|
Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir zamanlar) alemlere üstün kıldığımı anın. 48. Hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korkun.
2-122. Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir zaman) alemlere üstün kıldığımı anın. 123. Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemiyeceği, hiç kimseden bir kurtuluş karşılığı (fidye) alınmayacağı ve hiç kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden korkun. 2-254. Ey iman edenler, kendisinde hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler, zalimlerin ta kendileridir. 255. Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde de, yerde de ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında, (hiç kimse) O'nun ilminden hiçbir şey kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. 6-51. Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an'la) uyarıp-korkut; onların O'ndan başka ne velileri vardır, ne şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar. 6-70. Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bırak. Onunla (Kur'an'la) öğüt ver ki, bir nefis kendi kazandıklarıyla helake düşmeye görsün; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne de bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için kaynar bir içki ve acıklı bir azab vardır. 6-94. Andolsun, sizi İlk defa yarattığımız gibi (bugün de) “teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)” Bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır. 10-3. Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra da arşı istiva eden, işleri de evirip-çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? 10-18. Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek, yararları da dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk katmakta olduklarınızdan uzak ve yücedir." 20-108. O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. 109. O gün, Rahman (olan Allah)ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. 21-26. "Rahman (olan Allah) çocuk edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. 27. Onlar sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar O'nun emriyle yapıp-etmektedirler. 28. O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilmektedir; onlar, (İlahi) rızaya ulaşandan başkasına şefaat de etmezler. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır. 26-97. "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz," 98."Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk." 99. "Bizi suçlu- günahkarlardan başka saptıran da olmadı." 100. "Artık bizim için ne bir şefaatçi var," 101. "Ne de candan-yakın bir dost." 32-4. Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra da arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçi olanınız yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? 34-22. De ki: "Allah'ın dışında (tamı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiç bir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. 23. O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbimiz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yüce olandır, çok büyük olandır. 36-22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz." 23. "Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, onlar beni kurtarabilirler." 24. "Şüphesiz ben, o durumda apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum." 39-43. Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?" 44. De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur, Sonra da O'na döndürüleceksiniz." 40-17. Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir, 18. Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyarıp-korkut; o zaman onlar, -kahırlarını yutkunup dururlarken- yürekler gırtlaklara dayanmıştır. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi yoktur. 43-85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz. 86. O'nun dışında tapmakta oldukları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka. 53-25. İşte, son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır. 26. Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka. 74-43. Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler. 44. "Yoksula da yedirmezdik." 45. "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalıp giderdik." 46. "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk." 47. "Sonunda yakın (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı. 48. Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.[ »
1 Yorum
1"şefaat" şefaat kavramı acaba bu sdünya hayatındamı var mürşidin önünde tövbe etmeklemi olur ve onun bizim için allahtan mağfiret dilemesimidir. tıpkı sahabenin peygamber ef .önünde tövbe etmesi gibi
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|