibi hemen bütün İslam ülkelerinde) bayram ilânı mümkün değildir. O halde meselenin çözümünde uygulanacak hal tarzı kanaatimizce şöyle olacaktır:

Kavuşum anını takibenden guruptan (güneşin batışı) sonra, hilâlin görüldüğü ülkenin gecesine iştirak eden, (yani hilâl sabit olduğunda henüz imsak vakti girmemiş olan) diğer bütün ülkelerdeki Müslümanlar, bu sübûta uyacak, o geceyi takip eden günü, yeni ayın ilk günü olarak kabul ve ilan edeceklerdir.

Ancak, nadir hallerde de olsa, bu ölçünün İslam dünyasını böldüğü durumlar olacaktır. İmsaka yetişebilen ve daha çok batıda olan ülkeler, Ramazana ve bayrama girerken, doğuda olup imsaka yetişememiş olanlar bir gün gecikmiş olacaklardır .

Günümüzde artık Ay'ın bütün hareket ve menzilleri en ince teferruatına kadar bilinip kolaylıkla hesap edilebildiği ve dini ölçülere uygun olarak, hilalin ilk görüleceği yer ve zamanın kesinlikle bilinebildiği cihetle, kameri aybaşlarının tespit ve ilanında astronomiye itibar edilmelidir. Ancak, dini bir geleneğin yaşatılması düşüncesinden hareketle de ayrıca yetkili ve sorumlu merciler tarafından, hilâlin usulüne göre gözlenmesi de mümkündür. Hesaplar, hilâlin yeryüzünden görülebilme ölçüsüne dayandırıldığı takdirde,- ihtilaf-ı metalı'a itibar etmemek şartı ile - hesap ile bu gözlem arasında bir mübayenet de olmayacaktır.

Kamerî ayların başlamasına esas alınacak sınır, kavuşum (içtima) zamanı değil, Ay'ın hilâl halinde yeryüzünden ilk defa görülebileceği zaman olmalıdır. Çünkü, bu konudaki ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde Rü'yet ve Hilâl lafızları kullanılmıştır. Bilindiği üzere içtima halinde, Ay'ın yeryüzünün hiçbir yerinden rü'yeti mümkün değildir. Hilal ise, Ay'ın yeryüzünden ince bir kavs halindeki görüntüsü demektir.

-Kamerî aybaşlarının tesbiti için, hilâlin yeryüzünün herhangi bir bölgesinden görülmesi (veya bu durumun hesapla bilinmesi) yeterli görülmeli, bu bölgenin İslam Ülkeleri sınırlan içinde bulunması şartı aranmamalıdır. Çünkü artık asrımızda dünyanın her noktasında çok sayıda Müslümanlar vardır. İslam Ülkeleri sınırlan dışındaki rü 'yete itibar edilmediği takdirde, bu bölgelerde yaşayan Müslümanlarla İslam Ülkeleri arasında Ramazan ve Bayram birliği sağlanamayacaktır .

-İçtima anını takibenden guruptan (güneşten batışı) sonra hilâlin ilk defa görüldüğü ülkenin gecesine iştirak eden diğer bütün ülkelerde bu rü'yete uyularak, o geceyi takibenden gün, yeni kamerî ayın ilk günü sayılmalıdır." Başkanlığın tebliği burada bitti.
» 2 Yorumlar
2"yardımcı olduksa ne güzel" tarafından umeyr de Tuesday, 04 December 2007 21:12
başarılar
1"çok güzel site" tarafından alican de Tuesday, 04 December 2007 20:02
ben alican bu siteye girip dinikültürü dersinden aldığım ödev buradan buldum 100 aldım
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
< Önceki

Dini Bilgiler
Z ( Dini Bilgiler )
Y
V
U
T
S
R
P
O
N
M
L
K
İ - I
H
G
F
E
D
C - Ç
A
 
 
YASAL UYARI: Sitemizde bulunan tüm Multimedyaların yasal sorunlulukları multimedyalara link verilen sitelerin kendilerine aittir. yasal sorumlulukları hiçbir şekilde kabul edilemez. www.islami-video.com bünyesinde herhangi bir telif haklarına aykırı dosya bulundurmamaktadı. Ayrıca Sitemizde yer alan reklam içeriklerinin www.islami-video.com ile bir bağlantısı yoktur;
|Kullanım Şartları| ilahiler ilahiler ilahi indir | Estetik| MaviTm yozgat av videoları islami sohbet maç özeti islami radyo ilahiler kral oyun
 


Top!