|
* “Binekler (ve gerekli nevale) ancak üç mescid için hazırlanır : Mescid-i Harem,Benim Mescidim ve Mescid-i Aksa.” (1380) Sahih-i Buhari-Müslim-Ebu Davud : Ebu Hüreyre (r.a.)’den.İslam Fıkhı Cilt 2 Sahife 417 * Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. En-am Suresi 6/96 Güneşin doğuşunu görmezler.Ögleye kadar yatarlar. * Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız Mü’minun Suresi 23/115 Bilgisayarı bulan ilim adamı demişki:”Sıradan bir insanın beyninin yaptığını yapabilecek bir bilgisayar makinası dünya büyüklüğünde olur.” Yolculukta nâmaz Seferî veya misafir olmak demek, yolcu olmak demektir. Misafir, dört rek'atli farz namazları iki rek'at kılar. İmâma uyarsa, yine dört rek'at kılar. Misafir imâm olursa, ikinci rek'atın sonunda selâm verir. Sonra cemâat namazlarını tamamlamak için ikişer rek'at daha kılarlar. Seferî olan bir kimse, mest üzerine üç gün, üç gece mesh edebilir. Orucunu bozabilir. Yolcu rahat ise orucunu bozmaması daha iyidir. Kurban kesmesi vâcib olmaz. Cuma namazı da seferî olana farz değildir. Namaz vaktinin sonunda sefere çıkan kimse bu namazı kılmamış ise, iki rek'at kılar. Fakat vaktin sonunda vatanına gelen, bu vaktin namazını kılmamış ise dört rek'at kılar. ( (Ni'met-i islâm)da diyor ki: Nâfile nemâzları ayakda kılmağa gücü yeterken, oturarak kılmak, her zemân ve her yerde câizdir. Oturarak kılarken, rükû' için bedeni ile eğilir. Secde için, başını yere kor. Lâkin, özrü yok iken nâfileleri oturarak kılana, ayakda kılanın yarısı kadar sevâb verilir. Beş vakt nemâzın sünnetleri ve terâvîh nemâzı da, nâfile nemâzdır. Yolda, ya'nî şehr, köy hâricinde, nâfile nemâzları hayvân üzerinde kılmak câizdir. Kıbleye dönmek ve rükû' ve secde yapmak lâzım değildir. Îmâ ile kılar. Ya'nî, rükû' için, bedeni ile biraz eğilir. Secde için bundan dahâ çok eğilir. Hayvân üzerinde fazla necâset bulunması, nemâza mâni' değildir. Yerde nâfile kılarken yorulanın, bastona, insana, dıvara dayanıp kılması câiz olur. Kendi yürürken nemâz kılmak sahîh değildir. Farz ve vâcib nemâzları, şehr hâricinde, ancak özr olunca, hayvân üstünde kılabilir. Özr, inince arkadaşlarının gidip yalnız kalması, canı, malı, hayvânı için, hırsız korkusu olması, yerin çamur olması, hayvâna binmekden âciz olmak gibi şeylerdir. Mümkin ise, hayvânı kıbleye karşı durdurup kılar. Mümkin değil ise, hareket cihetlerinde kılar. Hayvân üzerindeki mahmel denilen sandık gibi şeylerin içinde kılmak da böyledir. Hayvân durdurulup, mahmelin altına direk konursa, (Serîr), ya'nî masa, kanape gibi olup, yerde kılmak demekdir. Kıbleye karşı ayakda kılması lâzım olur. Gemide nemâz kılmak, Ca'fer Tayyâr hazretleri Habeşistâna giderken, Resûlullahın ona öğretdiği gibi şöyledir: Hareket eden gemide, özrü olmadan farz ve vâcib de kılınır. Gemide cemâ'at ile kılınabilir. Hareket eden gemide de, îmâ ile kılmak câiz olmayıp, rükû' ve secde yapar. Kıbleye dönmesi de lâzımdır. Nemâza başlarken kıbleye karşı durur. Gemi döndükçe, kendisi kıbleye döner. Gemide necâsetden tahâret de lâzımdır. Hanefîde, giden gemide farzları da özrsüz iken; yerde oturarak kılmak câiz olur. Deniz ortasında demirlemiş gemi, çok sallanıyor ise, giden gemi gibidir. Az sallanıyorsa, sâhilde duran gemi gibidir. Sâhilde duran gemide farzlar oturarak kılınmaz. Sâhile çıkmak mümkin ise, ayakda kılmak da sahîh olmayıp, karaya çıkıp kılmak lâzımdır. Malı, canı veyâ geminin hareket etmek tehlükesi varsa, gemide ayakda kılması câiz olur. (Ni'met-i islâm)ın yazısı temâm oldu. (İbni Âbidîn) diyor ki, (İki tekerlekli olup da, hayvâna bağlanmadan yerde düz duramıyan arabada dururken de, giderken de nemâz kılmak, hayvân üzerinde kılmak gibidir. Dört tekerlekli araba dururken serîr gibidir. Hareket ederken ise, hayvân için yukarıda yazılı özrlerle içinde farz kılınabilir ve arabayı durdurup kıbleye karşı kılar. Durduramazsa, giden gemideki gibi kılar.) Seferî olup da, nakl vâsıtasında yerde oturamıyan veyâ kıbleye dönemiyen vâsıtadan inince, şâfi'î veyâ mâlikî mezhebini taklîd ederek, iki nemâzı cem' eder. Yerde oturabilen hastanın sandalyada, koltukda oturarak, îmâ ile nemâz kılması câiz değildir. Otobüsde, tayyârede nemâz kılmak, arabada kılmak gibidir. Sefere çıkacağı zemân, şehrin veyâ köyün kenârından i'tibâren üç günlük ya'nî onsekiz fersah = Elli dört mîl [54 x 0,48 x 4 = 104 kilometre] uzağa gitmeğe niyyet eden kimse, şehrin kenârından ayrılınca, seferî olur. İbni Âbidîn, bir mîl 4000 zrâ' ve bir zrâ' 24 parmakdır dedi. [Bir parmak, iki santimetredir. Şâfi'îde ve mâlikîde, 16 fersah = 48 mîl = 48 x 0,42 x 4000 = 80 km.dir.] Gelin nemâz kılalım, kalbden pası silelim, Allaha yaklaşılmaz, nemâz kılınmadıkca! Nerde nemâz kılınır, günâhlar hep dökülür, İnsan, kâmil olamaz, nemâzı kılmadıkca! Kur'ân-ı kerîmde Hak, nemâzı çok medh etdi, dedi sevmem kişiyi, nemâzı kılmadıkca! Bir hadîs-i şerîfde: Îmânın alâmeti, insanda belli olmaz, nemâzın kılmadıkca! Bir nemâzı kılmamak, ekber-i kebâirdir, tevbe ile afv olmaz, kazâsın kılmadıkca! Nemâzı hafif gören, îmândan çıkar hemân, müslimân olamaz o, nemâzın kılmadıkca! Nemâz kalbi temizler, kötülükden men'eder, münevver olamazsın, nemâzın kılmadıkca! 16-Yeşil elbiseli -Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu: -Gel seni camiye götüreceğim, dedim.Bu gün Cuma biliyorsun.Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun. -Biliyorum ama,Sebebini de gerçekten merak ediyorum? -Nebileyim olmuyor işte ,dedi. Belki çevrenin de tesiri var.Hem pantolonumun ütüsü bozulup dizleri çıkar diye endişe ediyorum. Gayri ihtiyari gülmeye başladım. -Herhalde şaka yapıyarsun ,dedim .Bunun için cami terk edilir mi? -Ciddi söylüyorum.Giyimime ,özellikle yeşile çok çok düşkün olduğumu bilirsin. -Gerçekten de öyleydi.Giydiği birbirinden güzel elbiselerini,mutlaka yeşilim bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı. -Peki,dedim,Hiç camiye gitmedin mi? -Çocukken dedemle birkaç kez gitmiştim.Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum.Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum. -Söyledikleri beni son derece şaşırtmış,bu konuyu açtığıma pişman etmişti.Daha sonra el sıkışıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim.Bahçedeki namaz saflarının önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.Yavaşca yanına yaklaştım ve kısık bir sesle: -Hani dedim.Camiye gelmeyecektin? -Hiç sesini çıkarmadı.Çünkü,musalla taşının üzerinde,yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu. (Cüneyd Suavi.)
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|